OKUNMA SAYISI : 2156
HZ. İmam Huseyin (aleyhisselam)'ın Hayatı ve kısaca Kerbela
olayı:
İmam Hüseyin (Seyyid-üş Şüheda) (aleyhisselam), Ali
(aleyhisselam) ve Peygamber-i Ekrem'in (sallalahu aleyhi ve alih) kızı Hz.
Fatıma'nın (aleyhisselam) ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya
geldi. (1)
İmam Hüseyin (aleyhisselam) on yıl imamet etti. Yaklaşık
altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye'nin hilafeti zamanında en zor
koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak
dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve
Resulünun isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları
bütün mümkün yollara baş vurarak Ehl-i Beyt (aleyhisselam) 'ı ve Şiilerini zor
durumda bırakıp,Hz. Ali'nin (aleyhisselam) ismini yok etmek istiyorlardı.
Ayrıca Muaviye, oğlu Yezid'in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın
bir kısmı Yezid'in hiç bir şeye bağlı olmadığından onun hilafetine razı
değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla
baskılara başvuruyordu.
İmam Hüseyin (aleyhisselam) zor günlere rağmen ve Muaviye
tarafından yapılan her çeşit baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı
yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerinde oturdu.(2)
Biat meclisi, Arapların içerisinde saltanat, imaret ve sair
önemli konularda bir genelekti. Toplum özellikle tanınmış kişiler bu konularda
sultana yahut emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek o
kavme ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeyden kaçmak kesin suç
olarak bilinirdi. Hz. Peygamber (sallalahu aleyhi ve alih) ’in siresinde de bu,
baskı olmadan yapılırsa geçerli kılınmıştır.
Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid'e biat
almıştı. Fakat İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) dokunmayıp, biat teklifinde
bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid'e vasiyet etti ki (3) "Hüseyin b. Ali
(aleyhisselam) biat etmezse fazla ısrar
etme ve öylece bırak kalsın." Çünkü Muaviye meselenin önünü ve arkasını
iyice algılayabilmişti.
Ancak Yezid, gururu ve çekinmemezliği sonucu babası ölünce
onun vasiyetini unutup, Medine valisine emir verdi ki, İmam Hüseyin
(aleyhisselam)'dan benim hilafetime biat etmesini iste, etmezse başını Şam'a
gönder.(4)
Yezid'in isteğini İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) duyurulunca
İmam (aleyhisselam) geceleyin ailesini alarak Mekke'ye hareket edip İslam'da
resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah'ın Haremi'ne
(Mekke'ye) gitti.
Bu olay, hicretin altmışıncı yılında Recep ayının sonları ve
Şaban ayının evvellerinde vuku buldu. İmam Hüseyin (aleyhisselam) yaklaşık dört
ay Mekke'de yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan
Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp Yezid'in hilafetine karşı
çıkanlar İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) yanına gelip yardım edeceklerine dair
söz veriyorlardı. Bir taraftan da Irak'tan özellikle Kufe şehrinden aralıksız
mektup gönderip İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) Irak'a gelip Müslümanlara
önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı.
Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.
İmam Hüseyin (aleyhisselam) hac mevsimine kadar Mekke'de ikamet
etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için
Mekke'ye akın yaptılar. Bu arada İmam Yezid'in onu öldürtmek amacıyla hacı
kılığında bir grup memur gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram
altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin (aleyhisselam)'ı şehit
edeceklerdi.(5)
İmam Hüseyin (aleyhisselam) hac amellerini yarıda keserek
bir toplantıda kısa bir konuşma yaptı ve Irak'a hareket edeceğini bildirdi.(6)
Ve bu konuşmada şehit olacağını da hatırlattı. Müslümanlardan onun yardımına
koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de
Ehl-i Beyt’ini (aleyhisselam) ve dostlarını alarak Irak'a doğru hareket etti.
İmam Hüseyin (aleyhisselam) biat etmemeğe kesin kararlıydı.
Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Umumi fesad, fikri inhitat ve
toplumun özellikle Iraklıların iradesizliğiyle pekiştirilen Ümeyye oğullarının
büyük ve korkunç savaş gücünün onu yok edeceğini biliyordu.
Tanınmış kişilerden bir grup, İmam (aleyhisselam)‘ın yanına
gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat o hazret
cevaplarında şöyle buyurdu: "Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat
hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni
öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın
dökülmesiyle Kabe'nin hürmetinin kırılmamasıdır." (7)
İmam Hüseyin (aleyhisselam) Kufe yoluna koyuldu. Daha
Kufe'ye birkaç günlük yol varken Kufe'de Yezid'in valisi tarafından, kendi
elçisinin ve tanınmış gerçek dostlarından birinin şehit olup valinin emri ile
ayaklarına ip bağlanıp Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. (8) Kufe ve
yöresinin sıkı gözaltına alındığını ve İmam (aleyhisselam)'la savaşacak
mücehhez bir ordunun hazırlandığı haberini aldı.İşte burada şehit olmak için
kesin karar aldığını açıkça belirtti. Kufe'nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre
yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid'in ordusu onları ablukaya aldı.
Sekiz gün burada kaldılar. Bu arada günden güne abluka çemberi daralıyor ve
sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (aleyhisselam) çok az
ashabıyla birlikte otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı. Ve
Kufe'ye doğru hareketini devam ettirdi.
Bu bir kaç gün içinde İmam Hüseyin (aleyhisselam), ordusunun
yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Ashabına seslendi.
Kısa bir konuşmada şöyle buyurdu: "Bizim ölüm ve şahadetten başka bir
yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin
karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar
bir tek beni öldürmek istiyorlar."
Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi
maksatlar için İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) koşulanlar sahneyi terkedip
dağıldılar. Fakat hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın yaranı) ve Beni
Haşim'den olan akrabaları kaldılar.
İmam Hüseyin (aleyhisselam) yine kalanları toplayıp konuştu
ve şöyle buyurdu: "Sizden her kim isterse gecenin karanlığından
faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni
istiyorlar." Fakat bu defa İmamın vefalı dostları bir bir kalkıp, çeşitli
beyanlarla cevap verdiler ki, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan
dönmeyeceğiz. Senin temiz eteğinden kopmayacağız. Ve elimiz kılıç tutana, kan
damarımızdan akana dek savaşıp, senin hürmetini koruyacağız.(9)
Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (ya
biat ya savaş) düşman tarafından İmam (aleyhisselam)’a ulaştı. İmam
(aleyhisselam) o geceyi ibadet için vakit alıp yarınki savaşa hazırlandı.(10)
Hicretin 61. yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç
dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar ve
otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler,
diğerleri de İmam (aleyhisselam)’ın Haşimi akrabaları. Örneğin oğulları,
kardeşleri, kardeşi ve bacısı oğulları ve amcası oğullarıydı) sayısız düşman
ordusu karşısında saf çektiler ve savaş başladı.
O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin
(aleyhisselam)), Haşimi gençleri ve sair dostları son kişiye kadar şehit
oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan'ın (aleyhisselam) iki küçük oğlu, İmam
Hüseyin (aleyhisselam)'ın bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da
saymalıyız.) (11)
Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam'ın (aleyhisselam)
haremini yağma ettiler ve çadırları ateşe verdiler İmam Zeyn’ül Abidin*****
(aleyhisselam)‘ı kızları ve kadınları, şehitlerin başlarıyla birlikte Kufe'ye
doğru hareket ettirdiler.
***** (Esirlerin
içinde erkek olarak İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) yirmi iki yaşındaki oğlu
dördüncü İmam Zeynelabidin (aleyhisselam) ağır hasta olduğu rivayet edilir ama
İmam (aleyhisselam)’ın hasta olmadığı sadece insanlara böyle
görünmesidir.Hastalık ancak bir mikrobun vücuda girmesi ile oluşabilir ama İmam
(aleyhisselam)’ın vücuduna bunların giremeyeceği ve İmam (aleyhisselam)’ın
bunlardan uzak olduğu ve böyle bir olayın İmam (aleyhisselam)’ın acizliği
sayılacağında böyle bir olayın kabulü imkansızdır.)
