Hocalı Yakın Tarihin Kerbelasıdır

Hazreti Peygamber’in ciğerpareleri Hz. Hasan’ın Kerbela vakasından önce Muaviye tarafından şehit edilmesinin ardından, Ehl-i Beyt’e karşı içindeki öfkeyi dindiremeyen Muaviye, oğlu Yezid’i saltanatının başına getirerek Hz. Ali’nin küçük oğlu Hz. Hüseyin’i katletmesini emretmişti.

Yezid, Hz. Hüseyin’i Kerbela çölünde pusuya düşürerek kuşatma altına almış ve kirli yönetimine tabi olması şartıyla canını bağışlayacağını söylemişti.

Hz. Hüseyin de bunu asla kabul etmeyeceğini, batıla biat etmeyeceğini haykırmış ve şehadete koşarak büyük bir kahramanlık örneği sergilemiş; 72 kişiyle on binlerce kişilik Yezit ordusuna meydan okuyarak şehit olmuşlardır.

Şimdi diyeceksiniz ki Hz. Hüseyin’in şehadetiyle Hocalı’nın ne ilgisi var?

Aslında çok ilgisi var.

Hz. Hüseyin Aşura gecesi yalnızdı; yanında evlatları, yeğenleri ve birkaç dostu vardı. Hepsinin sayısı toplam 72 kişiydi.

Hocalı’da da 25 Şubat’ı 26’ya bağlayan gece Karabağ’ın tüm şehirleri, özellikle de Hocalı’da yaşayanlar kimsesizdi. Ellerinde kendilerini savunacak hiçbir imkân yoktu. Bu mevsimlerde Karabağ, karlarla kaplı ve ağır kış şartlarının hüküm sürdüğü bir coğrafyadır.

25 Şubat’ı, 26 Şubat’a bağlayan gece ansızın evlere yapılan baskınlar, çocukların ve kadınların feryat figanı, Rus destekli Ermeni çetelerinin vahşi saldırıları, çaresizlik çığlıklarının arşı inletmesi, can havliyle karın ve buzun içinde dağlara kaçışmalar, soğuktan donarak ölenler, kurşuna dizilenler, uzuvları kesilenler… Kocaman bir coğrafyada inanılmaz bir can pazarının yaşanması elbette ki acının tarifini Kerbela ile özdeşleştirir.

Kerbela’da çocuklar, kadınlar ve yaşlılar kızgın güneş altında susuz helak olurken; Hocalı’da soğuktan, açlıktan helak oldular.

Kerbela’da şehitler kızgın güneş altında günlerce kalırken; Hocalı’da, Ağdam’da, Şuşa’da, Kelbecer’de katledilen mazlumlar karın ve buzun üstünde günlerce kaldılar.

Hocalı ziyaretimizde, olayın canlı şahitlerinin gösterdiği dağlık ve ormanlık alanda nice insanların cesedini yabani hayvanlar tarafından parçalanmıştı.

Acının, gözyaşının ve feryadın ırkı, dini, dili olmaz.

Acı, gözyaşı ve feryat her millette aynıdır.

Benzer bir katliamı Azerbaycan Türkleri Ermenilere yapsaydı, onlar da bu acıyı unutmaz, tarih boyunca anlatırlardı.

Ben hep söylerim; Türkler savaşçı oldukları kadar merhametlidirler de.

44 günlük İkinci Karabağ Savaşı’nda ve ateşkesin ardından bölgede bulunan Ermenilere karşı en ufak bir taşkınlık yapılmamış; hatta yaşamak isterlerse Azerbaycan Devleti’nin kanunlarına uymak şartıyla yaşamalarına izin verilmiştir.

Nitekim Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ve Azerbaycan Kars Başkonsolosu Zamin Aliyev’in organizesi ile son Hankendi ziyaretimizde bizzat Ermenilerin yaşadığına şahit olduk. Elbette çoğunlukta yaşamıyorlar; ancak az da olsa evlerinde ve işlerinde olan, Azerbaycan kanunları çerçevesinde yaşamayı kabul edenler var.

Empati yapacak olursak; Erivan bir Türk şehriydi, ancak bugün bir tek Türk bulunmamaktadır.

Bugün Hocalı’nın yıl dönümü olduğu için; o gün bizzat sahada bulunan, savaşı Azerbaycan ve Nahçıvan’dan yakından takip eden ve savaş alanında bulunan bir gazeteci olarak duygularımı paylaşmak istedim.

Tarihçiler, araştırmacılar olayı görmeselerde araştırarak anlatırlar. Bizler ise şahit olduğumuz kadarıyla anlatırız. Hocalı katliamı bu anlatımlar sayesinde bu günler geldi. Oysa o gün Azerbaycan diye bir derdi olmayanların şimdi ön planda Azerbaycan tarafından muhatap alınması tuhaf gelmiyor değil.

Söylemek istemezdim ama, şartlar değişti, sistem değişti, vefa değişti.

O gün Mil Tepesi’nde elimde keleşle dolaşırdım.

Bugün Nahçıvan’da bir mermi çekirdeği arabamda yakalansa altı ay hapis yatarım.

Bilmem anlatabildim mi?

Kendi adıma söylüyorum, Hocalı’yı unutmayacak, unutturmayacağız.

Karabağ’da hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.