Yazar Adı
:
Ekrem BAYDAR
Yazar İletişim
:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Anasayfa arrow Ekrem BAYDAR arrow DOKUSU DEĞİŞEN GENÇLERİMİZ!
DOKUSU DEĞİŞEN GENÇLERİMİZ!
Cumartesi, 09 Ocak 2010
OKUNMA SAYISI : 2004
    Nereden başlayacağım, nasıl başlayacağım, bilemiyorum. İnanın elime kalem aldığım zaman ya da klavyenin tuşlarına dokunduğum zaman, yazılarımı bir çırpıda yazıp çıkıyorum. Oysa şimdi dakikalardır bilgisayarın başında nereden nasıl başlayacağımı düşünüp duruyorum. Amacım önce gençlerimizi incitmemek, daha sonrada, gerçekçi ve de kabul görebilecek bir yazı yazmaktır. Hep yazmak istiyordum ama nasip bu güne imiş.
        Yetmişli yılların başında, köyünden, kentinden, mahallesinden, tarlasından çiftinden çubuğundan ayrılıp Avrupa’nın çeşitli ülkelerine giden vatandaşlarımızın gençleri tatile geldiklerinde birçoğunu tanımaz olurduk. Kıyafetler değişik, hafiften omuzlara sarkan saç modeli değişik, tıraş değişik, pantolonlar belden sıkmalı, paçalar İspanyol ya da boru paça, yürüyüşlerde bir başka âlemdi zaten! Derken bizim bazı zengin ailelerden olan arkadaşlarımız da onlara özenerek İspanyol veya boru paça pantolonlar giymeye başladılar. Bulup giyemeyenler, bulup da giymek istemeyenler de onlara, “Buru boru… Boru ya da, süpürgeci hey… Süpürgeci, bizim mahalleden de geç. Hiç olmazsa bizim mahallemizde süpürülmüş olur sayende. Belediyenin de yükü hafifler.”  Veya “Senin paçalarından bir pantolon daha çıkar, boru içinde boru gibisin maşallah.” Diyerek takılırlardı. Belki biraz kıskançlık, biraz da gelenek ve görenekler, aile ve çevre baskısından ötürü… Gençlik pek aşırıya kaçmazdı. Tek aşırılılıkları saçlarının biraz uzun olması, bir de pantolonlarının geniş paça olmasıydı. Bu da hiç kimseyi rahatsız etmezdi.
      Ya şimdi! Şimdiki gençliğe bakıyorum da aşırı lafı çok çok hafif kalmaktadır. Kiminin saçı tavus kuşuna benziyor, kimininki leylek yuvasına… Aynı yuva içinde karga yuvası, onunda içinde bülbül yuvası! Üstelik de sanki o yuvanın etrafı da tel örgüyle örülmüş gibi ayrı bir saç modeli!  Kimininki ibibik (mahalli dilimizde BİBOP) kafasına, kimininki de tüyü terse dönen tavuklar misali tek tek nereden çıktıkları belli olmayan tüyler. Sakallar, usta bir ressamın kalemiyle özenerek çizilmiş incecik bir çizgidir sanki! Alt dudağın ucunda badem bir bıyık, alt çenede keçileri bile kıskandıracak incecik bir sakal…  Bir pantolon giymiş ki sorma! Pantolon demek için bin şahit lazım. Oldukça geniş ve düşük kemer bir pantolon… O küçücük kıçlarında o pantolon nasıl duruyor hayret ediyorum. Paçalarda, önde arkada, yanlarda bir sürü cep var. Bunca cep ne işe yarıyor anlamış değilim. Hele paçalarda ve arkadaki ceplerin her birine bir teneke buğday boşaltsan cebin yarısı boş kalacaktır. Arasan onlarca cepten on kuruş çıkmaz.  