IĞDIR YÖRESİNDE NEVRUZ

IĞDIR YÖRESİNDE NEVRUZ

Nevruz Bayramı binlerce yıldır, özellikle Kuzey Yarım kürede yaşayan topluluklar tarafından, yeni yılın başlangıcı, tabiatın uyanması, baharın gelmesi sebebiyle kutlanmaktadır.

Çeşitli etkinliklerle kutlanan bu önemli kültür olayı, Türklerde, Farslarda ve bölgedeki birçok toplumda farklı geleneklerle kutlansa da , ana tema; yeni bir yılın gelmesi ve tabiatın uyanması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu coğrafyada yaşayan Türkler arasında da Nevruz Bayramı, çok canlı ve coşkulu kutlamalarla karşılanmaktadır. Kutlamalarda, yaşayan her canlı kendisine ait bir şeyler bulabilmektedir. Yaşlısından, gencine, çocuklardan, doğmamış çocuğa kadar, herkesin yeri vardır bu etkinliklerde. Hatta hayvanlar, evler, ahırlar, bahçeler gibi bütün varlıklar ile alakalı birçok geleneğe rastlanmaktadır

Iğdır, Türk Kültürünün canlı yaşandığı bir yöre olmasının etkilerini, Nevruz etkinliklerinde yaşanan ritüel zenginliği ve yaşanan coşkuda da görülmektedir. Kutlamalarda kullanılan ritüel zenginliğinin en önemli sebebi, Türklerin Anadolu’ya giriş kapılarından birisinin üzerinde olmasının sonuçlarındandır diyebiliriz.

Binlerce yıl, zengin içeriği ile kutlana gelen Nevruz Bayramı, her alanda yenilenme, temizlenme, kötülüklerden, sıkıntılardan kurtulma vesilesi olarak kabul edilir. Yeni bir başlangıç, bolluğun, bereketin, barışın, kardeşliğin yeni yılla birlikte artması, pekişmesi dileği, Nevruzun daha bir anlam kazanmasını sağlayan sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değişen fiziki şartlar, şehirleşme, yeni yaşam tarzı, ailelerin küçülmesi gibi faktörlere rağmen, Nevruz etkinlikleri şartlara göre kendini yeniden revize ederek devam etmektedir. Bu durum, kültürün devamı açısından önemli bir faktör olarak göze çarpmaktadır.

NEVRUZ BAYRAMI

Nevruz Bayramı, Kuzey yarım kürede bulunan topluluklar arasında, genel itibarı ile baharın müjdecisi olarak, büyük bir coşku ile kutlanmaktadır. Nev (Yeni) ve Ruz ( Gün ) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen Nevruz , yeni gün manasını taşımaktadır.

Gece ile Gündüzün eşitlendiği 21 Mart’ta, Güneş, Kuzey yarım küreye yönelir. Bu tarih itibarı ile havalar ısınmaya, Karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvarlarına dönmeye başlar. Yani adeta tabiat yeniden uyanır, hayat yeniden başlar.

Bu nedenle, bütün varlıkların yeniden uyanış günü olarak kabul edilen 21 Mart, çok geniş bir coğrafyada, Nevruz- Yenigün adıyla bir bayram olarak kabul edilmiştir.

Nevruz tarih boyunca, Çin’den Avrupa içlerine, Mezopotamya ya kadar çok geniş bir coğrafyada, çeşitli adlarla kutlandığını görmekteyiz. Bu bayramın kuzey yarımkürede bulunan insanların, müşterek bir bayramı olduğu göze çarpmaktadır.

Türklerde, Hunlardan beri var olduğu anlaşılan bu kutlamalar, İlk Bahar, Yeni Gün, Ergenekon, Ulusun Ulu Günü, Nevruz, Sultan Nevruz, Bozkurt, adlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Nevruz Bayramı ile alakalı olarak pek çok mitoloji ve efsane bulunmaktadır. Bunların kökleri Saka ve Hunlara kadar uzanmaktadır.

Başta Anadolu olmak üzere , geniş bir coğrafyada kutlanan Hıdırellez’i de ( 9 Mart ) Nevruz gelenekleri içine alabiliriz. Nevruz, Türk Dünyasının, Türk olmayan komşu ve yakın halklarla birlikte kutladığı uluslararası özelliği olan bir bayramdır.

Değişik Coğrafyalarda yaşayan ve farklı inançlara sahip Türk toplulukları arasında Nevruz kutlamalarında, çok fazla ortak tema göze çarpmaktadır. Genel Temizlik, Bayram yemeği, Mezarlık ziyaretleri, Akraba ve yakınların ziyaret edilmesi, çeşitli eğlenceler, kır gezileri, edebi söylemler, yardımlaşma vs.

Bilindiği gibi, geniş coğrafyalarda Nevruz Bayramı gibi önemli günler, çeşitli inançlarca, önem atfedilen olayların başlangıç günlerine bağlanmaya çalışılır. Nevruz Bayramında da aynı durumu görmekteyiz. Bunların bir kısmı, Nevruzla alakası olmasa da, kendi inanç veya kültürleri ile ilinti kurularak, aidiyet oluşturma gayretleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların bazılarını sıralamak gerekirse;

1- Hz. Ali’nin Doğum günü

2- Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın evlendikleri gün

3- Hz. Musa’nın Kızıldeniz’ini yararak geçip tebaasını kurtardığı gün

4- Hz. Yunus un balığın karnından kurtulduğu gün

5- Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın buluştukları gün

6- Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu gün

7- Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığı gün

8- Türklerin Ergenekon’dan ayrıldıkları gün

Iğdır yöresinde, Nevruz ile alakalı olarak halk arasında asırlarca devam eden, din içerikli bir inanışa şahit olmaktayız. Bu inanışa göre;

Nevruz Bayramı, günümüzde Türkler arasında baharın müjdecisi olarak kutlanan bir bayram olarak kabul edilmekle birlikte, tarihi temellere dayandırma inanışı da bulunmaktadır. Bu anlayışa göre, Türklerin Ergenekon’dan çıkış günüdür. Bu bayramda, demirin, örs üzerinde dövülmesi ritüeli, Türklerin Ergenekon’dan çıkarken, demirden olan dağın eritilerek dışarıya çıkılmasına atfedilir.

