OKUNMA SAYISI : 204
Dünya harp tarihi'nde müstesna bir yere sahip olan Çanakkale zaferi, kuşkusuz
sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi
önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı
olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve
değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir.Dahada geniş
düşünürsek, Cebelitarık ve Süveyş ile birleşince dünyada karaları bir birine
bağlayan konumu hemen göze çarpmaktadır . Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları,
uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.
Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmelerin
gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi için, büyük devletlerin Türk Boğazları
üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.
Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya'nın,
"Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası", Rusya'nın ılık denizlere ulaşma
emelleri; İngiltere'nin, "denizlere egemen olan dünyaya hakim olur" teorisine
dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya'nın Akdeniz'e
çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.
İşte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, İngiliz ve
Fransızları İstanbul'u almaya ve Ruslardan önce Karadeniz Boğazı'na el atmaya
yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi'nin açılmasında başlıca etken olmuştur.Ruslara
silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini
oluşturmuştur.
Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki
tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden İngiltere'nin bu cephenin
açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim
İngiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve
etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin
askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece "sınırlı bir cezalandırma
hareketi" olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış
zırhlılarının Boğaz'da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini
sanmıştı.
Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. İngilizler, Çanakkale'deki
Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek
manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve
sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı
aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz'da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk
süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.
Genellikle 18 Mart 1915'te geçen
Boğaz Muharebesi'nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız
donanmaları) nun Marmara'ya girerek, İstanbul'u bir ay içinde ele geçirme
planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan
İstanbul'u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.Arkasından gelen Gelibolu
yarımadasındaki savaşlarda kazanılan zafer Türk milletinde öz güvenin tekrar
kazanılmasına yardım etmiştir.Zira Balkan felaketinin acı izleri halen
hissediliyordu.
Diğer taraftan,Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal
(Atatürk) gibi bir dahiyi ortaya çıkarmıştır. Birinci Dünya Harbi'nin bitiminden
hemen sonra başlayacak Milli Mücadele'nin bu eşsiz liderini Türk Milletine
kazandırmıştır.
Çanakkale'de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz
açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse
bile, İngiltere ve Fransa'nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta
boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek
olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz
verilen Boğazlar ve İstanbul'u işgal etmiş ve Deli Petro'dan beri izledikleri,
"Açık denizlere ulaşma" politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.
Birleşik Filo'nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz'ı geçemeyişi, İngiltere
ve Fransa'nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle
İngiltere'nin denizlerdeki tartışılmaz üstünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu
durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının
doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol
açmıştır.
Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa'nın
değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve
ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki
Rusya'ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya
Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz'e aktarabilmişti.
Birinci
Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması,
kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim,
Karadeniz'de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya'nın toplam 85;
Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda'nın toplam 27; Almanya,
Avusturya-Macaristan'ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29'u ve toplam
tonajı 350.000'i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.
Zaferin,
yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından
sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde
toplam 211.000 şehit veren Türk Milleti, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da
kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000'den fazla öğretmen
mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği
sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan
küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş
sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı'nda da fazlasıyla
hissedilmiştir. Nitekim, 1923'te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk'ün
başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere
yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.
Çanakkale zaferi , Türk milletinin dünyaya verdiği çok önemli bir
mesajıdır. Şartlar ve bedeli ne olursa olsun, vatan savunmasında hiçbir zaman
geri adımın atılmayacağı, adeta kanla yazılan Çanakkale zaferi ile ilan
edilmiştir. Ne mutlu bu kutsal mesajı vermek için göğsünü siper eden yiğit
insanlara. Ruhları şad olsun…
Yorum () |
|
|
|
|
|