OKUNMA SAYISI : 1231
9-18 Haziran tarihleri arasında yapılan 4. Türkçe Olimpiyatları, Türkçemiz elimizden kayıp giderken çok anlamlı, gerekli bir organizasyon olarak geniş kitleler tarafından takdir topladı. Ancak bu yıl dördüncüsü yapılırken çoğu insanın haberi oldu. Daha önceki yıllarda da etraflıca ve etkili bir şekilde kamuoyuna duyurulabilirdi. Türkçemizi dünyada hak ettiği konuma getirmede, dilimizin daha yaygın bir şekilde kullanılmasında ve bir dünya dili olma yolunda böyle faaliyetlere daha fazla ağırlık verilmeli ve daha geniş kitlelerin katılımı sağlanmaladır. Bu yıl 4. Türkçe Olimpiyatları'na 83 ülkeden 355 öğrenci katıldı. Televizyonlarımızdan katılan öğrencilerin ağzından Türkçe şiirler, şarkılar, sunular ve hikâyeler dinlemek hepimizi çok duygulandırdı. Türkçe olimpiyatları önümüzdeki yıllarda daha fazla ülkeden ve daha fazla katılımcıyla gelişerek dev bir organizasyona dönüşmesinde hiç birimizin şüphesi yoktur. Dilimizi dünya gençlerine öğretirken, kendi insanlarımıza dilimizin içinde bulunduğu durumu güzelliğini ve bizler için önemini kavratmalıyız. Her yıl Mayıs ayında Türk Dil Bayramını kutlarken bu konu enine boyuna tartışılmaktadır ve çeşitli kesimlerden dilimiz ile ilgili öneriler sunulmaktadır. Milletleri yaşatan, onları bir arada tutan unsurlardan biriside sahip olduğu kültür değerleridir. Kültür değerleri içerisinde ise şüphesiz en önemli olanı dil'dir. Çünkü dil o (bir) milletin en kutsal varlığıdır, kimliğidir, adıdır, bayrağıdır, toprağıdır. Karamanoğlu Mehmet Bey, günümüzden tam 729 yıl önce. "BU GÜNDEN SONRA DİVANDA, DERGÂHDA VE BARGÂHDA, MECLİSDE VE MEYDANDA TÜRKÇE'DEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR" diye bir ferman yayınladı. Mehmet Bey, o dönemde edebiyat dili olarak Farsça, ilim dili olarak Arapçayı kullanan Selçuklulara karşı halkı etrafında toplayarak baş kaldırmış ve Türkçeyi devlet dili ilan etmişti. Aynı dönemlerde yaşayan Yunus EMRE, Âşık Paşa ve yine bunların çağdaşı olan ünlü ozanlarımız da şiirleriyle Türkçeyi bu günlere taşıyan öncü isimlerin başını çekmişlerdir. Dilimizi Anadolu'da çok güzel kullanarak, Anadolu'nun vatanlaşmasında büyük katkılar sağlamanın yanında, Oğuz Boylarına, dostluk ve kardeşlik ilkelerini aşılamışlar, onlara Türkçe seslenmiş, eserlerini katıksız öz Türkçe ile yazmışlardır. Dönemin ünlü ozanlarından Âşık Paşa, çevresinde sadece Türkçe konuşup, eserlerini Türkçe yazmamış, aynı zamanda, o güne dek moda olan Arapça ve Farsça'ya karşı Türk dilinin güçlü bir savunucusu olmuştur. Yazdığı şiirlerin birinde dönemindeki Türk dilinin durumunu açık şekilde izah etmektedir. Türk diline kimse bakmaz idi, Türklere hergiz gönül akmaz idi. Türk dahi bilmez idi bu dilleri, İnce yolu ol ulu menzilleri. Yol içinde birbirini yermiye, Dile bakıp manayı hor görmeye, Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi, Türk dilinden anlayanlat ol haki. Aradan geçen uzun zaman içerisinde Türk dili çeşitli aşamalardan geçmiş ve özellikle Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde yönetici gruplar ile halk arasında kullanılan dil tekrar bir birine yabancılaşmıştı. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çeşitli alanlarda olduğu gibi Büyük önder Atatürk, Türk dili ile ilgili konuya da el atmış ve 11 Temmuz 1932 gecesi yanında bulunanlara "Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?" diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine "Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun." diyerek, Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ancak aradan geçen 74 yıla baktığımızda dilimizin geldiği durum geçmişten çok farklıdır. Hâlbuki geçmiş dönemlerde dilimizdeki bozulma halk tabanına bu kadar inmemişti. Saraylarda veya belirli kesimlerde dil bozulurken halk saf ve duru Türkçeyi kullanıyordu Bunun yanında Teknolojik gelişmelerle birlikte ortaya daha da farklı bir durum çıkmış ve sonuçta insanlar dünyanın her tarafı ile anlık iletişim kurabilmekte, televizyon yayınları, internet, radyo yayınları ve ayrıca çeşitli oyun araçları en ücra köşelere ulaşmaktadır. Eğitim yoluyla veya ailelerin dilimizi öğretmedeki katkılarından daha fazla, kontrol edilemeyen yayınların dilimize yıkıcı olarak verdikleri zararın boyutu gün geçtikçe katlanarak artmaktadır. Bunların kullandığı, günlük yaşantımıza giren kelimeler hızla artmakta ve ortaya kuralı, düzeni olmayan ve kişilerin anlaşmasını zorlaştıran bir dil çıkmaktadır. Genç nesiller çok defa yeni türetilen kelimeleri öğrenmediği gibi eski kelimeleri de öğrenememekte. Bazen de birkaç eski kelime için bir tek yeni kelime kazanmaktalar. Böylece yeni nesillerin söz varlığı zenginleşeceğine yoksullaşmakta. Kelime sayısının sınırlılığına diğer aksaklıklar da eklenince, meramlarını doğru dürüst ifade edemez hale gelmektedirler; bunun yanında yazarken ve konuşurken doğru cümle kuramaz hâle gelmektedirler. Özellikle televizyonlarda, tanınmış şahısların ağzında, iş yerlerinin tabelâlarında kullanılan bazı yabancı kelimeler birdenbire yaygınlık kazanmakta; gazetelerimiz ve şehirlerdeki insanlarımız tarafından sıkça kullanılmaktadır. Diğer taraftan sokaklarımızda halk bunları kullanarak dilimize girmesine ve yerleşmesine katkı sağlamakta, radyo dinlediğimizde, televizyon seyrettiğimizde veya gazete okuduğumuz zaman karşılaştığımız gördüğümüz, duyduğumuz cümle ve kelimeler hafızamıza yerleşmektedir. Yazılı olarak dilimize yerleştirdiğimiz kelimler giderek artmaktadır. Artık bakkallarımız-market, şehir merkezlerimiz-centrum, büyük gösteri yerleri-showroom, sunucu-spiker, discjokey olarak yazı dilimize yerleşen yüzlercesinden bir kaçıdır. Güzelim Türkçe adlarımız artık bizden çok uzak olmuştur. Son zamanlarda çocuklarımıza konan isimler ve coğrafi yer adlarımız bile bize yabancılaşmıştır. Hâlbuki dilimizde çocuklarımız, yer adlarımız ve diğer alanlar için her türlü zenginlik ve güzellik vardır. İnsanlarımızın, daha anaokulundan itibaren çocuklarına İngilizce öğretme arzusu ölçüsünde bir duyarlılığı, ana dilimizi istenilen seviyede öğretme ve öğrenme konusunda göstermeleri gerekmektedir. Konunun diğer bir önemli tarafı; Sokakta kullanılan ve dilimize girmiş yabancı kelimelerin bir kısmı belki de 5-10 yıldan beri. Belki de 15-20 yıl'dan beri (hatta biraz daha geriye götürebiliriz) kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bunların hiçbiri, en