Hepsi işsiz, güçsüz perişan ve de peşmurde… Tanıyamıyorum, inanamıyorum, bu gençlik bizim gençliğimiz olamaz. Bundan birkaç yıl önceki, karakaş, kara göz, tertemiz, pırıl pırl giyinip kuşanan, en azından nereden geldiğini bilen, kendisinin, ailesinin, çevresinin sorumluluğunu her davranışına yansıtan o güzelim gençlerimizden eser kalmamış. Almanya’da, Hollanda’da, Amerika’da, Avusturya’da yaşayan asalak, sorumsuz, tinerci, ballici, eroinman gençlerden farkı kalmamış bizim gençlerimizin. Beni en çok düşündüren de saç modelleridir. Bir türlü anlam veremiyorum. Neyi temsil ediyorlar, amaçları nedir vallahi anlamıyorum. Karakterleri değişiyor, görünümleri değişiyor, tipleri değişiyor gençlerimizin. Ya dumura uğruyorlar ya da doku değişikliğine uğruyorlar. Evet… Evet kesinlikle dokusu değişiyor gençlerimizin!
     Dayanamadım bu yazımı yarım bırakarak şu anda bile taptaze hafızası ile dimdik ayakta duran 94 yaşındaki Ali Rıza Bağane’ye gittim. Ondan önceki, onun dönemindeki ve ondan sonraki gençlerin giyim ve kuşamlarını sordum. Bakın ne dedi bana! Doğrusunu istersen bende şaşıyorum bu modaya gençlerimizin hepsi ibibik kuşu olmuşlar sanki. Bizden önce Iğdır da popüler olan gençleri söyleyeyim sana; Azerilerden Şeref Iğdırın amcası İsmail Iğdır, Beylerbeyin oğlu Reşit Aydın, Mircabbar oğlu Cengiz Yeşilyurt, Agah Yükselin amcası Haydar Yüksel, Rıza Vural, Şahabbas Bilen (Foto), Memduh Özkaya, Osman Ataman, Nurettin Kirman, Dadaş Akar,Timur Demir, Ekber Şöllü, Salih Çöllü ve bunun gibi adını hatırlamadığım bir sürü gençler. Kürtlerden ise; Enver Güneş, Cemalettin Güneş, Emin Güneş, Cimşit Güneş, Mecit Hun, Cihangir Turan, Aziz Güney, Abdülbaki Barbaros gibi çok sayıda Kürt gençleri de vardı.. Bunlar o günlerin hem zengin hemde gözde olan popüler gençleri idiler. Hepsi tertemiz giyinir, saçları başları gayet düzgün, davranışları efendice, zengin fakir gözetmeden, Kürt, Azeri gözetmeden büyüklerine karşı gayet saygılı davranırlardı. Birçok genç onlara gıpta ile bakardı. Şimdi nerede o gençlik… Diyerek bir ahhh çekti derinden ve ekledi; Bana eski dostlarımı ve arkadaşlarımı hatırlattın, senin sayende onları da anmış oldum sağ olasın Ekrem, sağ olasın diyerek sözlerini bitirince ben de geri dönüp yazımı bitirdim ve bu duyguları da sizlerle paylaşmak istedim. Umarım sizleri sıkmadım ve gençlerimizi de üzmedim.
          Çağ değişiyor, kültürler değişiyor, sosyalleşmeler değişiyor, ilişkiler değişiyor.  Bunların hepsine eyvallah… Anlıyorum ve saygı duyuyorum ama, amasını da sizlere bırakıyorum.
Yorum (12)add
mer Can: ...
selam hocam nedir bu ikidir gencleri elestriyorsun acaba özel bir nedenimi var?
bir eyitimci olak insanlri giyim tarzi icin elestiriyorsaniz buda sizin eksiyinizdir.
ben o genclerden birisiyle konustum nedir ekrem baydarin sizinle sorunu diye o genc bana dediki mahallemizde oturuyor eskiden gelip gectiyi zaman yerimizden kalkar saygi gösterirdik ama baktikki kendi deyerlerinden uzak onu yok sayan insanlara yaranmaya calisiyor bizde tavir aldik selam bile vermiyoruz.
acaba dogrumu?


