Siyasi coğrafya disiplininin 20. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle I. Dünya Savaşı sonrası yaşanan küresel siyasi değişimlerle birlikte giderek daha fazla önem kazandığını vurgulayan eser, sınır kavramını yalnızca fiziki bir unsur olarak değil; devletlerin siyasi yapıları, coğrafi konumları ve uluslararası ilişkilerdeki stratejik rolleriyle birlikte ele alıyor.
Kitabın önsözünde Doç. Dr. Şimşek, savaşlar sonrası ortaya çıkan sınır düzenlemelerinin siyasi coğrafyanın teorik temellerini güçlendirdiğini, bu sürecin jeopolitik ve jeostrateji gibi kavramsal alanların gelişmesine zemin hazırladığını ifade ediyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın tarihsel ve stratejik açıdan son derece özel bir konumda olmasının, bu alandaki çalışmaların daha kapsamlı ve derinlikli olmasını zorunlu kıldığına dikkat çekiliyor.
İki ana bölümden oluşan eserin ilk bölümünde devlet sınırlarının kavramsal çerçevesi çizilerek; sınırların oluşum süreçleri, türleri ve işlevleri ele alınıyor. İkinci bölümde ise Türkiye’nin kara sınırları detaylı bir şekilde inceleniyor. Bu kapsamda komşu ülkelerle olan sınırların tarihsel oluşum süreçleri, sınır bölgelerinin coğrafi özellikleri, imzalanan uluslararası antlaşmalar ve söz konusu sınırların günümüzdeki stratejik önemi değerlendiriliyor.
Akademisyenler, araştırmacılar ve siyasi coğrafyaya ilgi duyan okuyucular için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyan eser, Türkiye’nin sınırlarının yalnızca harita üzerindeki çizgilerden ibaret olmadığını; tarih, siyaset ve stratejiyle iç içe geçmiş bir bütün olduğunu ortaya koyuyor.
Doç. Dr. Oğuz Şimşek, çalışmanın ortaya çıkmasında katkı sunan akademisyenlere ve kurumlara teşekkür ederek, eserin siyasi coğrafya alanında yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlamasını temenni etti.