OKUNMA SAYISI : 250
Sovyet imparatorluğunun çatırdayıp dağılmaya başladığı dönemde, birçok bağlı
cumhuriyet gibi Azerbaycan'da da bağımsızlık rüzgarları bütün şiddeti ile esmeye
başlamıştı. Artık Azerbaycan Türk’ü, Sovyetler Birliğinin kölesi olmak yerine
hakkı olan bağımsızlığa doğru koşmaktadır. Bunun için vatanperverler bütün baskı
ve oyunlara rağmen bu kutlu yolda büyük bir azimle ilerliyorlardı. Bağımsızlık
yolunda, bütün engellemelere rağmen ortak bir cephe oluşturulmuş, başına da
Ebulfez Elçibey getirilmişti. Bu durum, başta Sovyetler Birliğinin yönetim
kademeleri olmak üzere, birçoklarının hiç hoşuna gitmiyordu. Azerbaycan'ın bu
bağımsızlık harekatı, diğer cumhuriyetlerdeki bağımsızlık harekatından daha
önemli idi . Ukrayna, Estonya, Ermenistan..vs. Cumhuriyetlerinin bağımsızlık
talepleri, Sovyet yönetimi tarafından kabul edilmesi belki hazmedilebilirdi.
Ancak Azerbaycan'ın bağımsızlığı asla… Çünkü Azerbaycan'ın bağımsızlığı, Zengin
Petrol kaynaklarının elden çıkması manasına geliyordu. Diğer taraftan Sovyetler
birliğinin sömürgesi olan Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan gibi
Türk bölgelerinin, Sovyet birliğinden ayrılmasını tetikleyebilirdi. Bu duruma
Sovyet Emperyalizmi asla müsaade edemezdi. İşte bu ve benzeri sebeplerden ötürü
Azerbaycan'daki bağımsızlık harekatı bir an önce kanlı bir şekilde
bastırılmalıydı. Bunun için düğmeye basılarak büyük plan sahneye konuldu. Artık
her türlü kötülüğü içinde barındıran cadı kazanı kaynatılmaya başlanmıştı..
Sovyet emperyalizmi, bir taraftan Azerbaycan'ı içeriden karıştırırken, diğer
taraftan sınırlarına yığınak yapmaktadır. Sovyet ajanları bir taraftan direnişin
merkezi olan Halk Cephesini dağıtmaya çalışırken, diğer taraftan Karabağda ki
Ermeni saldırılarından dolayı hassaslaşan Azerbaycan halkını provoke etmeye
başladılar ve Ermeni meselesini kaşıdılar. Halkı tahrik ettiler. Ortamın müsait
olduğunu gören KGB, kendi adamları vasıtasıyla birkaç Ermeni'yi öldürttü.
Azerbaycanlıların işyerleri kundaklandı. Bundan infiale kapılan halk,
Ermeniler'e karşı saldırıya geçti. Böylece KGB'nin istediği, Ruslar'ın tetikte
beklediği olaylar başladı. Artık Rus orduları, Bakü'de yaşayan Ermenileri
kurtarma ve dağılan düzeni tekrar kurma bahanesiyle Bakü'ye girebilirdi. Esas
amaç, yükselen halk hareketini bastırmak ve Cephecileri tutuklayarak bu harekete
son vermekti. Azerbeycanı yeniden sömürgeleş- tirmek için sahneye konulan oyun
meyvelerini vermeye başlamıştı. 19-20 Ocak 1990 gece yarısı Bakü sokaklarına
büyük bir gürültü ile giren Rus tankları işgali resmen başlatmışlardı. Her
şeyden habersiz masum Azerbaycan Türk'leri uykularından fırlayıp, Rus Silahlı
kuvvetlerine karşı, sopalarla baltalarla karşı koydular. Ruslar 35 bin kişilik
ağır zırhlılarla donatılmış "alfa" birlikleri ve "DTK-a" diye isimlendirilen,
tahribat eğitimli askerlerle hücuma geçmişti. Tarihin en büyük facialarından
biri yaşandı Bakü Azatlık Meydanın da... İki gün süren, kadın, çocuk ve
yaşlıların çoğunlukta olduğu bir katliam ile uygulanan soykırımını, dünya
ülkeleri film gibi seyretmekten başka hiç bir şey yapmadı. Adeta dut yemiş
bülbüle döndüler.. 20 Yanvar günü verilen canların her biri Hürriyet bayrağının
yükselmesine kaide oldular. Azerbaycan da hep bir ağızdan çıkan tek bir ses
vardı, "vatan sağolsun"...Bir saat içerisinde 170 Türk hayatını kaybederken,
binden fazla kardeşimiz de ağır yaralar almıştı. Abşeron "kan denizi" oldu ama,
Rus'lar da bu denizde boğulup gitti. Azerbaycan bu kanlı Yanvar hadisesinden
sonra, bedeli çok ağır olsada bir nazlı Hürriyet kazandı. Azerbeycan’ın yiğit
evlatlarının mübarek kanlarıyla kazanılan Hürriyet en büyük değerdir. Onların,
kanlarıyla taçlandırıp verdiği emanete sahip çıkmak her Türk evladının en kutsal
görevidir. Bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun…
Yorum () |
|
|
|
|
|