1

Ocak 10, 2010
hakan: ...
ekrem hoca yazisinda kürt gencleri diye özellikle belirtmemis ki!!!tüm genclere seslenmis.temiz giyinin güzel giyinin,pantolonunuzdan affedersiniz donunuz görünmesin.bence cokta hakli yazmis.ama sen ve senin gibilerin kendinizle sorunu olmaliki olayi hemen ekrem hocanin birilerine yaranmaya calismasina cekiyorsunuz.bence sizin kendinizle sorununuz var.yoksa ekrem hocanin kimseye yaranmaya ihtiyaci yok.azeri kimin ne oldugunu cok iyi biliyor.küfürü elestirmek,birbirinin anasina sövmeyi elestirmek ne zamandan beri yaranmak olmus???
2

Ocak 11, 2010
ekrem baydar: ...
Sevgili Mercan...
ya yazımın özünü kavrayamadın ya da kendinden uydurma bir yorum yazdın.Şartlar ne olur olsun mahallemin gençleri diğer gençler bana herzaman sevgi ve saygıyla yaklaşmışlardır.Hiç olmazsa sen gençlerin ağzı ile kendince uyduruk sözler söyleme.Eleştire bilirsin eleştirilere kızmam aksine mutlu olurum.Benim arzuladığım gençlik on cebinde on parası olmayan sorumsuz ve asalak gençlik değildir.Yüreği pek gözü pek cebi pek herzaman her koşulda sorumluluğunu bilen gençliktir.Gözlerinden öperim.yazımı birkez daha oku.
3

Ocak 11, 2010
Sz00650072 SAYAN: ...
Ekrem hocam çok güzel yazmışsın yien harka bir konuya değinmişsin ..ancak geçmişten bir çok genci saymışsın bizim dönemin gençlerini yad etmemişsin , bizim dönemin gençleride büyüklerine saygı ile küçüklerine sevgiyle davranan gençlikti...Bizleri unutmuşsun...
Tekrar tebrik eder saygılar sunarım...1970 li yılların gençlerinden Sözer SAYAN...
4

Ocak 12, 2010
tigan: ...
Evet bence doğru bir tespit.(Ekrem Hoca'nın bahsettiği konu) bunun nedenini neye yormak lazım ama yazık ki Tükiye'nin genelinde genç nesilde bu tür kendilerince çağa ayak uyma(!) ya da kendini ıspatlamaya,dikkat çekmeye bakışlarda odak noktası olma arayışı yaygın.Belki de ailede yeteri kadar sevgi görmeme en ağır neden sayılabilir. Bu konuda en büyük sorumluluk büyüklerin herkes ektiğini biçer.Büyükler,eğitimciler yani Iğdır'da yaşayan sözümona elit kesim artık elini taşın altına sokmalı ve bu geçlere kendilerini toplumun bir bireyi olduklarını hissetirmelidirler. Spor merekezleri değişik sosyal ve kültürel faaliyetler kısa sürede hayata geçirilmeli dini ve ahlaki kurallar öğretilmeli böylelikle topluma karşı bir aidiyet duygusu geliştirilmeli....
5

Ocak 16, 2010
legend_dairly: ...
1970 ve önceki yılların gençlerine : Evet eskiden büyüklere saygı küçüğklere sevgi hissi veren bir gençlik olabilirsiniz.Peki o dönemin gençleri çok efendi ise neden sınıf kapısı açıldığında sazan gibi avlandılar.ailelerini göz ardı ettiler.yozlaşma nedir.çookk iyi hatırlıyorum.ne akdar toplum tarafından onanan büyüklerimiz( yani 1970 li gençlik diyebiliriz önceside olabilir) ellerine fazla para geçtiği zaman ne yapacaklarını bilemediler (genele hitaben)kimizi eşinden ayrıldı ( acaba niçin) kimisi uzuncaa sigaralardan alıp gösteriş olsun diye gerinleşe gerinleşe podyumlarda zafer yürüyüşü yaptılar.kimisi restorantlarda dolarları serpiştirdiler....
ağır vasıta arabalara binip hız testi yaptılar..daha fzla daha fazla diyerek kaçakçılık yapmaya başladılar..
not: bu olaylar yaşanırken Sayın EKREM beyim YENİ nesil gençlik daha genç değildi.çocuktular.sosyal öğrenme nedir?çocuklar kimi örnek alır sizce.ailesinimi yoksa başka bir yerdeki x şahsınımı..babası hergece eve sarhoş gelen veya babası annesini her gece döven başka bir kadınla( hayat kadını) aldatan bir çocuk sizce nasıl bir genç olur..ondan nasıl bir etik haraket beklersin veya neleri beklersin..bir çocuk aile ortamında sağlıklı (ruhen) değilse..cevresine nasıl olumlu kişilik izlenimi verebilir ki?