Türklerin yaşadıkları diğer coğrafyalarda olduğu gibi, Iğdır yöresinde de yapılan Nevruz etkinliklerinde, Eski “On iki Hayvanlı Türk Takvimi

1 Sıçgan (Fare) yılı

2 Ad (Öküz) yılı

3 Bars (Pars) yılı

4 Tavışgan (Tavşan) yılı

5 Nek (Timsah) yılı

6 Yılan veya Ejderha yılı

7 Yud (At) yılı

8 Koy (Koyun) yılı

9 Biçin (Maymun yılı

10 Takagu (Tavuk) yılı

11 İt (Köpek) yılı

12 Tonguz (Domuz) yılı

Türklerin yaşadığı coğrafyalar da, Nevruzun büyük önemi vardır. Az da olsa bazı ritüel farklılıkları da olabilmektedir. Çok geniş Coğrafyada farklılıkların olması gayet doğaldır. Nevruz, kavram olarak bazı ağız farklılıklarıyla, Azerbaycan Türkçesinde “ Novruz- Noruz”, Kazakistan Türkçesinde “ Navruz- Novrız”, Kırgız Türkçesinde “ Nooruz”, Özbekistan Türkçesinde “ Növroz”, Farsçada ise “ Nevruz “, şeklinde telaffuz edilmiştir.

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig'den, Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lügat-i Türki’sine, Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetname ’sinden Melikşah'ın Celali takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar birçok kaynakta , Nevruz ile ilgili kayıtlara rastlamaktayız. Diğer taraftan, Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), bazı Osmanlı Padişahları, Fuzulî, Nef'î, Nedim, Azerbaycan’ın meşhur şairi Şehriyarın ve Türkmen şairi Mahdumkulu’nun Nevruz ile ilgili birbirinden güzel şiirlerini ve yazılarını görmekteyiz.

Asırlarca, özellikle kuzey yarım küre toplulukları arasında çeşitli şekillerde kutlanan bu bayram, canlı ritüellerle günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Zira zaman zaman bu coğrafyalarda meydana gelen savaşlar, siyasi baskılar ve birtakım zorluklar çıkarmıştır. Kutlamalar bazen yasaklanmış, bazen de şartların zorlaması ile şekil değiştirmek zorunda kalmıştır. Mesela Sovyetler Birliği, bölgede kontrolü eline aldıktan sonra, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan gibi Türk bölgelerinde, Nevruz kutlamalarına önemli ölçüde sınırlamalar getirilmiştir. Azerbaycan’da tamamıyla yasaklanmıştır. Bu bölgedeki Türkler açısından çok büyük bir öneme sahip olan Nevruz gelenekleri, bütün zorlamalara ve yasaklamalara rağmen, gizli de olsa kutlana gelmiş ve gelecek kuşaklara unutulmadan aktarılmıştır. Bu durum, Sovyetler Birliğinin yıkılması ve bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanması ile tekrar eski halini almış ve kutlamalar eskiden olduğu gibi bütün canlılığı ile devam edilmiştir.

Nevruz Bayramı, Anadolu da Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde zaman zaman büyük coşkularla kutlandığı bilinmektedir. Bu bayram, halen Anadolu’nun birçok yerinde farklı şekillerde de olsa kutlanmaktır. II. Meşrutiyete kadar bu durum, büyük ikram ve hediyelerle kutlanmışsa da, zamanla bu kutlamalar, çeşitli sebeplerle unutulmaya yüz tutmuştur. Günümüzde, Hıdırellez şenlikleri ve Manisa Mesir Şenlikleri şeklinde farklı şekilde de olsa devam etmektedir.

Nevruz, Anadolu Türk Edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Nevruz dolayısı ile yazılan kasidelere, Divan Edebiyatında Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Acem, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Rast, Nevruz-ı Seba gibi makamlar bunlara örnek olarak verilebilir.

Anadolu Türk Halk edebiyatında da Nevruz’un tesirini canlı bir şekilde görmekteyiz. Büyük Halk Şairi Pir Sultan Abdal, bir şiirinde şunları söylemektedir:

Gönüller Şad oldu ehl-i İmanın

Cemal-i yar görüp doğru bilenler

Himmeti erince Nevruz Sultan’ın

Cümle eşya bugün destur aldılar

Aşk ile didara karşı yandılar

Erenler ceminde bade sundular

Himmeti erince Nevruz Sultan’ın”

Iğdır Anadolu’nun en doğu kesiminde, tarihi öneme sahip bir ilimizdir. Türk Kültürünün en önemli değerlerinden olan Nevruz geleneklerinin yaşandığı yerlerin başında gelmektedir. Belki de bu durum, Iğdır’ın Anadolu’ya doğudan gelen Türk Göçlerinin koridoru üzerinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Devamlı hareket halinde olan bu Türk toplulukları, Anadolu’ya açılan kapısı Iğdır’ın Kültür damarının devamlı zinde kalmasını sağlamıştır.

Iğdır bölgesinde yaşayan Türkler, Nevruz bayramına çok önem vermektedirler. Bu yüzden, bayram hazırlıkları nerede ise iki ay öncesinden başlamaktadır. Çocuğu, genci, yaşlısı ile tüm halkın katılımıyla gerçekleştirilen Nevruz Bayramı etkinliklerinde, birçok gelenek, görenek, adet ve inanmayı içeren uygulama ve pratik yer almaktadır.

Geçmişte daha zengin etkinliklerle gerçekleştirilen kutlamalar, günümüzde de değişen ekonomik koşullar, kırsaldan şehirlere doğru yaşanan göç ve farklılaşan kültürel yapının getirdiği yeni oluşumlara ayak uydurularak yaşatılmaya çalışılmaktadır.

NEVRUZA HAZIRLIK

Bilindiği gibi, kış mevsiminin son iki ayı olan 60 gün, büyük ve küçük Çille olarak adlandırılmaktadır. 40 gün büyük ve 20 gün olan küçük Çillelerin bitmesi, baharın müjdecisi olarak kabul edilir. Kış aylarının en soğuk günlerini içine alan,” Büyük ve Küçük Çille’nin bitimiyle başlayan hazırlıklar, bayram gününe kadar sürer. Bu durumu Güney ve Kuzey Azerbaycan’da görmekteyiz.. Genel olarak Nevruz bayramının Iğdır bölgesindeki kutlamalarda, Azerbaycan’la çok büyük benzerlik göstermektedir. Bu da, bölgede yaşayan Türklerin, tarihi süreç içerisinde ortak kültürel değerleri paylaştıklarını ortaya koymaktadır.

Nevruz etkinliklerinin yapılması sırasında, Su çok önemli bir yer tutar. Evin ve bahçenin her tarafı sulanır, mümkün mertebe evdeki her şey yıkanır. Genelde o gece banyo yapmakta önemli addedilmektedir.

