Genel

Iğdır Türk Ocakları’nda Eğitim Söyleşisi

Türk Ocakları Iğdır Şubesi tarafından her ay düzenlenen söyleşi programının bu haftaki konuğu, Iğdır Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kazım Yıldırım oldu. “Söz Kahve”de gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.

Açılış konuşmasını yapan Türk Ocakları Iğdır Şube Başkanı Cafer Kişi, gündeme dair değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi: “PKK uzantısı partinin eş başkanının Halep’te yaşanan gelişmeler bağlamında ‘Türkiye’yi uyarıyoruz’ demesi tam bir hadsizlik ve küstahlık örneğidir. Devletimiz, bölücü terör örgütünün Kürt kökenli yurttaşlarımızı istismar etmesine karşı gerekli önlemleri alarak her türlü terör faaliyetine karşı tavizsiz mücadeleye devam etmelidir. Bugünkü konumuz eğitimdir. Eğitim dilde ve yöntemde milli olmayı gerektirir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bağımsızlığımızın güvencesi olacak şekilde, vatan ve millet çıkarlarını şahsi menfaatlerin üstünde tutacak bir anlayışla eğitmeliyiz.”

Prof. Dr. Kazım Yıldırım: “Cumhuriyet Döneminde Eğitim Hikâyemiz”

Programın konuşmacısı Prof. Dr. Kazım Yıldırım, “Cumhuriyet Döneminde Eğitim Hikâyemiz ve Öğretmen Yetiştirme Düzenimiz” başlıklı söyleşisinde Türk eğitim tarihine ışık tuttu.

İlk Türk devletlerinde eğitimin pratik hayatla uyumlu bireyler yetiştirmeye dayalı olduğunu, ahilik teşkilatında çıraklık-kalfalık-ustalık sistemiyle uygulamalı bir modelin geliştirildiğini anlattı.

İslamiyet’le birlikte medrese geleneğinin başladığını, Osmanlı döneminde ise sistemin bozulduğunu belirtti.
Cumhuriyet öncesinde üç ayrı eğitim kanalının (mahalle mektepleri ve medreseler, Tanzimat okulları, yabancı ve azınlık okulları) milli birlik ve beraberliği zayıflattığını vurguladı.

Yıldırım, 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bu üç ayrı kanalın birleştirildiğini, Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmen yetiştirmenin en önemli meselelerden biri olduğunu ifade etti.

Köy Enstitülerinden Eğitim Fakültelerine
Prof. Dr. Yıldırım, Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirme sürecini özetleyerek şunları kaydetti:
1940’ta kurulan Köy Enstitülerinin kırsal kesimde modern tarım ve öğretmenlik eğitimi verdiğini, ancak 1946’da kapatıldığını, ardından öğretmen okullarına dönüştürüldüğünü, 1970’lerden itibaren eğitim enstitülerinde yaşanan sorunların öğretmenlik mesleğinin itibarını zedelediğini, 1982’den sonra öğretmen yetiştirmenin üniversiteler çatısı altında devam ettiğini, 1989 ve 1992’de alınan kararlarla öğretmenlik eğitiminin lisans düzeyine çıkarıldığını aktardı.

“Öğretmenlik Mesleği İtibar Kaybetti”
Yıldırım, öğretmenliğin Cumhuriyetin ilk yıllarında çok prestijli bir meslek olduğunu, ancak zamanla “kapısı açık, girişi kolay” bir meslek haline geldiğini söyledi. Eğitim politikalarının sık sık değişmesi ve siyasi müdahalelerin öğretmenliğin itibarını azalttığını belirtti.

Son yıllarda çıkarılan Öğretmenlik Meslek Kanunu ile mesleğe yeniden değer kazandırma çabalarının olduğunu ifade eden Yıldırım, “Öğretmene layık olduğu değer veriliyor mu, bu hâlâ tartışma konusudur” dedi.