Kerbela vakası, kadınların esir alınıp, (esirler içinde
bulunan) Hz. Ali'nin (aleyhisselam) kızı (Zeynep(selamullahi aleyha) ve
dördüncü İmam(aleyhisselam)’ın Kufe ve Şam'daki toplantı yerlerinde konuşmaları
Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye'nin yıllarca yaptığı tebligatı etkisiz
bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela'da aciz köleleriyle yapılan bu işlerden kendisini
temizlemeye çalıştı. Kerbela vakıası, etkisi geç olmakla beraber Ümeyye
oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte Şia'nın kökleşmesinde büyük bir
amildi.
İslam dininin apaçık bir şekilde ezilmesine neden olan biat,
hiçbir koşulda İmam Hüseyin (aleyhisselam) için mümkün değildi.
Çünkü Yezid, İslam dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle
yetinmeyip, İslam'ı ezmeğe korkusuzca tezahür eden bir kişiydi.
Fakat geçmişleri (babası), dinin kanunlarına din adına
muhalefet ediyor ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı
Peygamber (sallalahu aleyhi ve alih) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip,
onların yanında bulunmalarıyla iftihar ediyorlardı.
İşte buralardan, bazı tarihçilerin İmam Hasan (aleyhisselam)
ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) hakkında ortaya sürdükleri görüşlerin yanlış
olduğu aydınlığa kavuşmuş oldu. Bazıları diyorlar ki İmam Hasan (aleyhisselam)
ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) iki değişik tabiata sahiptiler. İmam Hasan
(aleyhisselam) sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı imzaladı.
Fakat İmam Hüseyin (aleyhisselam) kıyamı tercih etti. Nasıl ki kırk kişi
olmasına rağmen Yezid'le savaşa kalktı.
Çünkü görüyoruz ki Yezid'e biat etmeği kabul etmeyen İmam
Hüseyin (aleyhisselam) on yıl kardeşi gibi Muaviye'nin hükümeti döneminde
yaşadı (Kardeşi de on yıl yaşamıştı) Ama hiçbir zaman muhalefet etmedi.
Gerçekten de İmam Hasan (aleyhisselam) ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) Muaviye
ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve bunların ölümü İslam'a hiçbir faydası
olmayacaktı. Kendisini doğru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarı ve müminlerin
dayısı tanıtan ve her hileye başvuran Muaviye'nin siyaseti karşısında etki
etmezdi.
Kaldı ki elindeki imkânları kullanıp onları kendi dostları
vasıtasıyla öldürtüp kendisi yas tutabilir ve kanlarını almak isterdi. Nitekim
Osmanda de aynı muameleyi yapmıştı.
1-
İrşad-i Müfid, s.179. İsbat-ül Hüdat, c.4,
s.168-212. Mes'udi'nin "İsbat-ul Vasiyye" kitabı, Tahran baskısı, yıl
1320, s.125.
2-
İrşad-i
Müfid, s.182. Tarih-i Yakubi, c.2, s.226-228. Fusul-ul Mühimme, s.163.
3-
Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.88
4-
Menakıb-ı
İbn-i Şehraşub, c.4, s.88. İrşad-i Müfid, s.182, El İmametü ves Siyase, c.1,
s.203, Yakubi Tarih-i, c.2, s.229, Tezkiret-ul Havas, s.235.
5-
İrşad-i
Müfid, s.201
6-
Menakıb-ı
İbn-i Şehraşub, c.4, s.89
7-
İrşad-i
Müfid, s.201. Fusul-ul Mühimme, s.168.
8-
İrşad-i
Müfid, s.204. Fusul-ul Mühimme, s.171. Makatil-ut Talibiyyin, İkinci baskı,
s.73.
9-
İrşad-i
Müfid, s.205. Fusul-ul Mühimme, s.171. Makatil-ut Talibiyyin, s.73.
10-
Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.98. İrşad-i
Müfid, s.214.
11-
Bihar-ul Envar, Kompani baskısı, c.10, s.200,
202, 203.
|