Nevruz gecesi her tarafın aydınlık olması gerektiğine inanıldığı için, evlerin içi, kapının dışı ve mümkün mertebe bahçe aydınlık tutulmaya çalışılır. Bu genellikle çıra veya mumla yapılmaktadır.

Yaklaşık bir ay ’da yoğunlaşan Nevruz hazırlıklarında, adeta bir temizlik, onarım, yenileme seferberliği yaşanır. Evler badana – boya yapılır, halılar, kilimler yıkanır. ahırlar, kiler ve depolarda elden geçirilir, onarımlar ve temizlikleri yapılır. Tam manası ile geçmiş yılın bütün kiri, tozu temizlenir. Bununla, geçmiş yıldan kalan bütün ağırlıkların, kötülüklerin, hastalıkların, sıkıntıların temizleneceğine inanılmaktadır. Bu aynı zamanda bir ruhsal temizlenmenin de adıdır. Kötü olan her şey geride bırakılır, yeni yıla daha temiz, duru ve yeni umutlarla girmenin adıdır Nevruz.

Nevruz’da daha güzel ve yeni elbiseler giyilir, kullanmayan elbiseler varsa, onlar çıkartılıp atılır. Bununla yeni yıla, geçmiş yılın eskiliği, ağırlığı kirliliği taşınmamış olunur. Yeni bir başlangıç, güzel elbiselerle, kına ve güzel süslerle karşılanması çok önemlidir.

Nevruzun yaklaşması ile bağlar, bahçeler, ahırlar, evler özenle elden geçirilir, bütün eksiklikler giderilmeye çalışılır. Varsa geçmiş yıldan kalan, kullanılmayacak olan ot, saman, çöp gibi atıklar bir araya toplanır. Bunlar, “Baca- baca

Nevruza yaklaşırken bağ, bahçe, ev temizliğiyle ilgili hazırlıklar yapıldığı gibi, hayvanlarla ilgili de birtakım işlerde yapılmaktadır. Nevruzda, erkek mandaların vücudu tamamen tıraş edilir, sonra sıcak ve sabunlu suyla yıkanır ve yağlanır. Eğer, alnında beyazlık varsa oraya da renkli boyalar sürülür. Ahali, hayvanlarının güzelliğini ve ihtişamını göstermek için adeta bir yarış içerisine girer. Hayvanların sırt ve kalça kısımları kırmızı, yeşil, mavi pamuk boyalarıyla boyanır. Nevruzda bütün hayvanlar dışarı salınır. Kimileri hayvanlarına nazar değmesin diye, alınlarına iple muska veya boncuk asarlar.

Bayramın vazgeçilmezlerinden olan hediyelerin hazırlanması büyük bir önem arz eder. Aile fertleri ve yakınları için, evin büyüğü mutlaka çeşitli hediyeler alır, bayramda verilmek üzere. Nişanlı kızlar, nişanlılarına özel çorap dokur, mendil gibi özelliği olan hediyeler hazırlarlardı. Kadınlar için; elbiselik, erkeklere çorap, genç kızlara eşarp, delikanlılara gömlek hazırlanırdı. Buna da “bayram payı” denilmektedir. Büyük Türk şairi Şehriyar , yazdığı mısralar ile bu geleneği çok güzel anlatmıştır;

Bayram olub, gızıl palçık ezerler,

Nakkış vurub, otahları bezeller,

Tahçalara düzmeleri düzerler

Kız-gelinin fındıkçası, henası,

Heveslener anası, kaynanası.

Bu arada bayram sofrasının vazgeçilmezi olan en az yedi çeşit çerez alınır. Bunlar bayram günü ailenin büyüğü tarafından bir sofra üzerine dökülerek, bütün aile fertlere pay edilecektir.

Evin hanımı başta olmak üzere tüm kadınlar, bayrama özel yemekler yapmak üzere günler öncesinden hazırlıklar yaparlar. Çeşitli et yemekleri, Semeni başta olmak üzere birbirinden farklı tatlılar hazırlanır, bunların bol olmasına dikkat edilirdi. Zira, bayram günü misafiri en iyi şekilde ağırlamak önemli bir gelenektir.

Iğdır yöresinde Nevruz kutlamaları, haftalar öncesinden başlamaktadır.

Birinci Çarşamba’ya, Su Çarşamba

İkinci Çarşamba’ya Od ( Ateş ) Çarşamba’sı da denilmektedir. Bununla Cemrenin ateşe düştüğüne inanılmaktadır. Ateş daha canlı olur, Güneş daha fazla kendini hissettirmeye başlar. Güneşin dünyaya daha dik açıyla sıcaklığı göndermeye başladığı bu dönemle, tabiatın canlanacağına, bolluğun ve bereketin artacağı olan beklenti artar. Tabiat bütün renkleri ile uyanmaya hazırlanmaktadır artık.

Üçüncü Çarşamba’da, Cemre Havaya düşmektedir. Böylece ısınmaya başlayan hava, daha berrak ve huzur verici olmaya başlar. Hafifte olsa esen rüzgâr, havaya ve tabiata mutluluk ve bereket getirdiğine inanılmaktadır. Kuşların yuvalarına döndüğü, gökyüzünde kuş sürülerinin çeşitli danslarına şahit olunmaya başlanır. Ufukta huzur ve bereket vardır.

Son Çarşamba da, Cemre Toprağa düşer. Toprak ısınmaya, tabiat uyanmaya başlar. Tabiat olağan üstü güzellikleri ile, renk cümbüşü içerisinde, ben geldim der adeta. Artık yaz aylarının gelmeye başlayacağını müjdeler. Bununla insanlar, yeniden uyanan tabiatın sunduğu cömertlikle hayata yeniden tutunmanın mutluluğunu yaşamaya başlarlar. Bu yeniden uyanış aynı zamanda Nevruz Bayramının da başlaması demektir.

Dört haftalık Nevruz bayramına giden hazırlık sürecinin bitmesi ile, Bayram şenlikleri fiilen başlamış olur. Genel olarak salı günü (21 Marttan bir önceki Salı) hangi tarihe rastlarsa, o günden itibaren kutlamaya başlar. O güne

Nevruz Bayramına giden süreçte birçok etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlar, Nevruz etkinlikleri içerisinde olmakla beraber, bayram öncesi yapılmaktadır. Kosa- Kosa ve Ölü Bayramı ( Mezarlık ziyaretleri ) gibi. Bunların yapılma zamanları, Nevruz bayramından öncedir. Bir nevi hazırlık dönemi denilebilir.

