İL OLUŞUNUN 34. YILINDA IĞDIR VE HASRET KÖPRÜSÜNÜN AÇILIŞI

İL OLUŞUNUN 34. YILINDA IĞDIR VE HASRET KÖPRÜSÜNÜ AÇILIŞI
Doğu Anadolu Bölgesi’nin en doğu ucunda, üç ülkeyle (Ermenistan, İran ve Azerbaycan/Nahçıvan) sınırdaş olan yegâne şehrimiz Iğdır, kendine has mikroklima iklimi, bereketli toprakları ve stratejik konumuyla her dönem dikkat çeken bir yerleşim yeri olmuştur.

3 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü Antlaşması neticesinde, Gümrü (Arpaçay’ın kuzeyi) Ruslara verilmiş, Sürmeli Çukuru (Tuzluca, Iğdır, Aralık) Türkiye’ye bırakılarak Nahcivan Azerbaycan’a bağlı muhtar cumhuriyet olmuştur.
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra yürürlüğe giren 1924 Anayasası, memleket yönetiminde yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye göre ülkemiz yönetim organizasyonu bakımından il, ilçe, bucak ve köy yönetim birimlerine ayrılmıştır.

Bu düzenleme uyarınca Iğdır bir “nahiye merkezi” sekline getirilerek “Beyazıt Valiliği’ne bağlanmıştır. Ancak 1934 yılındaki düzeltmelerle Beyazıt Valiliği Ağrı’ya bağlanınca, Iğdır ilçe yapılarak Kars iline bağlanmıştır. Aralık, 1960 yılına kadar Iğdır’a bağlı bir “bucak yönetimi birimi” iken bu tarihte “ilçe yerleşim merkezi” sekline getirilmiştir. Kars iline bağlı bir ilçe iken, ekonomik, sosyal ve stratejik özellikleri dikkate alınarak 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanun hükmünde kararname ile Türkiye’nin 76. ili olmuştur.

Tarihsel Arka Plan ve Kars'a Bağlı Dönem
Cumhuriyetin ilanından sonra uzun süre Kars'ın bir ilçesi olarak yönetilen Iğdır, coğrafi yapısı bakımından bağlı olduğu merkezden ciddi farklılıklar gösteriyordu. Kars, yüksek ve sert bir çetin kış iklimine sahipken; Sürmeli Çukuru olarak adlandırılan ovada yer alan Iğdır, deniz seviyesinden düşüklüğü ve etrafını saran dağların koruyucu etkisiyle adeta

"Doğu'nun Çukurovası" konumundaydı.
Kars'a bağlı olduğu dönemde pamuktan kayısıya, sebzeden meyveye kadar çok geniş bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olan Iğdır, nüfusunun ve ekonomik hareketliliğinin hızla artmasıyla birlikte idari bir merkez olma ihtiyacını her geçen gün daha yüksek sesle hissettirmeye başlamıştı. Coğrafi olarak Kars merkezine olan mesafe ve kış aylarında kapanan yollar, bürokratik işlemlerin yürütülmesini zorlaştırıyor ve Iğdır'ın potansiyelini tam anlamıyla ortaya koymasına engel oluyordu.

27 Mayıs 1992: İl Statüsüne Geçiş
1990'lı yılların başında Türkiye'de büyük ilçelerin il yapılmasına yönelik idari reform dalgası, Iğdır için de tarihi bir fırsat doğurdu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Kafkaslar ‘da dengelerin değişmesi ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile Türkiye'yi birbirine bağlayan Hasret Köprüsü'nün (Umut Köprüsü) açılması, Iğdır'ın jeopolitik önemini bir gecede katbekat artırdı.