üsteki yazdıklarım ığdırı ilgilendiren bir konudur..aksi halde gençlerin giyim kuşamı beni egale etmez.öyle yapmak istiyorlarsa kimse önüne gecemez.gecse bile baskınlıktan bir fayda olmaz..hem nolucak ki giysinler..ben herhangi bir saygısızlık yanlışlık görmüyorum..önemli olan kendini bilen bir gençliğin olması elbet vardır asimile olanlar..ama bunu bütüne yansıtmak da olmaz.Saygısız davranışlar her yaş gurunda var.yolda yürürken ağzı gözü oynayan amcalarımızda var.onlara da düşük bel pantolon giydirsek saçlarını şekilli yapsak bunudamı gençlere mal ediceksiniz...
6

Ocak 22, 2010
ekrem baydar: ...
SAyın legend_dairly...
görüşlerinize bütün kalbimle katılıyorum.dediğiniz gibi ben ığdırı baz alarak görüşlerimi belirttim.Dediğim gençler dün de vardı ama benim dediğim grup gençlik bugun ne dünün gençliğini anımsatıyor nede yarının gençliğine örnek olacaklardır.elbetteki bu gençleri giysileriyle değil kafa yapılarıyla eleştirmek gerekir.ancak ben bu kafa yapısınıda bahsettiğim kişilerde göremiyorum.elbetteki bunu sizin dediğinz gibi tüm gençliğe mal etmem mümkün değildir.düşüncenzden dolayı siz kutluyorum.
7

Ocak 22, 2010
legend_dairly: ...
Sayın Ekrem Bey
teşekkur ederim.
8

Ocak 26, 2010
MURTAZA AKSU: ...
SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİK

Peygamber efendimizin döneminde insanî değerlerden uzak gerici yobaz bir topluluk bir kadının şahsiyetiyle alay etti. Peygamber efendimiz ise o topluluğa savaş ilan etti. Hiç bir insanın bir kadının onur ve şerefiyle oynamaya hakkı yoktur.

Günümüzde ise kadının her türlü onur ve şerefiyle oynanıyor. Kadına yapılan zulüm ve sömürünün sadece şekilleri değişti. Dün kadının bedenini toprağa gömenler bugün şeref ve onurunu toprağa gömdüler. İleri ülkelerde dahi kadınların genelevlerde hayvanlar gibi satılmasına, konsomatris kadınların zengin masalarında çerez malzemesi olarak kullanılmasına, gazetelerin arka kapak sayfalarında genç kızların çırılçıplak soyulup bir et parçasına dönüştürülmesine, onur ve şereflerinin ayaklar altına alınmasına göz yumuyorlar. Bu kültür maalesef medyayla, dizilerle, magazinlerle bizim gençliğimize de yansıtıldı. Gençler arasında onurun ve namusun değeri kalmadı. Kızların önüne öyle bir yaşam ideali konuldu ki, sanki kızların yaşama gayesi erkeklerin adi arzularını karşılamak, onlar için makyaj yapmak, onlar için çekici görünmek oldu. Erkekler dahi fahişeleşti.

Eğer erkek cinsi arzularını tatmin etmek için bir bayanla arkadaşlık kuruyorsa bu da erkeğin fahişesidir. Başka erkeklerin kendi namusuna göz dikmesine tahammül etmek ne derece namussuzluk ve onursuzluksa, aynı şekilde başka insanların namusuna göz dikmekte o derece namussuzluk ve onursuzluktur. Bunu akıl edemeyecek insanlara elbette söyleyecek ne sözümüz olabilir?

Rahatsız mı oldunuz? Zaten biz sizi rahatsız etmeye geldik. Eğer biz topluma hizmet etmek istiyorsak rahat olan insanları rahatsız etmek, uyuyanları uyandırmak zorundayız. Asıl suçlular sizi rahatsız etmeyen insanlardır.

Bugün emperyalizmin insanlar üzerinde oynadığı en büyük oyunlardan biri halkı kültürel anlamda yozlaştırmaları ve insanları kendi insanî duruşlarından uzaklaştırmalarıdır. Emperyalizm içki, kumar, fuhuş, magazin, tele vole, at yarışı, iddaa, iskambil kâğıtları, okey taşlarıyla insanı kendi insanî değerlerinden uzaklaştırıyor. Kendi kültürünü, kendi yaşam felsefesini halka dayatıyor. İnsanın önüne öyle bir hayat koydular ki, önce çıkarlarım diyen bir insan var, onursuzluğu, menfaatçiliği, adaletsizliği bir hayat felsefesi olarak kabul eden insan var. Bu onursuz insanı emperyalizm yaratmıştır.