KOSA KOSA

Nevruz etkinliği içerisinde Kosa Kosa geçer. Bunların mücadelesi uzun süre devam eder. Tabii bu arada çocuklar, gençler, Kosa’ya takılır, ondan kurtulmak istediklerini, yaptıkları hareketlerle belirtmeye çalışırlardı. Bu arada Kosa ve Keçi çocukların ve gençlerin eşliğinde ev ev gezerek bazı hediyeler ve yiyecekler toplarlar. Bunlar, daha sonra bu etkinliğe katılanlarca birlikte yenilir. Tabii ki, sonuç olarak Kosa mücadeleyi kaybeder, yeni yılın habercisi olan Keçi mücadeleyi kazanır.

Bu ritüelle insanlar, yeni bir başlangıç, yeni bir heyecan, bolluk, bereket olarak gördükleri Nevruz Bayramına hazırlık yaparlar. Adeta geçmiş yılın bütün ağırlıklarından kurtularak, güzel günlere kanat açmak istediklerini ortaya koymaya çalışırlar. Bunları söyledikleri Manilerine, Türkülerine, Şiirlerine de yansıtmışlardır. Mesela;

Ay kosa-kosa gelsene,

Gelip selam versene

Çömçeni doldursan,

Kosanı yola salsana

Ay uyruğu uyruğu,

Saggalı it guyruğu,

Kosam bir oyun eyler.

ÖLÜ BAYRAMI

Iğdır’da, Nevruz etkinliklerinin en önemli kısımlarından birisi hiç şüphesiz, Mezar üstü (Gebir üstü) ziyaretleridir. olarak da bilinen bu gelenek, Ahır Çarşamba’nın önceki Salı günü yapılmaktadır. Ancak son yıllarda değişen şartlar, aynı ailenin birbirinden farklı mezarlıklarda yatan yakınlarının olması gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden, aynı gün hepsine yetişme imkânı olmadığı için, bu etkinlikler genellikle Din âlimlerinde ortak kararı ile her yerleşim yeri için, farklı günler belirlenmektedir.

Kuran- Kerim okunur, dualar edilir, erdek , helva , kuru yemiş, tatlılar, boyanmış yumurta, çeşitli meyveler gibi yiyecekler hayır yerine dağıtılır.. Bu arada mezarlıklar temizlenir, sulanır. Adeta bayram mezarlıkta yatan yakınları ile birlikte kutlanır.

O gün, ölülerin gözü yakınlarını beklediğine inanıldığı için, mutlaka mezarlığa gidilmelidir. Bu binlerce yıldır devam eden, değişmez bir kural olarak yörede bütün canlılığı ile yürütülmektedir. İl dışında veya daha uzaklarda olanlar, genellikle bu tarihte gelmeye özen göstermektedirler.

Geçen yılın Nevruzundan sonra yakınlarını kaybedenler için, bu bayram

Nevruz Bayramında Mezarların ziyaret edilmesi geleneği, İslamiyet öncesindeki Türk kültüründe de görülmektedir. Günümüzde Hristiyan olan Gagavuz Türkleri, Nevruz etkinlikleri çerçevesinde öğlene kadar mezarları ziyaret ederler ve dualar eşliğinde çeşitli etkinlikler yaparlar.

Bu geleneğin köklerine Osmanlı Devleti’ni kuran aşiret olarak bilinen Karakeçili Türkmenlerinde de rastlamaktayız. Halen Bilecik vilayetine bağlı Söğüt ilçesinde bulunan Ertuğrul Gazinin türbesini her yıl ziyaret ederler. Bu durum yüzyıllardır hiç aksatılmadan yapılmaktadır. Bu geleneğin köklerinin İslamiyet öncesi geleneklere dayandığı kuvvetle muhtemeldir.

YEDİ LEVİN

Nevruz kutlamalarının en önemli bölümünü oluşturmaktadır. “Yedi Levin” alışverişine Ahır Çarşamba’dan iki, üç gün evvel gidilir. Bugün alınacak olanlar seçilirken özellikle; çocuklar ve yaşlılar hiç ihmal edilmemekte, onların yiyebileceği yumuşak yiyecekler alınmaya özen gösterilmektedir.

Bugün için alınan çerez ve benzeri yiyeceklerin en az yedi çeşit olmasına özen gösterilir. Bu çerez ve yiyeceklerin yedi çeşit olmasını, özellikle Baharda yağmur sonrasında gökyüzünü adeta süsleyen ve uğruna çeşitli efsanelerin söylendiği, Gökkuşağının yedi renkli olmasına bağlayanlar olduğu kadar, farklı şekilde yaklaşımlara da rastlanmaktadır.

Eskiden “Yedi Levini” ; yörede yetişen, kıştan bahara kalan yiyecekler kapsamakta idi. Bu yiyecekleri kuru kaysı, dut kurusu, iğde, susam, kaysı çekirdeğinin içi, (şimdiki bademin yerini tutmaktaydı) çedene, şeker ve kavurga (buğdayın sac üzerinde kavrulmuş hali) oluşturmaktaydı.

Iğdır yaşayan Türkler, yedi Levin’i mutlaka yapmakta, olmazsa olmaz dedikleri bu geleneğin nedenini de şöyle anlatmaktadırlar;

olduğu için; nasıl ki eski yılı kovalama ise, bu da yeni yılı kucaklama anlamına gelir. Yeni yılın sevincini; şekerle, yiyecekle süslenmiş sofralar kurularak, tüm aileyle birlikte karşılarız. Yedi Levin’in temelinde çocukları sevindirmek, onları mutlu etmek vardır. Çocuklar iki ay önceden sormaya başlarlar –yedi Levin’e ne kadar kaldı diye”

YEDİ LEVİN ( GELİN ) HONÇASI

Yörede Navruz’ un en önemli uygulamalarından birisi de nişanlı kıza giden “Yedi Levin Honçası

olarak adlandırılan bu hediyelerin olduğu tepsi hazırlanırken, nişanlı kızın , yiyeceklerin en kalitelisinden seçilir.

Ahır ( Son) Çarşamba’da yapılan önemli diğer ritüel ise; “Şal sallama, ateş yakma ve kulak asmadır”. Bu uygulamalar geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerçekleştirilen uygulama pratikler içerisinde yer almaktadır. Ancak araştırma ve gözlemlere dayanarak bakıldığında, zamanla değişikliğe uğradığı gözlenmektedir.

