Anasayfa
|
Iğdır küçük Millet Meclisi Forumu Mart Ayı Toplantısı Yapıldı |
|
Çarşamba, 10 Mart 2010 |
OKUNMA SAYISI : 332 Iğdır küçük Millet Meclisi Forumu Mart Ayı Toplantısında “Resmi Nikâh Kıyma Kampanyası, Kadına Yönelik Eğitim ve Sığınma Evi Yapılması“ önerildi.
Görüş ve önerilerde İlimizde kadınların karşılaştıkları sorunlarda
resmi nikâhsız evlilikler, Çok eşlilik, aile içi cinsel istismar, aile
planlaması eksikliği, şiddet uygulama, eğitimsiz bırakılma gibi konular
ön plana çıktı.
Çözüm önerilerinde ise ilimiz Valiliği tarafından “Resmi nikâh
başlatma” kampanyası düzenlenerek resmi nikâhsız eşlerin resmi nikâha
kavuşturulmaları, bir kadın sığınma evinin ilimize yapılması, İmamların
resmi nikâhı olmayan çiftlerin nikâhını kıymamaları, kadına yönelik
eğitim kampanyalarının düzenlenmesi talepleri yer aldı.
Mart 2010 Iğdır küçük Millet Meclisi (IkMM) Forumunda, Av.
Dilek Sağban’ın sunumuyla “İlimizde Kadınların karşılaştıkları sorunlar
ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” başlıklı yerel konu ele
alınırken Av Yusuf Aslan’ın sunumuyla da “Ordu ve yargının politik
yaşamımızdaki yeri nedir? Ne olmalıdır?” başlıklı genel konu ele
alındı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Iğdır Küçük Millet Meclisi
Forumu temsilcisi Murat Akkuş TkMM’ler hakkında yaptığı kısa konuşmadan
sonra her toplantıda bir sivil toplum örgütü temsilcisinin platformu
yönetmesi kuralına binaen Mimarlar Odasından Iğdır eski belediye
başkanı mimar Orhan Ağırkaya’yı oturumu idare etmesi için divana davet
edildi.
Iğdır temsilciliğini Doğuş Gazetesi sahibi Murat Akkuş’un yaptığı
Iğdır küçük Millet Meclisi (IkMM) Iğdır forumunun Mart ayı toplantısı
06 Mart 2010 Cumartesi günü saat 13.00’da Iğdır Sanayi ve Ticaret Odası
meclis salonunda gerçekleştirildi.
Orhan Ağırkaya’nın yönettiği IkMM forumu Mart ayı toplantısına şu
isimler iştirak etti: İsa Bilir (İşçi emeklileri Derneği), Orhan
Ağırkaya (Mimarlar odası), Ziyat Ali Deliktaş İ(Ak Parti Karakoyunlu
İlçe Belediye Başkanı), Av. Yusuf Aslan (Iğdır Barosu), Emine Çankaya
(CHP Melekli Belde Belediye Başkanı), Mücahit Yalçın (Ülkü Ocakları
Başkanı), Mehmet Nuri Babar (Aralık Kooperatif Başkanı) Ömer Koşik
(KESK Haber-Sen), Dr. Taner Başaran (Diş Hekimleri Odası Iğdır
Temsilcisi), İsmet Tağal (Gaziler Derneği Başkanı), Av. Dilek Sağban
(Iğdır Barosu Kadın Komisyonu Başkanı), Şirin Şeylan (Öğrenci
Temsilcisi), Zehra Akay (Yeşil Iğdır Bedensel Engelliler Derneği-DSP
Kadın Kolları Başkanı), Yaşar Dönmez (İhracatçı), Murat Yikit, Haşim
Kaya, Nihat Akkuş, Sünbül Mengi, Murat Akkuş (IkMM il Temsilcisi) ile
basın mensupları ve vatandaşlar katıldılar.
Daha sonra ilk konu olarak “İlimizde Kadınların karşılaştıkları
sorunlar ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” başlıklı yerel konu ele
alındı. Iğdır Barosu Kadın Komisyonu başkanı Av. Dilek Sağban bu konuda
yaptığı sunumda şunları söyledi:
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma
işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında
greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya
kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde
kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can
verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2.
Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist
Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden
Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen
kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılması
önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat
her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı
1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar
Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları
arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü,
1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya
başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü"
olarak anılmasını kabul etti. Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk
kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı.
1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş
Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle,
1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980
Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama
yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından
"Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.
Ülkemizde ve dünyada Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın,
ancak en az cezalandırılan suçtur. Tahminlere göre 113 ile 200 milyon
arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmektedir. Ya doğar
doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da
erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara
ulaşamamışlardır. Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların
sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır.
Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on
iki milyar dolardır. Küresel olarak, on beş ile kırk beş yaş arası
kadınlar, kanser, sıtma, trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade,
erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır. En
az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı
boyunca başka türlü suistimal edilmiştir (tecavüz, kötü davranış).
Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı
bir kimsedir.
Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne
olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şeklidir. Dinsel,
kültürel vb. nedenlerle yılda iki milyondan fazla kız çocuğunun genital
organlarına hasar verilmektedir (kadın sünneti). Bu oran, 15 saniyede
bir kız çocuğudur. Sistematik tecavüz yeryüzündeki birçok çatışmalarda
bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Ruanda soykırımı (1994)
esnasında 250.000 ila 500.000 kadının tecavüze uğradığı tahmin
edilmektedir. Araştırmalar, kadına karşı şiddet ile HIV virüsü arasında
yükselen bağlantıyı göstermekte ve HIV bulaşmış kadınların daha fazla
şiddete maruz kaldıklarını, şiddet kurbanlarının da HIV bulaşma
risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Görüş ve önerilerde İlimizde kadınların karşılaştıkları sorunlarda
resmi nikâhsız evlilikler, Çok eşlilik, aile içi cinsel istismar, aile
planlaması eksikliği, şiddet uygulama, eğitimsiz bırakılma gibi konular
ön plana çıktı.
Çözüm önerilerinde ise ilimiz Valiliği tarafından “Resmi nikâh
başlatma” kampanyası düzenlenerek resmi nikâhsız eşlerin resmi nikâha
kavuşturulmaları, bir kadın sığınma evinin ilimize yapılması, İmaların
resmi nikâhı olmayan çiftlerin nikâhını kıymamaları, kadın yönelik
eğitim kampanyalarının düzenlenmesi talepleri yer aldı.
Av. Yusuf Aslan: “Halkın benimsediği sivil demokratik ve özgürlükçü bir anayasa ülkemizin önünü açacaktır” dedi.
Daha sonra “Ordu ve yargının politik yaşamımızdaki yeri nedir? Ne
olmalıdır?” başlıklı genel konu ele alındı. Bu konuda geniş çaplı bir
sunum yapan Iğdır barosu Avukatlarından Av. Yusuf Aslan’ın konuşması
dinlendi. Av Aslan özetle şunları ifade etti: “Geçmişte yaşanan
müdahaleler neticesiyle ülkemizde yasama, yürütme ve yargıdan sonra
silahlı kuvvetlerin bir dördüncü erk olarak algılanması yanlışı ister
istemez zihinlerde yer edinmiştir. Oysaki demokrasilerde ve yasalarda
bu böyle değildir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yüksek Askeri
Şura kararlarının tartışılmaz oluşu ve itiraza mahal verilmeyerek
sorgulanamamasını da bir hukukçu olarak yanlış buluyorum. Bu kurumların
yanlış karar verme durumları da söz konusu olabilir bu nedenle itiraza
ve muhakeme edilmeye açık kurumlar haline getirilmelidirler diye
düşünüyorum. Ordunun politik yaşamda yer bulması demokrasiyi
içselleştirmiş ülkelerde mümkün değildir. Ordu bir ülkenin savunma
gücüdür. Ülkeye bir iç ve dış tehdit vuku bulduğunda göreve çağırılır.
Bunun dışındaki ordu müdahalelerin olduğu bir ülkede demokrasiden söz
edilemez. Ordu ve yargı politikadan ve politik yaşamımızdan tamamen
uzak olması gereken kurumlardır. Çünkü görev alanları bellidir.
Bence 367 ayıbının yaşandığı ülkemizde ordunun görev alanının
dışındaki mecralarda rol alması ne kadar yanlışsa, yargının hukuku
kötüye kullanması da o derece yanlıştır. Tüm sorunların çözüm yeri TBMM
olmalıdır. Ülkeyi seçilmişler yönetmelidir. Türban ve katsayı
konularında verilen kararları bir hukukçu olarak hukuken olumlu ve
doğru bulmuyorum. Ülkemizde bir anayasa değişikliğine ihtiyaç vardır.
Bu değişiklik yapılırken mutlaka halkoyuna sunulması kanımca daha doğru
olacaktır. Halkın benimsediği sivil demokratik ve özgürlükçü bir
anayasa ülkemizin önünü açacaktır”
Yorum () |
|
|
|
|
|
|
|
Iğdır Hava Durumu
 
Güzel Sözler
Atatürk Diyor ki: Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. BuGün: Dostlarınız azaldığı derecede ölüme biraz daha yaklaşmışşınızdır demektir. BuDakika: İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.
|