OKUNMA SAYISI : 1185
29-Kasım ile 3 Aralık tarihleri arasında Azerbaycan'a yaptığımız seyahat
esnasında Iğdır Belediyesi ile "Kardeş Şehir" olan Şamahı şehrine heyet halinde
gittik. Tabiî ki Azerbaycan halkının konukseverliği ve sıcak alakası her yerde
kendisini gösteriyordu. Iğdır Valisinin başkanlık ettiği heyette, Belediye
Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı'nın yanı sıra birçok davetli bulunuyordu. Tarihi
Türk topraklarında seyahat etmenin mutluluğunu yaşarken yol üzerinde bizi bir
sürpriz bekliyordu. Yeni yağan kar'ın ortaya çıkardığı inanılmaz güzellikteki
manzarayı seyrederek ilerlerken yolumuz üzerinde, bizi adeta kollarını açmış,
sevinçle bağrına basmak ister şekilde bekleyen Türk şehitliğini gördük.
Azerbaycan'da böyle bir şehitliğe gidince ister istemez duygulanıyorsunuz.
Birinci Dünya savaşı yıllarından kalan bu şehitlik, Anadolu Türk’ü ile
Azerbaycan Türk’ünü bir birine bağlayan en önemli ve manalı bağlarının başında
gelmektedir. Önünde duygusal anlar yaşadığımız şehitlik, adeta Azerbaycan halkı
tarafından bir ziyaretgâh olarak kabul edilmiş, kalplerinde sıcak yerini
bulmuştur. Daha büyük bir Türk şehitliğini Bakû'de de görmüş ve çok
duygulanmıştık. Demek ki biz, gerçek kardeş gibi gerektiğinde birbirimiz için
canımızı verebiliyoruz. Bundan daha asil kardeşlik duygusu olabilir mi ?........
1918 yılında Ermenilerin Anadolu'da yaptıkları Türk katliamı'nın bir benzeri
Azerbaycan'da yaşanmaktadır. Osmanlı Devleti, bu vahşeti durdurmak için
Azerbaycan'a Nuri Paşa komutasında bir birlik göndermek zorunda kalır. Türk
birlikleri Bakü başta olmak üzere çarpıştığı birçok bölgede yüzlerce şehit
verir. Bu cephelerden birisi de Şamahı'dır. Şamahı yakınlarında şehit olan bir
subayımızın yaralanmasından şehit olmasına kadar geçen süre içersinde çeşitli
duygusal anlar yaşanır. Şamahı civarında yapılan savaşlarda şehit düşen, bu
askerimizin ismi bazı kaynaklarda İzzet, bazı kaynaklarda da Kadir olarak
geçmektedir. Askerin destanı günümüze kadar nesilden nesile anlatıla gelir.
Rütbesi Binbaşı olan askerin şehit olmasını Elfayım Eziz, "Azadlık Namına" adlı
kitabında şöyle anlatır: "İzzet Bey, Aşot adındaki bir düşmanın ateş etmesi
sonucunda yere yığılır. Ağır yaralanan binbaşının yardımına, civarda yaşayan
insanlar koşar. Askerimiz yaralandığında orada bulunan Gülsabah adındaki kadın,
olaya başından beri şâhid olmaktadır. Başörtüsünü çıkarır, askerin yarasını
sarmak ister. İzzet Bey: "Bacım kolumu sağlam tut, ben kurşunu çıkarayım" der.
Kurşunu çıkarır. İzzet Bey, Gülsabah'tan cebinde bulunan mendili çıkarmasını
ister. Mendili Gülsabah İzzet Bey'e verir. Mendilin içine kurşunu koyduktan
sonra, İzzet Bey: "Artık tamamdır, her şey bitti, yaramı bağlamaya gerek yok.
