OKUNMA SAYISI : 2855
Doğu Anadolu, Türkiye’nin en geri kalmış bölgelerinden biri olarak bilinmektedir. Geri kalmışlığın nedeni olarak bazen devlet, bazen yöre halkı, bazen kalkınma programları kusurlu görüldü ve tartışıldı. Kalkınma için zaman zaman devlet, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler tarafından çeşitli kalkınma programları hazırlandı. Bu programları değerlendirmek için sosyal, siyasal ve akademik platformlarda çeşitli toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda bölge halkına çeşitli ümitler vaat eden konular tartışıldı. Hatta seçimden seçime bu ümitler tazelendi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’deki bölgeler arasında ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişlik farkı birbirine yakın iken, sonraki yıllarda bu fark daha da büyüdü. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesinin kalkınmışlık farkı, diğer bölgelere göre Türkiye’de serbest piyasaya geçişin yaşandığı 1980’ler sonrasında derinlik kazanmıştır. Bu dönem öncesinde bölge, gıda gibi bazı temel ihtiyaçların karşılamasında kendi kendine yeterli iken, sonraları tamamen dışa bağımlı oldu. Ancak geçen zamana, yapılan toplantılara ve hazırlanan programlara rağmen hiç birinde arzu edilen amaca ulaşılamadı. Bölgenin geri kalmışlık sorunu bağlamında hemfikir olanların sayıca çokluğuna rağmen; önerilen çözümler daha çok belli bir seviyeye ulaşmış bölgeler için geçerli olabilecek türden kalmıştır. Kalkınma programlarında önerilen veya uygulanan vergi, enerji, sosyal güvenlik primi indirimleri veya doğrudan destekli yatırım teşvikleri vs. sanayisi orta düzeyde olan bölgeler için geçerli olabilecek yöntemlerdir. Çünkü dikkat edilirse yatırım teşvik programları daha çok bireysel girişimciliğe hitap etmekten ziyade KOBİ’lere destek niteliğinde kaldı. Biz, uygulanan kalkınma programlarının eksikliğini veya uygulama yöntemlerini tartışma niyetinde değiliz. Fakat geri kalmış bir bölge olarak bölge üreticisine bebek endüstrisi gözüyle bakarak korunması ve bireysel girişimciliği ön plana alarak üreticilik ruhunu ev atölyelere taşınması gerektiği yönündeki görüşlerimizi belirtme düşüncesindeyiz. Çünkü yöre halkının tamamının içinde yer almadığı, sadece birkaç tane KOBİ’yi büyütmeye çalışmak ve birkaç yüz insanın istihdam etmeye çalışmak yeterli sonuç vermeyebilir. Serbest piyasaya geçiş ve özelleştirme uygulamalarının olmadığı 1980’ler öncesinde kamu eliyle organize edilen şeker pancarı ve şeker fabrikaları gibi uygulamaların bir benzeri günümüzde hem kamu hem de özel sektör eliyle yapılması gerekli olmaktadır. Bu ürün şeker pancarı olmaz, kanola gibi diğer bir endüstri bitkisi olur. Yanı bütün yöre halkını topyekun içine alacak üretim teknikleri ve buna bağlı devlet korumalı veya teşvikli endüstri kolların faal hale getirilmesi gerekmektedir. Bölgeye has tarımsal veya hayvansal ürünlere teşvik getirilerek, aynı ürünlerin yetiştirilmesinde diğer bölgelere kota konularak bölge korunabilir. Eğer bölge kalkınması sağlanabilinirse, bölgeler arası göçün önüne geçileceğinden gelişmiş bölgelerin altyapı ihtiyaçlarını karşılama yükü hafiflemiş olur. Son aylarda bazı işadamı dernekleri tarafından önce iller bazından sonra bölgesel olarak, bölge kalkınma için yapılan toplantılarda, bölgenin kalkınma probleminin ele alınarak gündemde tutulması sevindirici bir olaydır. Bilindiği gibi gündemde olmayan sorun, çözümü göz ardı edilen sorundur. Bölge sorunu sadece ekonomik mi… tartışılır. Ancak ekonomik sorunların psikolojik, sosyolojik, kültürel ve ahlaki boyutları da mevcuttur. Her şeyden ziyade ticaret ahlakı bitmiş, sorunların çözümünde hakem kurumların geç karar süreçleri, ekonomik örgütlenmelerde güven eksikliği gibi yapısal problemler ile gelişmiş bölgeler göre bakış açısı farklılığı kalkınmayı engelleyen unsurlar arasında sayılabilir. Bir teşvik söylentisi üzerine binlerce dosyanın birden aktığı, bir kişinin yaptığı ve pazarı sınırlı olan bir alanda onlarca kişinin aynı işe hücum etmesi bakış açısı yetersizliğini ortaya koymaktadır. Kalkınma hamlelerin amacına ulaşması açısından toplumsal katılımın fazla olduğu alanlardaki yatırım projelerine ağırlık verilmesi daha faydalı olabilir. Örneğin bölge kalkınmasına samimiyetle katkıda bulunmak isteyen bir iş adamımız, ev atölye mantığını esas alarak, birbirine yakın köylerde veya mahallelerde, evlere az miktarda ilk mamul vererek ve tekniğini öğreterek işlettirmesi, daha sonra ortaya çıkan ürünleri pazarlanmak üzere toplaması ve karşılığında işi yapan aileye emeklerinin karşılığını vermesi birçok ailenin komple üretime katması daha faydalı olabilir. Bu tarz uygulama, ister ticari isterse hayır niyeti ile yapılsın, yöre halkının çoğulcu katılımı sağlanırsa, kalkınma amacının ulaşılması mümkün olabilir. Bütün dünya da serbest piyasaya geçiş eğilimi gösterdiği bir dönemde, gümrük ve koruma duvarları ile korunan, rekabet edilebilirliği olmayan, kalitesiz ve modern tekniklerden uzak üretim teknikleri de tercih edilmez. Fakat serbest piyasaya geçişin yöre koşullarına uyarlanması mümkündür. Çoğulcu katılımın olmadığı kalkınma yöntemlerinin bölge kalkınmasına çözüm getirmediği, bu güne kadar uygulanan ve uygulamak için taslak olmaktan öteye gidemeyen kalkınma programları göstermiştir. Çünkü öncellikle bölgenin ekonomik sorunların çözümünde sosyolojik ve psikolojik boyutlarının olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Girişimci ruhu ve üretici olma cesaretinin kazandırılması zaruri bir ihtiyaçtır.
Yorum () |
|
|
|
|
|