Onlar istiyorlar ki kendi giymiş oldukları zillet / onursuzluk elbisesini bize de giydirsinler, istiyorlar ki efendilerinin önünde bizleri diz çöktürsünler, istiyorlar ki dayattıkları yoz kültürle bizleri hak aramayan, sorgulamayan, hesap sormayan, bana neci bir halk yapsınlar, istiyorlar ki insanları özgürlükten köleliğe geçiren, insanî, ahlakî değerleri ayaklar altına alan kültüre mahkûm etsinler ve böylelikle katliamlar, tecavüzler devam etsin.

Gençlik baliyle, tinerle, esrarla, fuhuşla, aşk denilen kız erkek ilişkisiyle batıyor, Bedenleri toplum içinde ama insani duruşları toprak altında. Bedenleri toprağın altına girmeden onur ve şerefleri toprağın altına girdi. Gözlerimizi açıp baktıkça bu batmışlığa binlerce, on binlerce kez insanlığımızdan, varlığımızdan nefret ediyor bunlardan utanıyoruz.

Yok olmuş gençliğe çağrı yapılıyor; haydi gençlik zulme ve haksızlığa karşı, onursuzluğa ve zillete karşı savaşa! Kaybolan ve ölen bir gençlik nereye çağrılıyor? Bu gençlere bakıyor ve diyoruz ki “ne yukarıda bir Allah var, ne gönderilen bir peygamber, nede bir kitap var. Ne tarihte yaşamış bir Hüseyin, ne de bir Zeynep var. Tatlı yellerin estiği gül bahçesinden geçen bir insan güzel kokmaz mı hiç? O gülün kokusu hiç mi yansımaz, hiç mi sinmez insana? Oysa gençliğe baktığımızda diyoruz ki; “ne bunlara gönderilmiş bir kitap, ne de bunlar uğrunda savaşmış bir peygamber var. Ne bunların “zillet/onursuzca yaşam bizden uzaktır diyen Hüseyinleri, ne de haksızlık karşısında haykıran Zeynepleri var.

Biz ancak ve ancak izzet ve şeref için yaşarız, biz Hüseynî direnişin mirasçılarıyız diyen genç erkekler nerede? Biz Zeynep’in kızlarıyız deyip örtüsüne, iffetine sahip çıkacak olan, Zeynep gibi zulmün başına sözleriyle yumruğunu indirecek olan kızlarımız nerede?

Bize bu kültürü dayatan onursuz insanlar şunu çok iyi bilsinler ki biz devrimci imam Hüseyin’in, asil Zeynep’in öğrencileriyiz. Biz zillet içerisinde onursuzca yaşayamayız. Bizler manken değiliz ki onlar istedikleri süsü boynumuza assınlar ve bizi istedikleri gibi kullansınlar. Bizler insanız ve bizler değerlerimizle, ahlakımızla, onurumuzla, şerefimizle, inancımızla, ibadetlerimizle insanız.

Son olarak diyoruz ki “gençler bize iki tane çağrı var. Biri emperyalizmden diğeri ise peygamberden, İmam Ali’den, İmam Hüseyin’den. Biri zulümle uzlaşmaya, diğeri zulümle savaşmaya, biri kölelik ve esarete, diğeri özgürlük ve hürriyete, biri zillet ve onursuzluğa, diğeri izzet ve şerefe davet ediyor. Ya zillet, ya da izzet.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
9

Şubat 01, 2010
MURTAZA AKSU: ...
ONURLU ANNE VE BABALARA ÇAĞRI

Bir zamanlar çocuklarımıza Zeynep ismini, Fatıma ismini koyardık. Belki de her Zeynep dediğimizde kızımız, Hz. Zeyneb’i hatırlasın ve bize Zeyneb’i hatırlatsın diye. Rugeyye koyardık çocuklarımızın isimlerini, Rugeyye gibi üç yaşında olmasına rağmen babasına aşk duysun, ama Yezid askerleri başörtüsüne saldırdıklarında “babamı alın ama başörtümü” almayın diye örtüsüne sahip çıksın diye.