Şal sallama ve mendil atma geleneği, Iğdır’ın köylerinde farklı uygulamalara rastlanmaktadır. Şal sallamaya; mendil salma, baca-baca, ateş yakma ise; alav-alav, Tongal, baca-baca gibi farklı adlar da verilmektedir.

ATEŞ YAKMA ( ALAV- ALAV )

Ahır Çarşamba’ da yapılan ateş ( Tongal ) yakma ritüeli , Nevruz etkinliklerinin en önemlileri arasında yer almaktadır. Genel olarak geçen yıldan kalan bütün yakılabilecekler, büyük yığınlar haline getirilir ve yakılır.

Konuyla ilgili kaynak kişi anlattıkları şöyledir; “Biz mendil salmaya da, ateş yakmaya da baca - baca deriz. Dedelerimiz derdi ki; Nevruz yılın değişimi, Nevruzla birlikte tabiat şartları değişir, atmosferde değişiklik olur. Bu ateşi Nevruz’ dan bir ay önce yakarsak ne bu kadar ısı verir ne de bu kadar ateş yükselir. Baharın gelmesi, yani Nevruz ile birlikte, havadaki oksijen miktarı da artar. Onun için Nevruz’da yakılan ateş büyük ve canlı olur”.

Neden “Bayram Ateşi- Tongal, Alav-Alav “ yapılır, sorusunun cevabını kaynak kişi şöyle vermektedir;

Geçmişte baca-baca, evlerin damında yapılmaktaydı. İşaret olsun, herkes görsün diye. Aynı anda, her yerde yakılan ateşin görünmesi, insanlara daha çok mutluluk veriyordu. Aynı niyetlerle yakılan ateşin varlığı, kaynaşmayı, birlikte olmayı sağladığı gibi, bayram coşkusunu da artırıyordu. Tabi bu yanan ateşin üzerinden büyük coşku ile atlanırken, mâni söylemekte âdettendir.

Atıl- matıl çerşembe

Behtim açıl çerşembe

Ağırlığımı verdim sene

Yüngüllüğü aldım sennen

Sarılığımı verdim sene

Kırmızılığını ver mene.

Maalesef bu uygulama günümüzde şehirleşme ve diğer bazı sebeplerin de tesiri ile olsa gerek, büyük oranda ortadan kalkmaya başlamıştır. Günümüzde “Ahır Çarşamba” gecesi yapılan baca-baca, bahçelerde, evlerin önünde, sokak aralarına az da olsa yapılmaya, devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Ateş yakma ritüeline, da denilmektedir. Ateş yakmaya neden baca –baca dediklerini yöre haklı şöyle anlatmaktadır;

Nevruz’ da bir gece ateş yakılmaktadır. Ahır çarşambada herkes kendi evinin önünde ateşini yakar, ancak herkes birbirinin ateşinden atlayabilir. Hatta bu komşular tarafından mutlulukla karşılanır. Yöre halkı bu ritüeli şu şekilde anlatmaktadır.

Ağırlığım uğurluğum, bu ateşin üstüne” deriz. Genel olarak; geçmiş yıldan gelen bütün hastalıkların, kazaların, belaların, kötülüklerin bu ateşte yanacağına inanırız. Kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk herkes atlar. Atlayamayacak durumda hasta, sakat varsa onların yerine de bir başkası niyet ederek atlayabilir, Nevruz’da ateşten atlamayan bir eziklik hisseder”.

Ateş yakmak için özel bir odun kullanılmaz, o gün alev çıkartabilecek ve işe yaramaz diye atılacak ne varsa hepsi kullanılabilinir. Genellikle geçen yılın tortusu olabilecek, yakılabilecek ne varsa yakılır bu ateşte. Böylece bununla, geçen yılın bütün kötülüklerin, ağırlıkların, uğursuzlukların bu ateşte yanıp yok olacağına inanılmaktadır.

Nevruz etkinlikleri içerisinde önemli bir etkinlik olarak “Işıldak veya Ateş Topu” adı da verilen, ateş yumağının havaya fırlatılmasıdır. Bunun hazırlanmasına birkaç gün önceden başlanır. Pamuk ve iplikten yumak yapılır, yaklaşık bir gün Gazyağının içinde bekletilir ve uzun bir tele takıp havaya fırlatılır. Adeta gökyüzünde ateş yumağı yarışı yapılır.

Diğer bir ateş ile alakalı etkinlik olarak, Çubuklara bez ya da benzeri şeyler bağlanarak yakılır, ışık versin diye. Bunlar evin giriş kapısının iki tarafına asılır (aydınlık olsun diye). O gün evlerin, avluların, kapıların lambaları hep yanar. Yeni yılın hep aydınlık ve güzel olması dilenir.

ŞAL SALLAMA

Ateş yakma gibi, mendil atma, şal sallama geleneği de, Nevruz etkinlikleri içerisinde oldukça yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. Temel esprisi, çocukları sevindirmek ve Yedi Levin” den onlarda pay vermek olan

Ahır Çarşamba’da yedi Levin paylaşılırken, çocuklar dama çıkar, bacadan evin içine mendil veya şal sarkıtırlardı. Kimseye görünmeden, ev halkına seslenirdi; ”baca- baca payımı

Bayramıdı, gece guşı ohurdı

Adahlı gız, bey çorabın tohurdu

Herkes şalın bir bacadan sohurdı

Ay ne gözel gaydadı şal sallamah

Bey şalına bayramlığını bağlamah

Şal istedim men de övde ağladım

Bir şal alıp tez belime bağladım

Gulam gile gaşdım şalı salladım

Fatma hala mene corap bağladı

Han nenemi yada salıp ağladı..

Günümüzde evlerde baca kalmadığı için, bu uygulama kapı ya da pencereden yapılmaktadır. Doğru olanın, bacadan yapılması olduğunu söyleyen yöre halkı, bu konuda ki düşüncelerini;

Çocuklar Baca-bacayı (mendil atmayı) sabırsızlıkla beklemekte, köydeki bütün çocuklar bu geleneğe mutlaka katılmaktadırlar. Toplu olarak dolaşan çocuklar, baca-bacayı bitirdikten sonra, topladıkları “Yedi Levin”i eşit olarak paylaşır ve evlerine dağılırlar.

Bu şal sallama uygulaması, nişanlılar arasında da yapılmaktadır. Nişanlı delikanlı, nişanlısının evinin damına çıkarak şal sallar. Genellikle kızın annesi veya büyük annesi, bu sallanan şala nişanlı kızın hazırladığı, kenarı işlenmiş mendil, dokunmuş çorap ve benzeri diğer hediyeler koyardı. Bu hediyeleri alan nişanlı delikanlı, büyük bir sevinç içerisinde, nişanlısından, bir hediye almanın mutluluğunu yaşardı.

