Gençler Mezun Oluyor ama İş Bulamıyor

Bugünlerde ailelerde heyecan dorukta. Kiminin evladı üniversiteden mezun oluyor, kiminin evladı üniversite sınavına girmek için gün sayıyor.

Elbette heyecan dorukta. Ancak ailelerin içinde aynı zamanda bir burukluk da var. Okulu bitiren genç iş bulabilecek miyim derdinde, üniversiteyi kazanmayı hedefleyen genç ise okutulabilecek miyim düşüncesinde...

İşsizlik, ülkemizin en önemli sorunlarından biri. Üniversiteyi bitiren bir genç, öncelikle mesleğini icra edebileceği bir iş arayışına giriyor. Ancak bugün bunu bulmak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Çünkü eğitim programları ile iş gücü ihtiyacı arasında sağlıklı bir planlama bulunmuyor. Üniversiteler hesapsız ve kitapsız şekilde on binlerce mezun verebiliyor, buna bağlı olarak işsizlik de katlanarak artıyor.

Bir zamanlar Iğdır'da pancar ekimi yoğun şekilde yapılırdı. Kars, Ağrı ve kısmen Erzurum'daki fabrikaları neredeyse tek başına çalıştıracak üretimi Iğdır gerçekleştirirdi. Ancak çiftçi, belirlenen kota kadar üretim yapabilirdi.

Tarım Müdürlüğü ile pancar şirketi koordineli çalışır, araziler planlanır, kimin ne kadar pancar üreteceği önceden belirlenirdi. Arada az da olsa fazla ekim yapıldığında çeşitli zorluklar yaşanır, sonunda ise tarlası olup ekim yapmayan bir köylünün adına pancarlar pancar şirketine teslim edilirdi.

Gerçi fabrikaları sattık, pancarı bitirdik, GDO'lu şeker ithal ediyoruz ama o yıllarda tarlalar bile üniversitelerden daha planlı yönetiliyordu.

Bugün ise üniversiteler her yıl on binlerce işsiz yetiştiriyor. Gençler üniversiteyi kazanma, okuma ve mezun olma heyecanının ardından, hayata küsecek noktaya geldikleri uzun bir işsizlik bekleyişiyle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

Bir zamanlar Devlet Planlama Teşkilatı vardı. 1960 yılında kurulmuştu. 2011 yılında statüsü değiştirildi ve sonrasında ne oldu açıkçası bilmiyorum. Devlet Planlama Teşkilatı, ülkenin yatırımdan kalkınmaya, üretimden istihdama kadar birçok alanda planlama yaparken hükümete danışmanlık hizmeti veriyor, doğru kararların alınmasına katkı sunuyordu.

Eğitim sistemi uzun yıllardır bir türlü sağlıklı ve sistemli şekilde yönetilemedi. İlkokuldan üniversiteye uzanan zorlu eğitim yolculuğunda öğrenciler sürekli koşturuldu.

Kimi bu yarışta yolda kaldı ve hiçbir meslek sahibi olamadı. Kimi okulunu bitirdi ama iş bulamadı. Kimi de temel eğitimini aldıktan sonra iş hayatına atılarak bir ustanın yanında meslek öğrenmeyi tercih etti.

Üzülerek ifade etmek gerekir ki gençlerimizin bir kısmı terörün pençesine düştü, bir kısmı çetelerin tetikçisi oldu, bir kısmı ise uyuşturucu ve çeşitli illegal işlerin içine sürüklendi.

Bugün cezaevlerinde bulunan hükümlülerin önemli bir bölümünü uyuşturucu suçlarından ceza alan kişiler oluşturuyor.

Demem o ki, üniversiteyi kazanan gençlerimiz mesleklerinde çok iyi olmalılar.

Mezun olanlar iş bulamasalar bile boş durmamalılar. Ya yüksek lisans ve doktora yapmalı ya da maaşı ikinci planda tutarak bir işte çalışmaya başlamalılar. Çünkü boşluk, daha büyük tehlikedir.

Üniversite sınavına girecek gençlerimiz de sınavı kazanamadıkları takdirde umutsuzluğa kapılmamalıdır. Hoşlarına giden bir meslek erbabının yanında işe başlayıp meslek öğrenebilirler.

Her ne kadar resmi olarak açıklanmasa da ülkemizde usta açığı ve ara eleman ihtiyacı her geçen gün büyüyor.

Unutmayın, çalışmak ayıp değildir. Ayıp olan, orada burada oturup insanları çekiştirmek, iftira atmak, sokakta yürürken büyük küçük demeden sinkaflı konuşmak, ona buna el açmak, insanları dolandırmak ve omurgasız bir hayat sürmektir.

Hayatın her döneminde insanın elindeki en büyük sermaye, sahip olduğu bilgi ve emektir. Diploma önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan üretmek, kendini geliştirmek ve topluma faydalı bir birey olabilmektir.

Gençlerimizin umudunu kaybetmeden çalışmaya devam etmesi gerekiyor. Çünkü bugün atılan her doğru adım, yarının daha güçlü ve daha başarılı Türkiye'sinin temelini oluşturacaktır.