Bu gelişmeler ışığında, bölgesel güvenliğin pekiştirilmesi, sınır ticaretinin organize edilmesi ve kamu hizmetlerinin halka daha hızlı ulaştırılması amacıyla hazırlanan kanun tasarısı, 27 Mayıs 1992 tarihinde yasalaştı. Iğdır; Aralık, Karakoyunlu ve Tuzluca ilçelerini de bünyesine katarak resmen Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili oldu.
Hasret Köprüsü’nün Açılmasından Önce Nahçıvan Türkiye İlişkileri Nahçıvan

Cumhuriyetimiz bağımsızlığını kazandıktan sonra ekonomik, siyasi alanlarda hızlı bir değişim dönemine girdi. Azerbaycan – Ermeni anlaşmazlığında Karabağ’da Türklerin sürülüp çıkarılması gibi önemli sorunlarla uğraştı. Nahçıvan’da istikrarı sağlamaya çalışan kişi ise yönetimi kuran ülkeyi iç sorunlardan çıkararak bayındır hale getirmeye çalışan Haydar Aliyev’di.
Haydar Aliyev, Nahçıvan’ın tek çıkış noktası olarak Türkiye’yi görüyordu. Bu amaçla Türkiye ile ikili ilişkileri geliştirmeyi amaçlamıştı. İlişkileri geliştirmek amacıyla Nahçıvan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Süleyman Demirel arasında 24 Mart 1992’de iş birliği protokolü imzalandı. Protokole göre Nahçıvan Cumhuriyeti’nin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 100 milyon dolarlık kredi verilecekti.

Türkiye, Nahçıvan ile Türkiye arasındaki telefon ve televizyon bağlantısını sağlayacaktı. Ayrıca Nahçıvan Cumhuriyeti’nden 100 öğrencinin her yıl Türkiye’ye gelerek eğitim almaları sağlanacaktı.16 20 Mayıs 1992’de Nahçıvan Parlamento heyeti Nahçıvan Parlamento Başkan Yardımcısı Cafer Memedov başkanlığındaki beş kişilik heyet protokol imzalandıktan sonra Ankara’ya geldi. Heyet üyeleri Ermeni saldırısından zarar gören vatandaşların ihtiyacını karşılamak amacıyla Türkiye’nin vermiş olduğu 100 milyon dolarlık kredinin 25 milyon dolarlık bölümünü gıda maddesi ve giyecek olarak verilmesini istedi.

Nahçıvan’la Türkiye ilişkilerini geliştiren önemli olaylardan biri de Türkiye’den Nahçıvan’a elektrik iletim hattının tamamlanmasıydı. Bu hat 200 milyar liraya mal oldu. Türkiye Elektrik Kurumu tarafından 180 km uzunluğunda ve 154 bin voltluk elektriği taşıyacak şekilde yapıldı. Iğdır ve Nahçıvan’ı birbirine bağlayan Hasret Köprüsü’nün açılmasından önce ilişkileri geliştirmek amacıyla Nahçıvan’la sınır komşusu olan Iğdır’ın il olması kararı alındı.

Başbakan Süleyman Demirel ve Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un katkılarıyla konu meclis gündemine geldi. Mecliste yapılan görüşmelerden sonra 27 Mayıs 1992 tarihinde 3806 Nolu kanunla İl oldu. Aynı kanunla Karakoyunlu Köyü de ilçe oldu. İl olma kararı 3 Haziran 1992’de Resmî Gazetede yayınlandı

Iğdır’ın il olma törenine katılmak üzere Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Devlet Bakanları Cavit Çağlar, Ekrem Ceyhun, Ömer Barutçu, Dış ilişkiler Bakanı Hikmet Çetin, Bayındırlık ve İskan Bakanı Onur Kumbaracıbaşı, Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu, Tarım ve Köyişleri Bakanı Necmettin Cevheri, Samsun, Erzurum, Kars, Ağrı Milletvekilleri, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Cengiz Sonay ve basın mensupları Iğdır’a geldi.

Başbakan Adnan Menderes döneminde söz verilip il yapılmayan Iğdır’ın kırk yıllık süreçten sonra il olma kararı açıklandı. Nahcivan’la ilişkileri düzenlemek, büyük illere göçü durdurmak, işsiz sayısını azaltmak devletin ve özel sektörün nimetlerinden faydalanabilmek amacıyla Iğdır’ın il olma kararı çok önemli bir adımdı. Iğdır’ın il olma açılışını yapmak için

Iğdır’a yukarıda isimleri sayılan kişilerle birlikte Nahçıvan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’de katıldı.
Programın Sunuculuğunu Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Ziya Zakir ACAR yaptı. Açılış konuşmasını Kars Valisi Sıtkı Arslan yaptı. Konuşmadan sonra Kars Valisi Sıtkı Arslan ile Iğdır Valisi Erdoğan İzgi arasında Bayrak teslim töreni yapıldı. Törende konuşan İçişleri Bakanı İsmet Sezgin “Güzel Iğdır’ın il olmasının sevincini sizinle paylaşıyorum. Iğdır en kısa zamanda bir ticaret merkezi olacaktır” diyerek duygularını belirtti.

Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’de konuşmasında “Iğdır, Cumhuriyetimizin yeni bir ilidir. Koalisyon Hükümetimizin eseridir. Karakoyunlu ilçesinde aynı şekildedir. Iğdır’ın en kısa sürede kapalı olan fabrikaları açılacak ve yeni sanayi tesisleri kurulacaktır. Iğdır Hava alanı kurulduğu takdirde Iğdır dünyaya açılan kapı ve iş merkezi olacaktır.” Başbakan yardımcısı Erdal İnönü’nün konuşmasından sonra Süleyman Demirel de yaptığı konuşmada “Iğdır’a yeni bir hizmet getirmenin gururu içerisindeyiz. Koalisyon Hükümeti miting meydanlarında verdiği sözleri yerine getiriyor. Iğdır’ın il yapılması Türkiye’ye mesaj vermektir. Devlet halkın ayağına gelecektir. Yeter ki Halk Devlete sarılsın. Devlette size daha çok sarılsın. Aralık’ımıza, Iğdır’ımıza, Dilucu’na Gazilere, Karakoyunlu’ya, Melekli ’ye, Karaçomak’a kısaca köyüne ketine her yerine uygarlığın nimetlerini göndermeye kararlıyız. Türkiye’nin Edirne ilinde ne varsa Iğdır ilinde de o olacaktır. Bu meydanlarda sizlere söz vermiştik. İl olacaksınız demiştik ve oldunuz. Hayırlı uğurlu olsun” Demirel konuşmasının son bölümünde ise, Iğdır Dünyaya açılan bir penceredir. Topraklarınızın hepsi sulanacaktır. Yeni Sanayi Tesisleri gelecektir. Burası ne Ankara’ya uzaktır ne de İstanbul’a. 5000 nüfustan 35000 nüfusa çıkan Iğdır’ı 100000 nüfuslu bir il olarak görmek istiyorum. Fabrikalar çalışacak. Herkes şu karşıda ki Ağrı Dağı gibi dimdik olacak.” diyerek düşüncelerini belirtmişti.

Nahçıvan Sınır Kapısı’nın Açılışı Nahçıvan Sınır Kapısı’nın açılışı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak planlandı. Fakat gerekli çalışmalar tamamlanamadığından dolayı köprünün 28 Mayıs 1992 tarihinde açılmasına karar verildi.

Nahcivan Sınır Kapısı’nın açılış tarihi belirlenmesinden sonra köprünün 35-40 km uzağında toprakları bombalayan Ermeniler ’in saldırısına karşı Erzincan’daki 3. Ordu ve Erzurum’daki 9.Kolordu bünyesindeki bir tugay alarma geçirildi. Malatya, Erhaç, Merzifon ve Erzurum Havaalanı’ndaki jetler teyakkuza geçirildi. Nahçıvan Meclis Başkanı Haydar Aliyev konuşmasında “Misafirimiz büyüktür Büyük Türk milletine yakışan karşılama yapacağız.