Ancak birçok geleneğin uygulanması fiziki şartların değişmesi, şehirleşmenin getirdiği zorluklar ve benzeri sebeplerden dolayı önemli ölçüde unutulmaya yüz tutmuştur.

NEVRUZ YUMURTASI

Yumurta, bolluğun, bereketin sembolü olduğu için, Nevruz Bayramı etkinlikleri içerisinde büyük öneme sahiptir. Yumurtanın çeşitli renklerde boyanması, albenili hale getirilmesi, bilhassa çocukların yumurta tokuşturması, bolluğun, bereketin artacağına olan inançtan kaynaklanmaktadır.

Yumurta boyama ve dağıtma, Ahır Çarşamba’ da olur. Herkes gücüne göre, eşinin dostunun, akrabasının sayısına göre yumurta boyamakta, boyanan bu yumurtalara “Bayram Yumurtası” denmektedir. Boyanan yumurtaların sayısı; yirmi, otuz hatta yüze kadar ulaşmaktadır. Yumurtalar Ahır Çarşamba’ da eve gelen çoluk çocuk başta olmak üzere , herkese verilmektedir.

Yumurta tokuşturma, “Ahır Çarşamba” da başlamakta, Nevruz Bayramını akşamına kadar devam etmektedir. Bu etkinliğe yaşlı, genç, çocuk, hemen herkes katılırdı. Yumurta tokuşturmak, özellikle kabuğu sert yumurta bulma yarışı, bütün kış boyunca devam ederdi. Bu şekilde yumurtasının kabuğu sert olan ve diğer tokuşturduğu yumurtaları kırmak, bir nevi övünç vesilesiydi. Bununla ilgili birçok manilerde söylenir. Örnek vermek gerekirse;

Gırmızı hatun honçanı bezer ( Boyanmış yumurta )

Saçag saçag saçaglar

Gezer onu Gaçaglar”

Bu ritüel ile alakalı olarak büyük şair Şehriyar, Heyder Babaya isimli uzun şiirinde şunları yazmaktadır;

Yumurtanı göyçek güllü boyardıh

Çakgıştırıp sınanları soyardıh

Oynamahdan birce meğer doyardıh

Eli mene yaşıl aşşıh vererdi

İrza mene novruz gülü dererdi..

Çocuklar yumurtaları hem “Yedi Levinde” mendil atarak, hem de kapı kapı dolaşarak toplamaktadırlar. Ev ev dolaşan çocuklar, bayramdan dolayı bunun hakları olduğunu “Bayramçalığımızı

Ahır Çarşamba’ da yapılanların hepsi bolluğa, berekete, birliğe, beraberliğe, sevgiye, kardeşliğe, dostluğa yönelik pratik ve uygulamalardır.

Yukarıda anlatılan uygulamalar, günümüzde de geçmişte olduğu gibi yapılmasına özen gösterilmekte, hatta halk tarafından yapılması zorunlu olan uygulamalar olarak anlatılmaktadır.

KULAK ASMA, NİYET TUTMA

Al bunu da sana verelim, bu da senin olsun

Bunun üzerine, durumu fark eden ev halkı da arkasından seslenir, “Aydınlığa çıkasan”.

Genel itibarı ile Nevruz etkinliklerinin yoğun olduğu dönemlerde insanlar, kötü söz söylememeye, kalp kırmamaya özen gösterirler. Zira Kulak asma adetinde olduğu gibi, insanlar yeni yılda güzel söz ve temenniler duymak istiyorlar. Bunun, yeni yılın güzel geçmesinde önemli olduğuna inanılmaktadır.

NEVRUZ SOFRASI

Iğdır yöresindeki Nevruz kutlamalarında, Azerbaycan Coğrafyasının önemli ölçüde etkisi gözlenmektedir. Bunların başında hiç şüphesiz Nevruz sofrası gelmektedir. Azerbaycan da yapılan Nevruz sofrası geleneği çerçevesinde, sofrada, Kura-ı Kerim, Şamdan, Ayna, Sürahi, Su, Ekmek, evde hazırlanmış tatlılar, şerbet ve kuru yemiş mutlaka olmalıdır. Ayrıca özellikle sofradaki yiyeceklerin en az yedi tanesinin adı harfi ile başlamasına özen gösterilmektedir. Mesela, Sebzi, Sumak, Sarımsak, Semeni va. gibi.

Kutlamalar içerisinde, ailenin Nevruz sofrasında toplanması geleneği önemli yer tutmaktadır. Nevruz Bayramı vesilesi ile bütün aile bir araya gelmekte, birlikte yiyerek, birlikte eğlenmektedirler. Nevruz sofrasının değişmez yemekleri; yoğurt çorbası, süzme pilav ve yüzlü-gözlü ettir.

Geçmişte mercimek veya buğday mutlaka gölertilir, buna Semeni denirdi. Gövermiş buğdayla da , “semeni” denilen tatlı bir yiyecek yapılırdı. Bu yiyecek günümüzde artık çok nadir olarak yapılmaktadır. Belki de hazırlanması zor olduğu içindir.

Nevruzun değişmez yiyeceği olan semeni yapımı, kaynak kişi tarafından şöyle anlatılmaktadır.

Yöre halkı, Semeni yapımı çok zahmetli olduğu için artık yapılmadığını belirtmektedir. Yapımı zor ve zahmetli olan semeni, geçmişte köy içerisinde yalnızca bir evde yapılmakta, Nevruz’a yakın günlerde, hangi evde yapılacağı planlanmaktaydı. Buğday yeşerip, yapılacağı gün köyün tüm kadınları o evde toplanmakta, hep birlikte semeni tatlısını hazırlamakta idiler.

Nevruz pilavı bayramın en önemli yiyeceklerindendi. “Nevruz’ da bildiğiniz süzme pilav yapılır. Pilav yapılan kazanın altını yağlar içine lavaş ekmek konurdu. Pilav pişip, demini alana kadar o lavaş da orada kızarır. Ona da denilmektedir. Kaynak kişi bayram sofrasını vazgeçilmezi olan ve süzme pilavla birlikte yenilen “Yüz- Göz” ün yapımını şöyle anlatmaktadır.

pilav “ekşili et” mutlaka olur. Et kuşbaşı doğranır, bildiğiniz, tas kebap gibi pişirilir. İçine; nohut. Sarı kök. Kara biber ve diğer baharatlar Sebzi, lepe ( nohut un ikiye bölünmüş hali ) , konur. Dövülerek konan Sarı kök ( Zerdaçal ) , yemeğe tat ve değişik bir lezzet vermektedir. Ete ekşi bir tat vermesi için de limon tuzu ilave edilir”.

