OKUNMA SAYISI : 297
Biliyorsunuz, Iğdır'da politikanın siyasi nabzı İdirmava (Söğütlü Kahveleri)
Kahvelerinin önünde atar. Gizli hesabı olanlar, içeride en dip masalarda oturur,
ırkçılık savaşının nasıl ve kimler tarafından kazanılacağının kritiğini
yaparlar. "Aman ha bu dönem çok, ama çok dikkatli ve tedbirli olmalıyız. Yoksa
Kürtler, iki milletvekili çıkarırlar ki o zaman da Iğdır'da yaşamak bize haram
olur." Önlerinde sanal bir siyasi harita, köy köy, mahalle mahalle oy sayımı
yaparken, bir başka masada ise, bir başka insanlar benzeri bir sanal harita
üzerinde aksi bir davranış sergiliyorlar. " Bu seçim bizim için tarihi bir
fırsattır. Ne yapıp edip bu seçimi almalıyız. Aksi takdirde Azeriler her zaman
olduğu gibi bu seçimde de iki milletvekili çıkaracaklar. O zaman da vay bizim
halimize" Diyerek gelecek kara günlerin kara hesabını yapmaya çalışırlar." Keser
kendine doğru yontar." Misali herkes kendi doğrusu etrafında döner durur ve hep
kendisine doğru yontmaya çalışır.
Nitekim adaylarımız da şöyle veya
böyle, belirlenmiş durumdadır. Artık kimse Iğdır'ı, Iğdırlıyı, Iğdır'ın
geleceğini düşünmüyor. Varsa yoksa yüreklere kök salmış, dallanmış, budaklanmış
ırkçılığın kökünü biraz daha derinlere indirmek! Onun dışında ne yapmışız
Iğdır'da? Hiç! Hem de hiçin hiçi! Size küçücük bir örnek vereyim. Sayın Valimiz
Iğdırlı mı? Değil. Iğdırlılarla bir akrabalık bağı mı var? Hayır. Yaptığı ve
yapacağı işleri sırtına mı alıp götürecek? Hayır. Yapılan bir sürü olumlu
işlerin sonucundaki" hayırları " çoğaltabiliriz. Sayın Vali; bir yandan okul
açtırmaya çalışıp derslik sayısını artırmaya uğraşırken, bir yandan da tüm Iğdır
Halkını okumaya teşvik ediyor. Bir yandan festivaller düzenleyip Iğdır'ı, yurtta
ve dünyada tanıtmaya çalışırken, öte yandan düğünlerde, bayramlarda halkla
bütünleşip, sevgi ve hoşgörüsünü herkesle paylaşmaya çalışıyor. Etrafına sevgi
saçıyor, gülücük saçıyor. Attığı şen şakrak kahkahalarla, "Ben de sizlerden
biriyim. Ben de en az sizler kadar Iğdırlıyım. Iğdır'ı çok seviyorum." Demeye
çalışıyor. Sayın Belediye Başkanı hakeza öyle. Yokluk içinde bocalayan bir
belediye bütçesiyle dişini tırnağına takarak her caddeye, her sokağa girerek,
su, kanalizasyon, asfalt, altyapı işlerini halletmeye çalışıyor. Cumhuriyetten
bu yana ilk defa asfalt gören insanlarımız oldu. Adam sokaktaki duvarını yarım
metre içeriye çekmiyor, kıyamıyor, sanki mezarı daralacakmış gibi, birde
dikleniyor ve Belediyeyi çalışmamakla suçluyor. Elimizi vicdanlarımıza koyalım
ve düşünelim! Yapılan hangi olumlu işte Sayın Valinin ve Sayın Belediye
Başkanının yanında olduk, onlara destek olduk Esnaf olarak, memur olarak hatta
milletin vekili olarak onlar kadar çaba sarf ettik mi? Hayır. Yapılan ya da
yapılacak olan olumsuzluklara karşı çıktık mı, hayır. Bütün enerjimizi, yetki ve
yeteneklerimizi geleceğimizi karartmaya çalışmak için harcayacağımıza, gelin bir
bütün olarak Iğdır'a sahip çıkalım. Iğdır'ın sorunlarına sahip çıkalım ve
payımıza düşeni üstlenip, gereğini yerine getirelim.
Bizler ilgisiz
kaldıkça, sustukça, bana ne dedikçe, memleket de idare de hep beğenmek
istemediğimiz adamlar tarafından yönetilecektir. Kötülerin en iyisiyle avunup
duracağız. Bakınız, lafı fazla uzatmadan sizlere tarihten kısa ama çarpıcı bir
örnek vereyim. Yazının başlığını da bu yüzden ANKARA SAVAŞI koydum.
1402
meşhur Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt ile Timur'un orduları karşı karşıya
gelirler. Her iki Türk Ordusu arasında amansız bir savaş başlar. Her iki
taraftan iki yüz binin üzerinde asker ve sivil kaybı olur. Beyazıt taraftarı
olan Kara Tatarlar Timur tarafına geçince Osmanlı ordusu dağılır ve Beyazıt esir
düşer. Askerler Yıldırım Beyazıt'ı alır, Timur'un huzuruna getirirler. Beyazıt'ı
gören Timur, altan altan güler. Timur'un güldüğünü gören Beyazıt, biraz da
kırgınlığını belirten bir tavırla Timur'a sorar, "Beni esir aldığın için halime
gülüyorsun değil mi"? Timur da hemen cevap verir ve derki "Ben senin haline
gülmüyorum. Ben bu koskoca ülkenin haline gülüyorum. Ki bu koskoca ülke, senin
gibi bir körle, benim gibi bir topala kalmıştır. Ben ona gülüyorum." Der
(Tarihçiler, Timur'un aksadığını, Beyazıt'ın da bir gözünden rahatsız olduğundan
söz erdeler.)
Tabiri caiz ise ve teşbihte hata olmaz, gelin bu ülkeyi ve
bu memleketi köre, topala teslim etmeyelim.
Yorum () |
|
|
|
|
|