Ermenilerin ateşkese uymasını bekliyoruz. Bu konuda bir problem çıkaracaklarını sanmıyorum” dedi. Fakat yapılan bu çağrıya Ermenistan’dan gelen bazı kişiler riayet etmedi. Köprüyü havaya uçurmak amacıyla mayıs ayının ilk haftasında yurda kaçak yollarla giren üç Ermeni vatandaşı yakalandı. Nahçıvan Sınır Kapısı ya da diğer adıyla Hasret Köprüsü 28 Mayıs 1992 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar neticesinde Türkiye Cumhuriyeti adına Başbakan Süleyman Demirel ve Nahçıvan Meclis Başkanı Haydar Aliyev’in katılımıyla açıldı. Sabahın erken saatlerinde Nahçıvan’dan Türkiye yönüne binlerce taksi, kamyon, motosiklet gibi araçlar geçiş yaptı. Törenle açılan köprünün Türk ve Nahçıvan’ılar üzerinde uyandırdığı sevinç, coşku, heyecan çok fazlaydı. Bir asra yakın bir ayrılığın özleminin insan ruhunda uyandırdığı bir sevinçti. Köprü yalnızca Türkiye ve Azerbaycan Türkleri arasındaki bir asırlık özlemi gidermekle kalmadı aynı zamanda Nahçıvan’ın son yıllarda büyük kalkınmasına imkan sağlayan ekonomik açılımı kolaylaştırdı. Hasret Kapısı adı sonradan Dostluk Köprüsü olarak anılmaya başlandı. Yetmiş yılın ardından iki devleti bir araya getiren köprünün açılışına Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Bakanlar; İsmet Sezgin, Hikmet Çetin, Onur Kumbaracıbaşı, Cavit Çağlar, Tansu Çiller, Sümer Oral ve Ekrem Coşkun katıldı. Törene katılan heyet 28 Mayıs 1992 tarihinde Ankara’dan hareket etti.

Nahçıvan’a inişte heyeti Azerbaycan Meclis Başkanı İsa Kamberov, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, R. Hüseyinov,, A.Celilov, R. Hasanov, A. Kalenterli, G. Memmedov, E. Sadikov, M, Abbasov ve S. Ceyhanova karşıladı. Havaalanındaki karşılama töreni sonrası Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel, Nahçıvan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ve Azerbaycan’ın kurucusu Mehmet Emin Resulzade’nin portreleri taşındı. İzlenen yolda Anadolu ve Azerbaycan Türklerini hiçbir kuvvet ayıramaz pankartı ile Resulzade’nin bir kere yükselen Bayrak bir daha indirilemez sözleri yazılı pankartlar dikkat çekiciydi.

Törenin yapılacağı Azatlık Meydanı’na “Siz yalnız Türkiye’nin değil bütün Türklerin babasınız” yazılı pankart asıldı. Haydar Aliyev yaptığı konuşmada Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 74. Yıldönümüne rastlayan Demirel’in ve beraberindekilerin ziyaretinin Türklerin birliğini bütün dünyaya bir kez daha gösterdiğini söyledi. Tören sonunda Nahçıvan’dan Türkiye’ye harekete eden heyete yoğun sevgi gösterilesilerinde bulunuldu. Arabaların ön camlarına ve yollara asılan baba yazılı posterler dikkat çekiciydi. Heyet yaklaşık iki buçuk saat sonra köprüye ulaşırken araç kalabalığı yüzünden heyet üyeleri bir kilometre mesafeyi yürüyerek gitti. Kalabalıkta çıkan kargaşadan dolayı liderler köprünün altında düzenlenen tören alanına toprak yamaçlardan ve tarlalardan geçerek ulaştı. Tören alanında konuşmayı yapan Başbakan Süleyman Demirel “Azerbaycan’ın milli azatlık gününde Türkiye ile Azerbaycan’ı birleştiren köprünün başında Aras Nehri’nin yanında toplanmış olmaktan gurur duyuyoruz.” diye konuşmasına başladı. Olayın sadece köprü açılışından ibaret olmadığını yetmiş yıldır birbirinden ayrı kalan insanların hasret gidereceğini belirten Demirel Ümit adını verdiği köprü ile Türk ulusunun iki ailesinin kucaklaştığını söyledi.

