İNANCIN ZAFERİ.

İNANCIN ZAFERİ.

İran’a yönelik saldırılar, sanıldığı gibi bir teslimiyetin değil; aksine büyük bir dirilişin fitilini ateşlemiştir, kıymetli okurlarım.

Yıllardır bölgede güç gösterisi adı altında yürütülen saldırganlık, artık maskesini tamamen düşürmüş; vahşetin, hukuksuzluğun ve sınırsız bir yıkım arzusunun açık bir tezahürüne dönüşmüştür. ABD ve İsrail, sahip oldukları üstün teknolojiyi adalet için değil, adeta bir yok etme aracı olarak kullanmaktan çekinmemiştir. Sadece askeri hedeflerle yetinmeyip, masumların bulunduğu alanları dahi hedef almaları; vicdanların değil, nefretin yön verdiği bir zihniyetin ürünüdür.

Çocukların, sivillerin hayatını kaybettiği saldırılar; insanlık adına utanç verici bir tabloyu gözler önüne sermektedir. Bu, sadece bir savaş değil; aynı zamanda ahlaki bir çöküşün ilanıdır.

Ancak hesap edemedikleri bir gerçek vardı: İnanç

Bu saldırılarla İran’ın diz çökeceğini sandılar. Oysa olan tam tersidir. Bombaların yıktığı binaların arasından korku değil, direniş yükseldi. Farklı görüşlere sahip insanlar, bir anda tek bir yürek haline geldi. Ayrılıklar sustu, vatan savunması konuştu. Çünkü mesele artık siyaset değil, varoluş meselesiydi.

Nükleer araştırma merkezlerinin hedef alınacağı yönündeki tehditler karşısında, binlerce insanın bu alanlara yönelmesi; inancın ve aidiyet duygusunun insan psikolojisi üzerindeki etkisini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. İnsan, söz konusu vatanı ve değerleri olduğunda, en kıymetli varlığı olan canını dahi ortaya koyabilmektedir.

Tehdit edilen her hedef, bir korku unsuru olmaktan çıkıp bir onur meselesine dönüştü. İnsanlar, gözlerini kırpmadan o alanlara yöneldi. Çünkü inanan bir toplum için ölüm, korkulacak bir son değil; uğruna yaşanan değerlerin en yüce ispatıdır.

İşte bu noktada devreye giren şey, sadece bir savunma refleksi değil; kökleri derinlere uzanan bir inançtır. Kutsal değerler uğruna can vermeyi bir kayıp değil, bir kazanç olarak gören bir anlayış… Bu iradenin önünde hiçbir silah, hiçbir güç duramaz.

Tarihin en sarsıcı sahnelerinden biri olan Kerbela’da ortaya konan duruş, bugün hâlâ diri ve yol göstericidir. “Zilletle yaşamaktansa onurlu bir ölüm diyen bir anlayış, sadece bir söz değil; bir toplumun ruhunu ayağa kaldıran bir çağrıdır.

Aynı ruh, tarih boyunca Türk milletinin de damarlarında dolaşmıştır. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda; imkânsız denilen ne varsa, inançla aşılmıştır. Çünkü bir millet, ölümü göze aldığında artık yenilmez olur.

Bugün İran’da yaşanan tam olarak budur. Bu, sadece bir direniş değil; inancın, kararlılığın ve onurun ayağa kalkışıdır.

Unutulmamalıdır ki; silahlar korku salar, ama inanç kaderi değiştirir. İnancın karşısında hiçbir güç sonsuza kadar ayakta kalamaz.