İmam Humeyni, 1979 yılında Şah’ı devirip İran İslam Cumhuriyeti’ni ilan ettikten sonra, musluğu kesilen Batı, İran’la sürekli bir savaş halinde oldu.
Elbette düşmanlık yalnızca Batı ile sınırlı değildi. Batı’ya uşaklık eden her kim varsa, onlar da İran’a düşmanlık ettiler.
Yaratılan algı hep aynıydı. İran’da molla rejimi var, baskı var, ölüm var, zulüm var.
Oysa bu algıyı yaratanların ülkelerinde, İran’da iddia ettikleri baskının yüzlerce katı vardı. Ancak onlar basın, medya ve teknolojiyi kullanarak bu algıyı hakim kılmayı başardılar.
Geçtiğimiz yıl İsrail, İran’a fiili bir saldırı gerçekleştirdi.
Elbette İsrail tek başına değildi. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Ürdün ve boyun eğen, sözde Müslüman omurgasız ülkelerle birlikte hareket ettiler. Küçümsedikleri, aşağıladıkları, hor gördükleri mollalar, İsrail ve şer cephesine öyle bir ders verdi ki, “savaşı durduralım” demekten başka çareleri kalmadı.
İran’ın onurlu halkı vatanını terk etmediği gibi, yurt dışında bulunanlar da İran’a geri döndü. Ancak bazı Çöhregani gibi satılmış, vatan haini ve aşağılık kişiler ihanetlerine devam ettiler. Çünkü ağababaları, onları besleyenler öyle talimat vermişti.
Savaş sonrası İran, başörtüsü sıkıyönetimine son verdi. Çünkü başı açık kadınların vatan uğruna sergilediği Zeynebî duruş, takdire şayandı.
Sürekli ayaklanmaları için kışkırtılmaya çalışılan Türk halkının duruşu ise, İran’ın sigortası olduklarını bir kez daha ortaya koydu.
Farsların ırkçıları Türkleri pek sevmezler.
Doğrusu, Türklerin ırkçıları da Farsları sevmezler.
Ama söz konusu vatan olduğunda, hiçbir telkine ihtiyaç duymadan birleşirler.
Geçtiğimiz günlerde ekonomik sıkıntılar nedeniyle bazı şehirlerde protesto gösterileri oldu. Bu gösteriler son derece sağduyulu şekilde ve hiçbir olay yaşanmadan yapılıyordu.
Hani İran’da demokrasi yoktu deniliyordu ya, tam aksine, demokrasi her zaman vardı ve halen de var. Barışçıl şekilde insanlar sokağa çıktığı sürece kimse önlerini kesmez.
Bunu fırsat bilen ABD ve İsrail ajanları hemen devreye girdi. Eylemcilerin arasına karışarak halkı kışkırttılar, yanlarında bulunan silahlarla ateş açarak birçok eylemciyi öldürdüler ve gösterileri ayaklanmaya çevirmeye çalıştılar.
Eylemlerin ABD ve İsrail tarafından yönlendirildiği, bizzat “sarı öküzün” kendisi tarafından da ifade edildi. Göstericilere müdahale edilmesi halinde İran’a müdahale edeceklerini söylüyorlardı.
Netice ortada: Olaylar bastırıldı, ajanlar birer birer öldürüldü ya da yakalandı ve gerçekler kamuoyuna duyuruldu.
Bir musibet, bin nasihatten iyidir.
Bunlar aslında birer musibetti. Musibetten ders alan, sorunları çözüme kavuşturur.
İsrail savaşı sonrasında İran, başörtüsü başta olmak üzere birçok konuda daha esnek davranmaya başladı. Halkına duyduğu minneti bu şekilde göstermeye çalıştı diyebiliriz.
47 yıldır ülkesine uygulanan ambargolar, paralarına el konulması ve kendi yağıyla kavrulmaya zorlanması elbette kolay değildir. ABD’nin yaptığı açık bir alçaklık ve zorbalıktır. Yani ya ABD’ye köle olup itaat edecek, sözde huzur içinde yaşayacaksınız; ya da dik duracaksınız. Dik durduğunuzda ise ABD ambargosuna direnmek zorundasınız. İran, köle olmaktansa dik durmayı ve direnmeyi tercih etti.
Bugün yaşadıkları da bu dik duruşun bedelidir.
Filistin halkı bir zamanlar tatlı paralar karşılığında arsalarını İsrail’e sattığında mutluydu. Ancak sonradan ödedikleri bedel, aldıkları paranın bin katı ağır oldu.
İran siyonizme “tamam” derse hiçbir sorun kalmayacak. Ama İran “tamam” demediği için sürekli saldırıya uğruyor. “Tamam” diyenlerin akıbeti ise ortadadır. Irak, Suriye, Afganistan ve Libya bariz örneklerdir. Arap ülkelerini saymaya bile gerek yok, onlar onurlarını para için kaybettiler.
İran halkı da dünyanın farkında ve bu yüzden devletine sahip çıkıyor.
İşte tam bu noktada İran bazı işlerini düzeltmeli.
Mesela savaşta ve iç karışıklıklarda asla devletine sırtını dönmeyen, yaptığı paylaşımlarla ABD ve İsrail’e tepki gösteren İranlı Türklerin pozisyonu daha iyi hale getirilmelidir. Dışarıdan kışkırtılmalarında en yumuşak karın noktası olan eğitim hakları mutlaka tanınmalıdır.
Devlet kurumları gözden geçirilmeli, rüşvet ortadan kaldırılmalı, gümrükler sil baştan düzenlenmeli ve istihbarat yapıları daha da güçlendirilmelidir. Özellikle iç istihbarat ciddi şekilde ele alınmalıdır.
Dün Tebriz’de bir silah cephaneliği ele geçirildi. Bu silahlar nereden geldi, nasıl geldi, gümrükler ve sınırlar nasıl korunuyor, bunlar mutlaka masaya yatırılmalıdır.
Halkın ekonomik durumu mutlaka iyileştirilmeli, sorunları giderilmeli ve halktan yükselen seslere kulak verilmelidir.
Bürokraside görev alan kişiler tepeden tırnağa gözden geçirilmeli, zafiyet içinde olanlar görevden azledilmelidir.
İran’ı neden önemsiyoruz?
Birincisi, nüfusunun yarısından fazlası Türk olan bir ülke. Ruhani lideri Türk, Cumhurbaşkanı Türk, devlet adamlarının çoğu Türk.
Ülkemizin en yakın ve en güçlü komşularından biri İran’dır.
İran nezle olsa, biz hapşırırız.
Kaderimiz bir, coğrafyamız bir ve ülkenin yarısıyla aynı dili konuşup anlaşabiliyoruz.
Umarız İran yönetimi en kısa sürede eksiklerini giderir, halkın refah düzeyini artırır ve siyonizmin karşısında dik durmaya devam eder.