Çocuklarımızı öyle bir giydirirdik ki elbiseleri Hüseyin kokardı, Zeynep kokardı. Zeyneb’i, Hüseyin’i hatırlatırdı bizlere. Çocuklarımıza sadece Zeynep, Hüseyin, Fatıma ismini koymakla yetinmezdik, Zeyneb gibi, Fatıma yetiştirmeye çalışırdık onları.

Bir zamanlar bizim iffet gibi, namus gibi, doğruluk gibi, değerlerimiz vardı, bunlar için yaşardık. Bunlarsız hayatımızın bir değeri olmazdı çünkü hayat bunlarsız olmazdı. İmam Hüseyin’den öğrenmiştik onurluca yaşamayı ki, “zillet/onursuzca yaşam bizden uzaktır” diye haykıran oydu.

Ben ki Ali’nin kucağında büyümüşüm, Fatıma’nın göğsünde süt emmişim, ben mi onursuzca yaşayacağım? Rabbim benden bunu kabul eder mi? Ceddim peygamber, babam Ali, anam Fatıma bunu benden kabul eder mi? Dünyanın şerefli, onurlu ve özgür insanları Hüseyinlere onursuzca yaşamı yakıştırabilir mi?

İmam Hüseyinler, Hz Zeynepler onursuzca yaşamayı kabul etmiyorlar ama bugünün Hüseyinlerini, Zeyneplerini onursuzca yaşamaya davet ediyorlar.

Anneler, babalar Zeyneplerimizi, Fatımalarımızı ellerimizden alıyorlar. Dün Muaviye’nin çocuklara oynadığı oyunu, bugün çocuklarımıza oynuyorlar. O Emeviler ki çocuklarının isimlerini Ali koyanların başını kesiyorlardı ki, çocuklar Ali’yi tanımasın, Ali’yi hatırlamasın, Ali gibi yaşamasın. Ama İmam Hüseyin “yüz tane oğlum olsa ismini Ali, yüz tane kızım olsa ismini Fatıma koyardım” diye haykırıyordu. Siz çocuklarımıza Ali ve Fatıma’yı unutturmaya çalıştıkça, ben çocuklara Ali ve Fatıma’yı hatırlatacağım. Babam Ali gibi onurlu, anam Fatıma gibi namuslu olmayı öğreteceğim onlara. Başımı mı keseceksiniz, bana su mu vermeyeceksiniz, Ali Asgarımı mı oklayacaksınız eğer onursuzca yaşayıp isteklerinizi kabul edeceğime, sizler gibi namussuz ve onursuzca yaşayacağıma “ey kılıçlar doğrayın beni”.

Anneler, babalar kuzularınız elinizden gidiyor. Dershanelere gönderdiğiniz kızlar pastaneye, okula gönderdiğiniz kızlar parklara gidiyor. Erkeklerin iğrenç arzularına karşılık verdikleri oranda bir değere sahip olan, sokakta gezen birer et parçasına dönmüşler. Kimisi yüz elli kontöre, kimisi adi bir yüzüğe, kimisi “seni seviyorum” gibi ucuz bir yalana kullanılıyorlar. Allah için, Allah için kuzularınıza sahip çıkın, Zeynebi hatırlatın, Fatımayı anlatın onlara.

Bugün annelerle kızların yollarının ayrıldığını görüyoruz. Kültürleri farklı, düşünceleri farklı, bir tek ev adresleri aynı. Babayla oğlun iletişimi kopmuş. Aynı odada oturan aile fertlerinin gözleri televizyonda, birbirleriyle iletişim yok, diyalog yok, sohbet yok. Eşler arasında tamamıyla bağlar kopmuş. Annenin görevi yalnızca mutfakla yatak odası arasındaki boşluğu doldurmak. Yön yok, ideal yok, hedef yok.

Oysa kadınlarımız, çocuklarımız böyle bir yaşamı hak etmiyor. Kahvehanelere, televizyonlara ayırdığınız vaktinizi çocuklarınıza, eşlerinize ayrın. Tutun çocuğunuzun elinden parka götürün, tiyatroya götürün. Alın kuruyemişinizi, kapatın televizyonunuzu ailece birbirinizin yüzüne bakın, gülümseyin birbirinize, sorunlarınızı tartışın, geleceğinizi konuşun. Namazı öğretin çocuklarınıza, dürüstlüğü, doğruluğu, insana haksızlık yapmanın ne kadar kötü olduğunu öğretin onlara.

