OKUNMA SAYISI : 425
Haktan Aydoğdu yöresel tabirle, “kaburgadan girdeyi vurdun” derdi...
Çoğu zaman insan içinden tüm geçenleri kaleme dökmek ister... Ancak
bazen bu dediğini yapar, bazende yapamaz... Yöresel dengeler, insani
ilişkiler, her toplantıda yüz yüze bakmalar, sokakta karşılaşmalar,
yani yine yöresel tabirle “hergün yüz yüze bakıyoruz” deyimiyle bazı
konuları es geçmek durumunda kalıyoruz... Ancak bazı olaylar vardır ki
insan söylemeden edemiyor... Eski Iğdır’ı herkes kendi yaşına göre
özlüyor... Mesela ben Iğdır’ın 20 yıl öncesini özlüyorum. Çocuktum ve
her yer bana oyun alanıydı. Bahçelerden bahçelere geçer, kamışlarla
çağala yürütür, kanala yıkanmaya giderken bir somun ekmek alır, yol
boyundaki domates tarlalarından göz hakkımızı alırdık... Buna ben-zer
herkesin bir anısı vardır çocukluğuyla ilgili... Merkez cami ile Ziraat
Bankasının bitişiğinde sergi arabasında hırdavatçılık yapan, Iğdır’lı
Turizm yazıhanesinin önünde tesbih satan, Dövizcilerin önündeki
oynayarak ayakkabı boyayan, Alper giyimin önünde durup günlük
nafakasını çıkaran sigaracı eski Iğdır’dan birer kalıntıdırlar... Öyle
özlüyorum ki İydirmava kahvelerinin önünde, söğüt ağaçlarının altında
oturup çay içmeyi... Tanınan birkaç boyacının gelip ayakkabımızı
boyamasını, garsonların müşterisinin içtiği çayı bilerek getirmesini,
Mehmet Ekmekçi’nin taze ekmek kokusunu... Emireli’nin buz gibi
ayranını, Bahşo’nun şişinmesini, Ninno Sefer’in küfürlerini, Milyoner
Selo’nun köftelerini, Sinema çığırtkanlarını, Şıh Hüseyin’in
esprilerini... Eskiye gidince, Mücahit Hun’un kitabı aklıma geldi. Üç
ciltlik kitapta hayel meyal hatırladığımız insanların simalarını
görünce hatırlı-yoruz. Eskinin entellektüellerini, İbrahim Bozyel’in
başarı-sını. Mikail Göleli’nin karizmasını, Turgut Demirkaya’nın
heybetini, Mehmet Aras’ın atikliyini, Faruk Bakış’ın cesaretini, Faruk
Toka’nın olgunluğunu, Firuz Ağanın foterini özlüyorum... hayatta olan
veya göçüp gidenleri gözümüzün önünden bir filim şeridi gibi
geçirdiğimizde nede güzel mert insanlarımızın var olduğuna birkez daha
şehadet getiriyoruz. Niye yazdım bilmem ama, şehrin merkezinde bir
hırdavatçı, bir boyacı, bir sigaracı ve bir tesbihçi kim-seye bir zarar
vermez. Orada ki esnaflarda o kişilerin varlığından rahatsız
değillerdir... Bilakis bana bunları kaldırmasınlar diyen esnaflarımız
bulunmaktadır...
Yorum () |
|
|
|
|
|