Geçtiğimiz hafta Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz, Iğdır'daydı. Şehre adım attığı andan itibaren etrafı öylesine sarıldı ki talepler, suya hasret birinin su ister gibi birbiri ardına sıralanmaya başladı.
Her talep danışmanlar tarafından özenle not edildi, aciliyetine ve çözülebilirliğine göre sıraya konularak ele alındı.
Elbette kimi talepler var ki aylarca uğraşsan çözüme kavuşturulamaz. Yine de not edildi, yine de üzerinde çalışıldığı öğrenildi.
Milletvekili Cantürk Alagöz, il genelindeki ziyaretlerinden birinde şöyle dedi:
"Halkımızın bana yüklediği bir misyon var: 'Cantürk isterse yapar.' Öncelikle hemşerilerimin beni böyle görmesinden ötürü teşekkür ediyorum.
Ankara'da partimizin ilgili organları, kıymetli bakanlarımız ve saygıdeğer Cumhurbaşkanımız bizlere değer vermektedir. Sayın Bakanlarımızla çok sık görüşüyorum. Fakat her talep, Sayın Bakan istese dahi her zaman gerçekleşemiyor.
Olabileceğine inandığım her işi tuttuğumda bırakmıyorum. Sağ olsunlar, Sayın Bakanlarımız da hatırımızı kırmıyorlar. Ama her iş için Sayın Cumhurbaşkanımıza gidilmez.
Cumhurbaşkanımızın üzerindeki yük çok büyüktür. Ülke yönetiminin ötesinde dünya siyasetinde kritik adımlar atan, liderlerin görüşmek için sıraya girdiği bir insandır.
Bana yüklediğiniz sorumluluğun farkındayım. Ama şunu da bilmenizi istiyorum, benim telefonum günde en az 150-200 kez çalıyor.
Gelen mesajların sonu gelmiyor.
Danışmanlarla iletişim kuran herkes, haklı olarak benimle de konuşmak istiyor. Yetişmeye çalışıyorum ama arada gözden kaçanlar da oluyor.
Kendinizi benim yerime koyun, emin olun aynı performansı gösteremezsiniz. Çünkü ben her gün ancak 3-4 saat uyuyabiliyorum."
Cantürk Alagöz hafta sonuna kadar Iğdır'da kaldı. Pek çok program yapıldı. Cumartesi gününü ise Alagöz Holding Iğdır FK tesislerinde sabahtan iftara kadar tamamen halka ayırdı.
Görevliler ve danışmanlar, gün boyunca yaklaşık 1500 kişinin gelip geçtiğini aktardı.
Iğdır Doğa Platformu üyeleri de hava kirliliği meselesini görüşmek amacıyla gitmişti. Platformun üyesi olarak ben de iftara birkaç saat kala gittim. İçeride 250-300 kişi vardı. Kimi grup halinde, kimi bireysel, kimi dernek adına gelmişti. Biraz bekledik ama görüşme yapılacak gibi değildi. Cantürk Alagöz kısa bir arada yanımıza geldi, "Beni bağışlayın, bir dahaki gelişimde görüşelim." diyebildi ve hemen yeniden insanlarla ilgilenmeye devam etti.
Orada etrafı izlerken aklımdan şu geçti: Bunca insan bugüne kadar sorunlarını nasıl çözüyordu? Kime diyordu? Kim bu insanlarla gerçekten ilgileniyordu?
Cantürk Alagöz daha üç yıl olmadı milletvekili olalı. Ondan önce bu sorunlar nasıl birikmişti?
İnsanlar bir umut, bir ümit tutunarak akın akın geliyor ve her biri ayrı bir talepte bulunuyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu şehir yıllarca ihmal edilmiş. Sorunlar zamanla ümitsizliğe dönüşmüş, insanlar kaderlerine razı olup köşelerine çekilmişler.
Şimdi ise "Cantürk isterse yapar" sözüne layık görülen biri karşılarında duruyor. Yıllarca unutulan sorunlar bile yeniden akla geliyor ve çözümü için kapı çalınıyor.
Bir insanın yükünü hafifletmek, sorununa çare bulmak kadar güzel ne olabilir ki? Hayattaki en anlamlı şeylerden biri de budur.
Bu potansiyele sahip kim varsa iyi ki var. Etrafımızda sahipsiz insanların dertleriyle ilgilenen, onlara çözüm bulan, yüzlerini güldüren herkesin varlıklarını Allah daim etsin.
Ama şunu da göz ardı etmeyelim. İnsanların iyi niyetini suistimal etmeyelim.
Cantürk Alagöz gibi ülke genelinde, iş dünyasında ve siyasette söz sahibi birini yıpratıp usandırmayalım.
İyilikleri köreltmeyelim ki kalıcı olsun.
İnsan elbette fiziksel olarak yorulur. Ama emin olunuz ki Cantürk Alagöz yaptığı iyilikten içten içe bir keyif alıyor ve kime ne yaptığını ertesi gün unutuyor.
Çünkü asıl mesele gösteriş değil, gönül.
Gönülden yapılan iyilik de ne yorar ne de biter.