Bunların yanında Bayram Sofrasında, Yaprak Sarması gibi değişik yemekler ve çeşitli tatlılar bulunurdu.

YILIN YILA TEHVİL ( DÖNÜM ) OLMASI İLE İLGİLİ ADET VE İNANMALAR

Iğdır yöresinde yılın yıla tehvil ( dönme ) olduğu an (eski yılın bitip, yeni yılın başladığı an) çok önemlidir. Bayramın diğer bölümlerinde olduğu gibi, o anda da yapılan birçok uygulama ve pratik vardır. Bu uygulamaların çoğu dinsel ve mitolojik içerik taşımaktadırlar. Bunlardan bazılarını vermek gerekirse; Mesela;

Bir başka inanış hayvanlarla ilgilidir. On İki Hayvanlı Türk Takviminde belirtilen hayvanlara atıflar vardır. Mesela, o yıl hangi hayvana denk gelirse, o yıl adı geçen hayvanın özelliklerinin yıla yansıyacağına inanılır. Mesela, tavşan yıl iyi geçmezmiş, tavşan koşan hayvan olduğu için, iyi saymazmış. 1917’ da yıl tavşan üzerine tahvil olmuş, o yıl Ermeni çeteleri bölgede çok büyük katliamlar yapmışlar. Yılan yılının da uğursuz olacağına, savaşların çıkacağına, acıların çekileceğine inanılmaktadır.

Yıl tahvil olduğu an, akar sular durur, akmaz diye bir inanç vardır, Nevruz gelenekleri içerisinde . O anı kaçırmamak ve tutulan niyetlerin kabul olması için, testilerle akar suların yanına gidilerek beklenilirdi. Tam yıl dönümünde, ağaçlar akar su’ya eğilir. Bir nevi Allaha secde eder. O an da testiler akar su da doldurulur ve evlere getirilirdi. O sudan, evlerin köşelerine, ahırlara serpilir ki bereket olsun. Sonra o sudan içilir, hayvanlara içirilir, hasta birisi varsa onun, vücuduna şifa olsun diye sürülürdü.

Bir diğer ritüel ise şu şekildedir. “Eskiden Ahır Çarşamba” da tandırlarda ekmek pişirilirdi. Bu arada “Koka” denilen küçük çörek de yapılırdı. Evin genç kızları bu arada içinden bir niyet tutarak, ekmek hamurundan küçük bir parça alır, içine yenmeyecek kadar tuz koyardı. Hamura yuvarlak bir şekil verir. Ortasını da hafif açılır. Bu tandırda pişirildikten sonra tekrar niyet tutulur ve bu çöreklerden yenilerek, uykuya dalarlardı. Uykusunda görülen rüyanın yorumundan, niyetinin olup, olmayacağı anlaşılırdı.

Bu ritüelin diğer bir uygulama şekli de şu şekildedir; Bir “Koka”yı duvarın ya da bacanın üstüne koyarak beklenirdi. Bu arada bir kuş bunu alıp nereye götürürse nasibin orda olacağına inanılırdı.

Ahır Çarşamba’ da ahırdaki hayvanların davranışlarına göre de, o yılın nasıl geçeceği konusunda da yorumlar yapılmaktadır. Mesela;

Ahırlar da niyet tutularak, dışarıdan dinlenilir. İçeride bulunan koyundan bir meleme sesi duyulursa, bu ağıt anlamına gelir. Bu yılın iyi gelmeyeceği, ölüm olacağına dair bir inanç var. Eğer koyunlar hapşırma sesi duyulursa, niyetin tutacağı kabul edilmekte, Koyunlardan çift hapşırma sesi duyulursa, niyetin tutacağından emin olunur.

Artık unutulmaya yüz tutmuş diğer bir ritüel de kaynak kişi tarafından şu şekilde anlatılmaktadır.

erdimi belamı hep bu ağaca bağladım yeni yıla kadar bana dert verme derlerdi”, şeklinde niyet ederdi.

Nevruz etkinlikleri içerisinde Su ayrı bir öneme sahiptir bilindiği gibi. Yılın son Çarşambasın da erkenden uyanıp, bir akar suyun yanına gidilir. Kadınlar, kızlar, genç erkekler, çocuklar arar suyun üzerinden atlayarak, maniler söylerler. Buna güzel bir örnek vermek gerekirse;

Ağırlığım, uğurluğum düşsün bu suyun üstüne” en çok kullanılan tekerlemelerin başında gelmektedir.

Bazen de pınar başlarına gidilerek, suyun üzerinden atladıktan sonra, kaplarına su doldurarak eve getirirler. Gün boyu bu taze suyun içilmesi, yıl boyu mutluluk vereceğine inanılmaktadır.

Diğer bir ritüel şu şekildedir; Birbirini seven gençler, akşam ateşinin külünü akar suya dökerler ve aynı kapla o akarsudan su alarak eve gelirler. Dikiş iğnesinin başına, su da batmaması için pamuk bağlarlar, pamuk bağlı iki dikiş iğnesi, akarsudan getirilen suyun içinde olduğu kaba uzak mesafeye ayrı arı yerlere bırakılır.. Bu iğneler belli bir süre sonunda birbirlerine kavuşurlarsa, sevgililerinde o yıl evleneceklerine inanılır..

Bu etkinliklerinde çeşitliliği ve çokluğunun da gösterdiği gibi, Nevruz etkinlikleri toplumun her ferdini ciddi manada etkilemektedir. Buda tarihi köklerinin çok sağlam olduğunun işaretidir.

BAYRAM ZİYARETİ

Nevruz’ da en çok önem verilen uygulamalardan birisi de bayram ziyaretleridir.

Bayram sabahı olan 21 Mart’ta, aile reisinden başlamak üzere herkes birbirinin bayramını ziyaret ederek , büyüklerin elleri öpülerek hayır duaları alınır. Böylece, aile içi kaynaşmanın yanı sıra, toplumsal refleksler artırılır, küskünler barışır, büyükler, hastalar, ihtiyacı olanlar hatırlanır. Bu durum akrabalık bağlarını güçlendirdiği gibi, komşuluk ilişkilerini de geliştirirdi. Konu ile alakalı olarak konuşan kaynak kişi şunları söylemektedir;

Dutlar yetişene kadar Nevruz sayılır, o da bir buçuk, iki ay kadar sürer. Bazı akrabalar bayram ziyaretine gelmedin diye sitem ettiğinde, “dutlar hala yetişmedi, yetişene kadar geleceğiz” diye cevap verilirdi.