Hasretin umuda dönüştüğünü vurgulayan Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “1918’de başlayıp 1920’de sona eren azadlık yeni baştan Azerbaycanlı kardeşlerimizin eline geçmiştir. Bunun değerinin iyi bilinmesini herkese söylüyorum. Burada cereyan eden olay sadece bir köprü açılışı değildir. Cereyan eden olay yetmiş sene birbirinden ayrı kalmış insanların hasret gidermesidir. Bu bir milli coşkudur.” Ümit Köprüsü ile Kafkasya ve Orta Asya’nın Avrupa’ya bağlanacağını anlatan Demirel konuşmasında Azerbaycan ve Nahçıvan’a yapılan Ermeni saldırılarına değindi. Demirel sözlerine şöyle devam etti: “Keşke Azerbaycan’a, Nahçıvan’a ait olan topraklara kimse saldırmasaydı da kan dökülmeseydi. Kuvvet kullanılarak toprak kazanma dönemi bitmiştir. Kim kuvvet kullanmaya kalkarsa bilmelidir ki kendisinden daha güçlü daha kuvvetlisi mutlaka vardır. Barış ancak herkesin hakkına saygılı olmasıyla savunulabilir. Halkın bileğini bükmek kolay değildir” diye konuştu. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’de köprü ile asırlardır birbirinden ayrı kalan insanların hasret gidereceğini söyledi. “Bugün büyük bir bayramdır yetmiş yıllık kördüğüm çözülmüş demir perdeler parçalanmıştır. Bizi artık birbirimizden bir tek Allah ayırabilir” diyerek ilişkilerin önemini dile getirdi. Konuşmasının diğer kısmında ise Aliyev Nahçıvan ve Azerbaycan’ın kötü günlerinin devam ettiğini belirterek “Nahçıvan’ın yiğit çocukları saldıranlara kahramanlar gibi karşı koyuyorlar” dedi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü de Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık bayramlarını kutladığı konuşmasında Türkiye ile Nahçıvan’ı birbirine bağlayan köprünün yetmiş yıllık bir hasreti gidermenin yanı sıra ulusların kardeşliğini gösterdiğini söyledi.

İnönü “Savaş çıkaran insanlara Türkiye, Azerbaycan ve Nahçıvan’ın kardeşliğini gösteriyor. Bu köprü barış ve dostluk köprüsüdür” dedi. Demirel ve beraberindeki heyet köprüdeki törenin ardından Nahçıvan’a hareket ederek şehitler mezarı ve Tarih Müzesi’ni ziyaret etti. Başbakan Demirel Nahçıvan Hürriyet Meydanında da halka kısa bir konuşma yaptı

Konuşmasında “Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığına kavuşmasından mutluluk duyuyorum.
Karabağ’da, Şuşa’da, Laçin’de Sederek ve Ordubad’da hayatlarını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Vatan yapmak kolay değildir. Vatan ancak uğrunda ölenler varsa vatandır. Onun için zor kullanmak suretiyle sınırların değişeceğini zan edenler avuçlarını yalayacaklardır.

Türkiye’deki altmış milyon kardeşiniz sizinle her şart altında beraberdir” Hasret Kapısı’nın açılışından sonra iki ülke ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Başbakan Süleyman Demirel Nahçıvan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’i Ankara’ya davet etti. Haydar Aliyev Ankara’da iki devlet arasında önemli anlaşmalar yaptıktan sonra 10 Haziran 1992’de geri döndü. Hasret kapısının açılışının ardından resmi açılış tarihi olarak 13 Temmuz 1992 tarihi belirlendi. Bu tarihte sınır kapısı ile ilgili protokol imzalandı. Protokole katılanlar Vali Vekili İsmet Bahadırlar, Komiser Vekili Aralık Bölgesi Hudud Muavini ve Emniyet Müdürü Osman Gezerek, Kaymakam Hasan İpekten oluşan heyetti. Nahçıvan yetkililerinden ise Hudut Komiseri Jukav Kostantinoviç, Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Ali Asker Sadıkov ve İçişleri Bakanı Mehmed Memedov Protokol sözleşmesine katıldı. İmzalanan protokolde Nahçıvanlıların geçişi için mevcut pasaportların içerisinde Latin harfleriyle yazılı ve iç işlerinin onayını taşıyan belgelerle vizesiz geçeceklerini belirten belge bulunuyordu. Protokol imzalandığı sırada konu ile ilgili konuşma yapan Aralık kaymakamı Hasan İPEK (Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan vatandaşlarından vize istememekte bu cumhuriyetlere gidecek Türk vatandaşlarından da vize istenmeyecektir.
Türkiye’den Türk Cumhuriyetlerine geçmek için gidecek olan vatandaşlardan vize istenmemekte ancak konut fonlarını yatırdıkları takdirde bu ülkelere gidebileceklerdir. Diğer Türk Cumhuriyetlerine giden ve gelenler için geçişler ise uluslararası evraklar dahilinde olacaktır.” Protokol gereği 20 Temmuz’dan itibaren prefabrik olarak yapımına başlanılan geçici binalarda karşılıklı geçişlere başlandı. Her iki tarafın gümrük görevlileri haftanın yedi günü sabah sekiz ile akşam on dokuza kadar görevlerini sürdürdüler. Hasret Kapısı’nın açılmasıyla yıllarca birbirinden ayrı kalan akrabalar arasındaki hasret sona erdi. Türk topraklarına geçtikten sonra gözyaşı döken Nahçıvanlılar “Allaha şükür bu günleri de gördük “dediler. Köprüden ilk geçenlerden birisi olan yetmiş yaşındaki Cabbar Ali Dede “Ben bilirim Aras’ın kıyısından Türk topraklarını gözlemlemenin acısını kendimi bildim bileli Aras’ın karşı kıyısından Türk topraklarına bakmış,
Türk topraklarına ayak basmanın hayalini kurmuştum. Artık ölsem de gam yemem Türk kardeşlerimizin Türk akrabalarımızın yanına gittik onlarda bize geldiler. Ölmeden Türkiye’yi yakından görmek nasip oldu. Yaşasın Türk Devleti”. Nahçıvan’dan gelen Muhsin Âdem ve Oruç Bey de Türk topraklarına geçtikten sonra “Allahım sana şükürler olsun ki bizlere bu günleri de gösterdin Öz topraklarımız dışına çıkamıyor kimseyle görüşemiyorduk. Hep Türk topraklarını merak ederdik. Bundan büyük mutluluk olmaz” diyerek düşüncelerini dile getirdi.

