HOŞGELDİN 2023

HOŞGELDİN 2023 

Hoş mu geldi, boş mu geldi bilinmez... 

Yıla asgari ücret ve emeklilere yapılan zam artışı ile girmiş olduk.

Kimi, yapılan bu zamları çok buldu, kimi ise az.

Yani mutlak bir memnuniyet elde etmek elbette mümkün değil.  

Çünkü genel bir memnuniyetsizlik var. 

Sarf edilen eforun karşılığında elde edilen gelirin düşük olduğu kabul edilir. 

Teşbihte hata olmaz, iki müslümanın savaşı anlatılırken şöyle denir; “Kaçan da Allah’ı çağırıyor, kovalayan da...” 

Yapılan maaş zamları da bir anlamda bu şekildedir. Alan da memnun değil ödeyen de.

SEÇİM ÖNCESİ

Hükümet, seçim öncesi kartlarını sıralamaya devam ediyor. 

Özel sektörde çalışan işçi sayısı 12 milyon civarında. Devlette çalışan işçi sayısı ise 1.5 milyon civarında ve sigortalı işçiye %54 oranında bir zam yapıldı.   

Özel sektörde çalışan işçilere hükümet %54 zam yaparken, devlette istihdam edilen yaklaşık 4 milyon memur ve emekliye  %30 zam yaptı. 

Yani işvereninin ödediği maaşa %54 zam yapılırken, devletin ödeyeceği maaşa %30 zam yapılması devletin kendini düşündüğü kadar işverini düşünmediği algısını yaratmıştır. 

Yani şöyle de yorumlanabilir. 

Hükümet tüm riskleri işverene yükleyerek işvereni içinden çıkılmaz duruma sürüklemiştir. 

Peki bu sonuç nasıl bir netice doğurur. 

Sigortalı işçi sayısı her geçen gün azalacaktır. 

İşverenler, bünyelerinde çalıştırdıkları işçilere 8.500 TL maaş, 3.750 SGK primi, yemek ve diğer masraflarla yaklaşık 13.000 TL aylık ödemek zorunda kalmışlardır. 

Kabul etmek gerekir ki, bu rakamları her işletme sahibi ödeyemez. 

Ama işletme sahiplerinin gelirlerini ve ödemesi gereken giderlerini hiç dikkate almadan açıklanan bu rakamlar, yerli işçiye çıkış, yabancı işçilere de yeni iş kapıları anlamı taşımaktadır. 

Bugün itibariyle irili ufaklı bütün işletmelerde ucuz işçilik(!) adı altında yabancılar çalıştırılmaktadır. 

Ülkemizi istila eden Suriyeli, Afgan, Afrikalı, Iraklı bir dünya insan ülkemize gayri resmi yollarla akın etmiş, iş gücünün bir bölümünü sigortasız, ucuz işçi(!) olarak köşe başlarını tutmuşlardır. 

İşletme sahiplerinin bir bölümü ucuz iş gücünü bilinçli şekilde bünyelerinde istihdam ederken, bir bölümü de son yapılan zamlarla birlikte işletmelerini ayakta tutabilmek adına bu yola başvurmuşlardır. 

KALİFİYE ELEMANLAR YURT DIŞINA ÇIKIYOR

Uzun zamandır ülkemizde başlayan bir yurt dışı furyası halen bile canlılığını koruyor. 

Özellikle inşaat sektöründeki kalifiye elemanlar ve her meslek gurubundaki çalışanlar dövizdeki yükselişi gerekçe göstererek yurt dışına çıkmakta ve işletme sahipleri boşalan kalifiye eleman açıklarını göçmenler ile doldurmaktadırlar. 

Türk vatandaşları yurt dışına giderken, yabancılar da Türkiye’ye akın ediyor.

İŞVERENE İYİLEŞTİRMELER YAPILMALI

Yapılan her bir düzenleme işvereninin maliyet yükünü her geçen gün artırıyor. 

Elbette herkes fedakarlık yapmalı. İşçi de geçinebilecek bir para alabilmeli, işveren de çalıştırdığı kişiye sıkıntı yaşamadan  maaşını ödeyebilmelidir. 

Özellikle tekstil sektöründe sigortalı çalışan işçilerin işten çıkarılmaya başladığını görmekteyiz. Bu dalganın, işleri pek iyi olmayan diğer fabrikalara da yansıyacağından hiç şüphe yoktur. 

5.500 TL maaş ödenirken, 2.000 TL sigorta primi ödeniyordu. 

Şimdi 8.500 TL maaş ve 3.750 TL sigorta primi ödenecek. 

Yani hem maaş %54 oranında artarken, hem de buna mukabil devlete ödenen SGK primi artırılmıştır. 

Mesela Sigorta primi artırılmamış olsaydı veya mevcut 2.000 TL’lik sigorta primi 1.500 TL seviyesine çekilmiş olsaydı işveren de nefes almış olurdu. 

Ama hiçbir şekilde işverene bir destek sağlanmamış, emekli olacak işçilerin kıdem tazminatlarını ödeyebilmeleri içi kredi verilebileceği söylenmiştir. 

İyi güzel de hangi iş yeri alacağı krediyi ödeyebilecek kapasiteye sahip ki?

Doğrusu nasıl bir süreç işleyecek tam bilmiyoruz. 

Kim batacak, kim çıkacak ya da seçime doğru daha başka nasıl bir destek paketi açıklanacak şimdilik kestirmek zor. Ama illa ki bir düzenleme olacağını düşünmüyor değiliz. 

Şunu da göz ardı etmemek gerekir. 

İşverenlere, devlette karşılığı olmayan bir maliyetin yüklenmesi de çok mantıklı değildir. 

İlk birkaç ay rahatlama olur ama sonrasında çok daha kötü günler hepimizi alaşağı eder. 

Demem o ki, tüm hesaplamalar akıl ve mantık çerçevesinde yapılmalı; işçi, işveren ve devlet zarar görmeden bir yapılandırma hayata geçirilmelidir.