|
Salı, 25 Aralık 2007 |
OKUNMA SAYISI : 776
Toplumda yetki sahibi insanlar, kanunlarla kendilerine verilen yetkileri bir tarafa bırakarak yapmak istediklerini bağırıp çağırarak, baskı kurarak ve temel insani değerlerin üstüne çıkarak yaptırmaya çalışırlar. Bu yaklaşım belki bu tür insanların bilgi düzeyi ve yetişme tarzıdır. Belki de yaşadığı toplumun bir gerçeğidir. Peki, bu sıra dışı onur ve haysiyet kırıcı keyfi uygulamalarla karşılaşanlar ne yapmaktadır dersiniz. Hiç sadece başka birilerinin bir şeyler yapmasını beklemektedirler. İşte kıssadan hisse bir hikâye; Bir bayan sanatkâr tarafından açılan seramik sergisinde, diğer bir bayan sanatkâr gördüğü rüyayı anlatmaya başlar. Rüyada, bayan bir caddede yürümektedir. Birden bir adam bağırarak emirler vermeye başlar. Emre göre herkes kendi etrafına bir daire çizecek ve bu dairenin içinden çıkmayacaktır. Daireler tebeşir, kalem, parmak ya da zihin yardımı ile çizilecektir. Rüyada, fiziksel bir yaptırım olmamasına rağmen hiç kimse çizdiği dairenin dışına çıkamaz. Adeta hapsolmuşlardır. Fakat kötürümlüler, inmeliler hatta ölüler bile bu daireden kurtulup özgürce koşmak istemektedir.
Bir süre sonra bir kurtarıcı beklemeye başlarlar. " Birisi gelse de şu çizgileri silse… Birisi çıksa da bizi kurtarsa… Bir kurtarıcı yok mu" şeklinde sesler yükselir. Derken bir ses duyulur: "Birisi çıksa ben de çıkarım…" Fakat o birisi bir türlü ortaya çıkmaz. Bu arada bir kedi ortalıkta serbestçe gezmektedir. Herkes o kediye imrenir. Onun yerinde olmak ister. Çünkü o kedi özgürdür.
Sergide bulunan bir hikâyeci, rüyasını anlatan kadın sanatçıya dönerek bu rüyayı yazacağını söyler. Kadın sanatçının "Niçin yazacaksınız?" sorusuna şu yanıtı verir. "Belki bu sizin rüyanızı okuyanlardan birisi, dairesinin dışına kendini atar. Birisi çıkınca, öbürleri de çıkarlar.
Yorum () |
|
|
|
|
|