Nasıl yaşanması gerektiğini siz öğretin çocuklarınıza, diziler, tele voleler, paparazziler öğretmesin. Bugün kadınlarımızı arka kapak sayfalarında soyup onların çırılçıplak fotoğraflarını yayınlayıp kadını bir meta haline getirip onların vücutlarından para kazananlar, genelevlerde kadınları hayvanlar gibi pazarlayıp onların özgürlüklerini satın alanlara seyirci kalıp göz yumanlar bizim kızlarımıza kadınlığı anlatamazlar. Gazetelerinde iddia yarışlarıyla, at yarışlarıyla halkımızı sömürenlerin bizlere insanlık konusunda öğretecekleri bir şey olamaz. Çocuklarınız kadınlığı Zeynep’den öğrensin, direnişi Hüseyin’den, anneliği Fatıma’dan, insanlığı Ali’den öğrensin.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
10

Şubat 02, 2010
Belgin YALÇIN: ...
Merhaba Ekrem hocam..çok önemli bir sosyal problemi dillendirirken toplumsal yaşamın manevi yapılanma sahasında kendine durumdan vazife çıkaran beni sevindirdiniz.Darli arkadaşımızıda tebrik ediyorum,kara-mizahı ile nede güzel açılımlar yapmış,konuyu anlama açısından dört-dörtlük tanım yazmış,teşekkürler.Birkaç gün önce FACEBOOK sitesinde Günışığı derneğinin sahifesini açan gençler bana bir büyük olarak fikir sordular.'Teyze biz bir tartışma konusu hazırlayıp sitede sunmak istiyoruz,konumuzu belirlemede yardımcı olurmusunuz' diye...Şunu demiştim,günümüz gençlerindeki sorumluluk duygusu neden çok azalmış,neden A_SOSYAL tiplemeler mantar gibi çoğalıyorlar,neden ruhi marazlık örneği sergileyen gençlerimiz sayılamayacak kadar çoğalıyor vs.vs...Acmışlar sahifeyi,sağolsunlar,sizide bekleriz.
Darli arkadaşımızın gerçektende beğendiğim açılımlarını da asla göz ardı etmeden sizin kalbinizi tırmalayan bu gerçekleri masaya yatırmamız gerekir diye düşünen birisiyim.
Gençliğimizin dünden bugüne taşınan ve artık nerdeyse onulmaz bir yara haline dönüşen sorumsuzluk örneklemelerini inşalllah en aza indirebilme gayesiyle,Günışığı derneği olarak Başkan H.Serdar Beyinde fikri ve fiili girişimleri sonucunda haftada bir akşam(Pazar akşamı saat 19.00) uzman bir psikoloğ yönetiminde toplantılar yapmaya karar verildi.Sizlerinde görüş ve düşüncelerini açıklamanız ve böylecede bu toplumsal yaraya merhem olabilmenizi çok isteriz. Ayrıca bu güzel yazınızın konusuna da minnettarlığımı ifade ediyorum.selam ve dua ile kalın.
11

Şubat 20, 2010
legend_dairly: ...
Bende teşşekur ederim Belgin HANIM..aslında yazılacak o kadar çok varki.ben sadece bir kısmını konu ile alakalı olduğu için cümlelere döktüm..Ekrem BEY de bu başlıkla bnce bu sitedeki en favori konulardan birini açmış oldu..Iğdır için birşeyler yapmaya çalışan herkes varolsun sağolsun..Ama çekirdekten başlamalı herşey.neden sonuç ilişkiside kurmak önemli..acaba neden böyle oldu? aslında bu amaçla geniş çaplı bir anket yapılırsa asıl sebepler bir nebzede olsa gün yüzüne çıkar diye düşünüyorum..
12

Şubat 26, 2010
Yorum yazın

Kayıtlı üye değilsiniz. yorum yapmak için üye olmalısınız.Yorum sorumluluğu size ait olacaktır.


busy
 

Iğdır Resimleri

Güzel Sözler

 Atatürk Diyor ki:
Egemenlik verilmez, alınır.
 BuGün:
Arkadan konuşmak yalnız ahlaksızlık değil, korkaklıktır da.
 BuDakika:
Ne aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.