2026 Yılı Barış, Birlik ve Beraberlik Yılı Olsun
Acısıyla, tatlısıyla; hüzün ve sevinciyle bir yılı daha geride bıraktık. Iğdır’da yaşamak her zaman tartışmalara konu oldu. Oysa bu şehrin havasını hep birlikte soluyor, ekmeğini birlikte bölüşüyoruz. Aynı tozu, aynı çamuru yutuyor; aynı sıkıntılarla mücadele ediyoruz. Buna rağmen ne yazık ki şehrimizin güzelleşmesine çoğu zaman bizler engel oluyoruz.
Kısır çekişmeler, anlamsız ayrışmalar ve bitmek bilmeyen tartışmalar içinde birbirimizi yıpratıyoruz. Ortak akıl üretmek yerine, ortak sorunlarımızı görmezden geliyoruz. Yapılan hizmetleri yok sayıyor, elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Daha da acısı, yetişme tarzımızın içine sinsice yerleştirilen ayrımcı anlayışlar, bizi birbirimize yabancılaştırıyor.
Bu memleketin ekmeğini yiyoruz, çocuklarımıza bu ekmeği yediriyoruz. Ama ne hikmetse en küçük meselede isyanı, ihaneti konuşur hale geliyoruz. Oysa hepimiz Ay Yıldızlı Bayrağın gölgesinde yaşıyoruz. İstiklal Marşımız hepimizin ortak onuru değil mi? Neden bu değerler etrafında kenetlenemiyoruz?
Seçimler geliyor, birlik yerine bölünmüşlük büyüyor. Liyakatin değil, ayrıcalığın konuşulduğu dönemler yaşıyoruz. Bunun bedelini de yine Iğdır ödüyor. Hazımsızlık, tahammülsüzlük ve öfke bu şehrin kaderi olmamalı.
Bir de göz ardı edemeyeceğimiz gerçekler var. Hava kirliliği nedeniyle hastanelere düşüyoruz. Son günlerde yaşadığımız su sıkıntısı, hijyenimizi bile tehdit eder hale geldi. Kullandığımız suların ne kadar sağlıksız olduğunun farkında mıyız? Lağım sularının tarımda, günlük hayatta dolaylı olarak kullanılması büyük bir halk sağlığı sorunudur. Bu noktada seçilen ve görevlendirilen yöneticilerin önceden planlama yapması, gerekli önlemleri alması gerekirdi.
Peki biz Iğdırlılar bunları hak ediyor muyuz? Elbette hayır.
Artık “dur” demenin zamanı gelmiştir. Iğdır için bir araya gelmek, ortak projeler üretmek, kavga ederek değil konuşarak çözüm bulmak zorundayız. Bu şehir hepimizin.
Iğdır’ın seçilmiş bir milletvekili olarak Cantürk Alagöz’ün, kimseyi ayırt etmeden herkese el uzattığını, önemli yatırımlara öncülük ettiğini görmek gerekir.
Biraz destek, biraz moral ve motivasyonla bu hizmetlerin artacağına inanıyorum. Eleştiri elbette olmalıdır; ancak yapıcı olduğu sürece anlamlıdır.
Ön Yargıdan ve Dedikodudan Uzak Durmalıyız
Toplumları içten içe çürüten en tehlikeli hastalıklardan biri ön yargı, diğeri ise dedikodudur. İnsan, bilmediği şeyin düşmanı olur; duymadığı sözü tamamlar, görmediği hatayı başkasına yakıştırır. Oysa İslam ahlakı, insanı zanla değil adaletle, dedikoduyla değil hikmetle yaşamaya davet eder.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bizleri açıkça uyarır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, birbirinizi gıybet etmeyin.” (Hucurât Suresi, 12)
Bu ayet, ön yargının kalpte başladığını, dedikodunun ise dili kirlettiğini net bir şekilde ortaya koyar. Zan, kalbi karartır; gıybet ise kardeşliği öldürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ümmetini bu konuda defalarca uyarmıştır: “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır.” (Buhârî, Müslim)
Yine bir başka hadisinde gıybeti tarif ederken şöyle buyurur: “Gıybet, kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” (Müslim)
Sahabeler, “Ya söylediğimiz şey onda varsa?” diye sorduklarında Efendimiz (s.a.v.) şu cevabı verir: “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun, yoksa iftira etmiş olursun.”
Ne kadar sarsıcı ne kadar açık bir uyarı…
Dedikodu; güveni yok eder, toplumu böler, insanları birbirine düşman eder. Ön yargı ise hakikatin önüne çekilmiş kalın bir perdedir. Bu perdeden bakan, gerçeği göremez.
Hz. Mevlânâ bu hakikati ne güzel dile getirir: “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” Yunus Emre ise insan olmanın özünü şu sözlerle anlatır: “Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.”
Gönül kırmak; bazen bir sözle, bazen de kulaktan dolma bir dedikoduyla olur. Oysa Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir. Bugün birey olarak da toplum olarak da en çok ihtiyacımız olan şey; ön yargı yerine anlayış, dedikodu yerine hakikat, ayrıştırmak yerine birleştirmektir.
Unutmayalım ki; susmak bazen en büyük erdem, hüsnüzan ise en güzel ahlaktır. Kalplerimizi temizlersek, şehirlerimiz de temizlenir. Dillerimizi korursak, kardeşliğimiz güçlenir.
Adam sözde eğitimci, veya kendince bilmem ne… Hac Ziyareti yapmış, topluma örnek olacak davranışlarda bulunması gerekirken, kahve köşelerinde uyduruk masallarla dedi kodu yapıyor. Zavallılıktan kurtulamıyor.
Artık yeter. Ayrışarak değil birleşerek kazanacağız. Kırarak değil onararak büyüyeceğiz.
Dileğim odur ki;
2026 yılı Iğdır için barışın, birliğin ve beraberliğin yılı olsun.
Bu kadim şehir, hak ettiği huzura ve gelişmişliğe kavuşsun.