Nevruz Bayramı’nın önemli geleneklerinden birisi de , evlenerek baba evinden ayrılmış kızlar ziyaret edilerek, onlara mutlaka pay gönderilmesidir. Bununla alakalı olarak kaynak kişi şunları söylemektedir;

Böylece , aile bağlarının kuşaklar boyu sağlam bir biçimde devamını sağlamakta çok önemli bir gelenek olarak karşımıza çıkarmaktadır. Özellikle bu geniş ailelerin sürekliliğini, iyi günde veya kötü günlerde birlikteliği devam ettirmektedir. Nevruz ile birlikte yeni bir başlangıç yapan insanlar, bu sahayı da ihmal etmemeye özen göstermektedirler.

AŞIK OYUNU

Nevruza ayı yaklaştıkça ve Nevruz bayramında çocuklar arasında en çok” aşık” oyunu oynanmaktadır.

Aşık, koyunların arka bacaklarından çıkan, dört köşe şeklinde bir kemiktir. Nevruz bayramı yaklaştıkça, âşık oynayacak çocuklar, gençler kırmızı, sarı, mavi gibi dikkat çekecek renklerle aşıkları boyamakta, bir tarafını da düz olması için taşla yontmaktadırlar. Aşıkların ortaları da delinmekte, böylece ütülen (kazanılan) aşıklar ipe dizilerek, süs amacıyla evlere asılarak saklanmaktadır. Bu tabii ki bir başarının verdiği bir övünç vesilesidir.

Nevruzla birlikte , yukarıda bir kısmı verilen çeşitli oyunlar, ziyaretler başta olmak üzere çeşitli etkinlikler zamanla sone erdirilir.. Bu etkinliklerle, daha enerji dolu, mutlu bir gelecek arzusunun doruğa çıktığı şevkle, yeni yıl için bağda, tarlada ve diğer işlerde faaliyetler başlar.. Bu durum her yıl tekrarlanan bir döngüdür adeta. Her türlü eğlence işleri, Nevruzdan sonra bırakılmakta, bağ, bahçe işleri başta olmak üzere , yıl boyunca yapılması gereken işlere yönelinir..

NEVRUZLA İLGİLİ DİĞER ADET VE İNANMALAR

ü Nevruz Bayramı öncesinden başlamak üzere Bayram boyunca, asla küfürlü konuşmamak, kimsenin gurur ve haysiyetini kıracak davranışlarda bulunmamak, Komşuluk ilişkilerinde daha samimi, çocuklara karşı da daha şefkatli , toplumda adeta yazılı olmayan bir kanun olarak kabul edilir.

ü Yıl yıla tehvil ( Yeni yıla girme anı ) olduğu anda, derelerden getirilen su hayırlı sudur düşüncesi ile, o suyla evde yıkanılır, özellikle de el yüz mutlaka yıkanmalıdır.

ü İnanca göre, Nevruz’ da Allah’tan dilenen istekler, mutlaka kabul olunur. Bunun için Nevruz Bayramı süresince yeni yılda gerçekleşmesi istenen dilekler için bolca dua edilir.

ü Nevruz’ da evinden ölü çıkan aile yedi Levin yapabilir. Fakat bayram ziyaretlerine gitmez. Zira yakınları ve komşuları onlara gelecek, hem “ Gara Bayramları “ vesilesi ile taziyelerini yineleyecek ve bayramlarını kutlayacaklardır.

ü Nevruz Bayramı müddetince evde cenaze olursa, asla ağlanmaz. Ağlanırsa; o yılın hep ağlayarak geçeceğine inanırlar.

ü Nevruz Bayramında doğan çocuğa erkekse; Nevruz adı konur. O gün doğan çocuk; hayırlı, uğurlu, bahtiyar bir evlat sayılır.

ü Nevruz Bayramı, hayırlı gündür. Eğer birisi bina yapacaksa; ilk taşını o gün koyar, oğlan evlendirecekse; o gün söz keser hayırlı işler hep Nevruz’a denk getirilmeye çalışılır. Nevruz’ dan önce yapılmaz. Eski yıl köhneleşmiş, yeni yıl daha dinamik, daha genç, daha uğurlu, daha güzeldir.

Nevruz Bayramı, Kuzey yarım kürede yaşayan başta Türkler olmak üzere, diğer topluluklarda, genel itibarı ile baharın müjdecisi olarak kabul edildiği için, çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Bu bayramın, Türkler arasında da çok canlı ve zengin ritüellerle kutlandığına şahit olunmaktadır. Orta Asya ile Azerbaycan da, Nevruz Bayramının derin ve sağlam kökleri olması sebebiyledir ki , Sovyetler Birliği döneminde yasaklanmış olmasına rağmen, unutulmamış ve yok edilememiştir. Sovyetler Birliğinin yıkılması ve bağımsızlıklarını yeniden elde eden bu bölgede yaşayan Türkler, yeniden Nevruz Bayramı kutlamalarını eski coşkuyla devam ettirmişlerdir.

Iğdır, Anadolu’ya Türklerin girdikleri önemli bir koridorun üzerindeki, önemli, güzel bir ilimizdir. Dolayısı ile Orta Asya ve Azerbaycan’daki Nevruz kutlamalarının , hemen her türlü ritüeli ile burada karşılaşmak mümkündür. Iğdır’da Nevruz etkinlikleri, binlerce yıldır insanların milli hafızasında yer etmiş ve bu konuda çok zengin bir kültürün oluşmasını sağlamıştır.

Nevruz Bayramı etkinliklerine, Iğdır’ın batısında bulunan Anadolu’nun diğer şehirlerinde de rastlanmaktadır. Aslında aynı kültürün içerisinde olan bu bölgelerde, iklim şartları başta olmak üzere, çeşitli sebeplerden ötürü bazı gelenekler unutulmaya yüz tutmuştur. Ancak kaynaklara baktığımızda, yakın dönemlere kadar bu bölgelerde, Edebiyat, musiki başta olmak üzere birçok alanda, Nevruz Bayramı geleneklerinin tesirlerini kuvvetli bir biçimde görmek mümkündür.

Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen Nevruz Bayramı, bolluğun, bereketin, aydınlığın, barışın ve kardeşliğin artırılması için bir başlangıç olarak kabul edilir ve yaşatılmasına büyük bir önem verilmektedir.