ücra köyümüzdeki halk kitlelerine kadar tam anlamıyla yayılmamış, bundan da önemlisi, henüz manilerimize, deyimlerimize girerek kültürümüzün malı olmamıştır. Daha da önemlisi henüz manilerimiz, ninnilerimiz, deyimlerimiz bozulmamıştır. Son yılların ürünü olan bu kelimeler, henüz toplumumuzun büyük çoğunluğu tarafından benimsenmemiş hatta dilimize tam olarak yerleşmiş ve kültürümüze mal olmuş sayılmazlar. Dilimizin içinde bulunduğu bu durumdan kurtulmanın yolu önce eğitimden geçer. Çocuklarımıza ve gençlerimize dilimizin zenginlik ve güzelliğini eğitim yoluyla okul öğretmelidir. Çocuklarımız okulda okuma alışkanlığı kazanacaklar, edebî eserlerin tadına varmayı ancak okulda öğreneceklerdir. Ancak bu durum sadece okulla sınırlı kalmamalıdır. Çünkü konunun, okulun sınırlarının dışına taşan ve bütün toplumu ilgilendiren boyutları olduğu muhakkaktır. Özellikle kamuoyunun bu konuda belli bir dikkat ve şuur seviyesine ulaşması şarttır. Hatta eğitim düzeninin, ana dilini en iyi verecek şekilde belirlenmesi dahi kamuoyunun bilinçlenmesine bağlıdır. Önderimiz Atatürk, "Türk dilini, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli ve ilgili olmasını isteriz" demiştir. UNESCO tarafından hazırlanan rapora göre konuşuluş bakımından Türkçenin dünyada beşinci büyük dil olduğunu belirtiyor, sözlükte 75 bin sözcük bulunduğunu vurguluyor. Peki, bu kadar geniş sözcük hazinesine sahip ve çok geniş alanlarda konuşulan Türkçeyi doğru ve güzel olarak kullanabiliyor muyuz? Bu soruya cevap verebilmemiz için dilimizi doğru ve güzel kullanmak yolunda sadece bir ilimize veya bir kuruma görev düşmemelidir. Bununla ilgili olarak hepimize görev düşmektedir. Türk Dil Kurumunun bir yetkilisinin dediği sözlere katılmamak elde değildir. "Türkçe bizim kimliğimizdir, adımızdır, soyadımızdır; türkümüzdür, şarkımızdır, sevgimizdir. Şairin dediği gibi 'ses bayrağımızdır'. Bayrağımızı, ülkemizi, toprağımızı koruduğumuz gibi dilimizi de korumalıyız." Fazıl Hüsnü DAĞLARCA "Türkçem ses bayrağım benim", Yahya Kemal BEYATLI "Türkçe ağzımda annemin sütüdür" derken, yine Ünlü şair H. M. ŞEHRİYAR'ın dediği gibi; Türkün dili tek sevgili istekli dil olmaz, Özge dile gatsan, bu esil dil esil olmaz. Ünlü sosyologumuz ve şairimiz Ziya GÖKALP ise dilimizin, bizleri bir arada tutan en önemli unsur olduğunu bumdan 80 yıl önce "Lisan" adlı şiirinde belirtmiştir Güzel dil Türkçe bize, Türklüğün vicdanı bir, Başka dil gece bize. Dini bir, vatanı bir; İstanbul konuşması Fakat hepsi ayrılır En saf, en ince bize. Olmazsa lisanı bir. Sonuç olarak büyük önder Atatürk'ün 1930 yılında yaptığı bir konuşmada söylediği sözleri devamlı belleğimizde tutmalıyız. "Türk milletinin dili: Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bizde Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, zihnidir." "Türk demek Türkçe demektir; Ne Mutlu Türküm Diyene" Mustafa Kemal ATATÜRK Oktay SİNANOĞLU, Bir Nev-York Rüyası "BYE-BYE" TÜRKÇE Otopsi Yayınları, 4.Basım Şubat-2002, İstanbul Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (Kısaltma; ASD), II, 198 Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal'in El Yazıları, Ankara, 1969, s. 352.
Yorum () |
|
|
|
|
|