İl Oluşun Getirdiği Dönüşüm ve Kazanımlar
Iğdır'ın il statüsü kazanması, bölgede çok yönlü bir kalkınma hamlesinin fitilini ateşledi. Bu dönüşümün en belirgin sonuçları şu alanlarda görüldü:

• Bürokratik ve İdari Kolaylık: Valilik başta olmak üzere tüm il müdürlüklerinin kurulmasıyla, Iğdır halkı kamu hizmetlerine kendi şehrinde, sıra beklemeden ve kilometrelerce yol katetmeden ulaşma imkanına kavuştu.

• Altyapı ve Kentleşme: İl merkezinin imar planları yenilendi, modern caddeler, kamu binaları ve sosyal donatı alanları inşa edildi. Şehir, adeta kabuğunu kırarak modern bir kent görünümüne büründü.

• Ekonomik Canlanma ve Sınır Ticareti: Nahçıvan ile olan ticari ilişkilerin merkez üssü haline gelen Iğdır, sınır ticaretinin getirdiği sermaye akışıyla esnaf ve tüccar için yeni ekmek kapıları açtı. Tarımsal ürünlerin pazarlanması kolaylaştı.

• Eğitim ve Kültür: İlerleyen yıllarda Iğdır Üniversitesi'nin kurulması, şehrin entelektüel ve kültürel çehresini değiştirdi. Genç nüfusun eğitim için dışarıya gitme zorunluluğu azalırken, dışarıdan gelen öğrenciler şehre dinamizm kattı.
Sonuç

27 Mayıs 1992, Iğdır’ın adeta küllerinden doğarak kendi ayakları üzerinde durmaya başladığı şanlı bir gündür. Kars’ın bir parçası olarak geçen yılların ardından elde edilen il statüsü, Iğdır’ın tarihi ve kültürel mirasını koruyarak geleceğe daha güçlü adımlarla yürümesini sağlamıştır.

Bugün üç ülkeye açılan kapısıyla Türkiye'nin stratejik bir kalesi olan Iğdır, bereketli ovası, ulu Ağrı Dağı’nın gölgesindeki vakur duruşu ve barış içinde yaşayan misafirperver halkıyla, serhat bölgesinin parlayan yıldızı olmaya devam etmektedir. Kars ile olan köklü kardeşlik bağlarını koparmadan, kendi kimliğini dünyaya duyuran Iğdır için il oluşunun her yıl dönümü, bu topraklara emek verenlerin gurur günüdür.