Kanım bu topraklara aksın." der. Halsiz şekilde yerde uzanan İzzet Bey, silah
sesleriyle kendisine gelir. Türk ordusu gelmiştir. Askerler İzzet Bey'i
yaralayan askeri orada çıkan çatışmada vururlar. Ordunun gelmesine İzzet Bey çok
sevinir. Karşısında Nuri Paşa'yı görünce heyecanlanır. Nuri Paşa İzzet Bey'in
yanına yaklaşır, İzzet Bey'in başını dizlerine kor. Artık İzzet Bey son anlarını
yaşamaktadır. Nuri Paşa'ya: "Paşam bir Türk paşasının dizlerinde can vermek
benim için büyük bir şereftir." der. Nuri Paşa: (onu teselli etmek için) "Sen
yaşayacaksın daha çok zafer kazanacaksın" cevabını verir. Fakat, İzzet Bey son
anlarını yaşadığının farkındadır. Bitkin bir şekilde uzanan binbaşının etrafında
herkes diz çöker, Şeyh Muhsin Kur'an okumaya başlar. İzzet Bey vatanından
binlerce kilometre uzaklıkta ölüm kalım savaşı veren soydaşlarına yardım etmenin
huzurunu yaşadığı anlarda sessiz bir şekilde okunan Kur'an'ı dinler. Orada
bulunan insanların bu tablo karşısında duygularına hakim olamayıp gözyaşlarını
tutamadıkları görülür. İzzet Bey, bir ara doğrulur yanındakilerden haklarını
helal etmelerini ister. Cebindeki mendili zorla çıkarıp Nuri Paşa'ya: - Paşam!
Babam, Anadolu'da topraklarımızı korumak için vuruşurken ağır yaralanmış.
Vücuduna isabet eden kurşunu güç bela çıkardıktan sonra, yanında bulunan silah
arkadaşlarına, "Bu kurşunu oğluma verin, ben vatanım için kahramanca savaştım,
ülkem için canımı vermek üzereyim. Ona söyleyin beni yaralayan şu kurşunu
yanında taşısın, bunu iki etsin." der ve vücudundan çıkan kurşunla ikiz
kardeşler gibi duran şehadet nişanlarını göstererek: "Paşam! Babamın vasiyetini
yerine getirdim. Onun söylediği gibi kurşunu iki yaptım. Hâlâ kurşunun
üzerindeki kanım kurumadı. Siz de bu kurşunu alın oğluma verin, ona babasının da
kahramanca savaştıktan sonra şehit düştüğünü anlatın, bu kurşunları üçe
çıkarmasını söyleyin." der. Son sözlerini söyleyen İzzet Bey vurulduğu yerde
dünyaya gözlerini yumar. Halk, İzzet Bey'i yaralandığında Şamahı'ya götürmek
ister, fakat o orada defnedilmesini vasiyet eder. Onun vasiyeti üzerine kendi
vatanı olarak gördüğü topraklara, Şamahı yakınlarındaki Acıdere mevkine
defnedilir. O günden bu güne kabrin adı "Türk mezarı" olarak anıla gelir.
Şehitliği ziyaret eden heyet üyeleri büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyordu.
İnsanın aklına Çanakkale'de şehit olmaya koşan Azerbaycan yiğitleri geliyordu,
Türk Kurtuluş savaşında Azerbaycan halkının yaptığı maddi ve manevi yardımlar
geliyordu, Azerbaycan'ın en acı günlerinde Anadolu Türkünün verdiği içten destek
geliyor. ………… Bir kökün iki kolu olan Anadolu ve Azerbaycan Türkü, tabiî ki
acıda ve sevinçte bir olacaktır. Birisine uzanan menfur ele, kendisine uzanmış
gibi tepki gösterecek. Saldırıya uğrayan toprak için elbette ölecek. Toprak
uğruna şehit olan Binbaşı İzzet Bey gibi, nice yiğitler Anadolu'da,
Azerbaycan'da, Türkistan'da, ana kucağındaymış gibi uyuyorlar. Çünkü onlar ölü
değiller. Aziz vatanın kutsal bekçileri olan şehitlerdir……. Şamahı'dan ayrılıp
Bakü'ye dönerken yol üzerinde bizi büyük bir vakarla bekleyen Binbaşı İzzet Bey
adeta el sallıyor, Iğdır ve Şamahı'nın kardeşliğine seviniyor, tebessüm
ediyordu…..
Yorum () |
|
|
|
|
|