İran ile coğrafyamız bir, kültürümüz birdir.
Bundan 30 yıl önce Iğdır’da görev yapan doktor İranlı arkadaşlarım vardı. Din dertleri yoktu. Molla rejimine hiç sıcak bakmıyorlardı. Zira ülkelerine dönmek istemedikleri için Türkiye’de doktorluk yapıyorlardı.
Bir gün şöyle dedim:
“Gün olur, ülkeniz Amerika ve İsrail ile savaşa girerse ne yaparsınız?”
Hiç durmadan, “Ülkemizi savunmaya gideriz.” diyorlardı.
“Aslında rejime karşı değiliz, bir takım düzenlemeler talep ediyoruz ve bu yüzden yöneticilerle tartışmalarımız oluyor. Ama bu başka, ülkemizi savunma konusu tamamen başkadır.” diye ekliyorlardı.
Vatanları için ölümü hiçe sayan milletlere selam olsun.
Bugün İran 18 gündür savaşta. İran’da bulunan yabancı ülke vatandaşları haricinde kimse ülke dışına çıkmadığı gibi, başka ülkelerde yaşayanlar da ülkelerine dönüyor.
Bu davranış, onurlu bir milletin davranışıdır.
Bugün ABD ve İsrail’in aynı şekilde Türkiye’ye saldırdığını düşünün.
Bizler ülkemizi bırakıp kaçacak mıyız?
Böyle bir onursuzlukla yaşamayı kabul edecek kaç kişi var aramızda?
Dün CNN TÜRK’te muhabir Fulya Öztürk, Kapıköy gümrük kapısında İranlı bir Türk ile röportaj yapıyor ve Ahmet Hakan canlı bağlantı kuruyor. Ahmet Hakan, Fulya Öztürk’e canlı yayında, “Sorabilir misin; insanlar roket ve bomba altında ülkeden kaçar, bunlar niye ülkelerine dönüyorlar? Çok enteresan, ilginç.” diyor.
Fulya soruyor ve İranlı Türk şöyle anlatıyor:
“İki gün önce Türkiye’ye geldim. Ticaret yaptığım kişilere ödemem gereken borçlarım vardı, ayıp olmasın diye onları ödedim. Şimdi de ülkemi savunmak üzere İran’a gidiyorum. ABD bir milyon askeriyle gelsin, bakalım.”
Evet, Ahmet Hakan… Ne kadar ilginç, değil mi? İş insanı kaçmak yerine ülkesine koşarak gidiyor. ABD ve İsrail ile savaşmaya gidiyor.
İran halkı, herkesin gördüğü gibi onurlu bir duruş sergiledi.
Daha birkaç yıl önce Suriye’de meydana gelen olaylardan ötürü 10 milyon mülteci ülkemize gelmedi mi?
“Ensar” dedik, “muhacir” dedik, bilmem ne dedik.
Kalıp ülkelerinde savaşamayanlar gelip ülkemizde her türlü kepazeliği yapmadı mı? Gerçi hâlâ yapmaya devam ediyorlar.
Zalim Esad (!) gitti, Colani geldi. Suriye’de her şeyin normale döndüğü söyleniyor ama Suriyeliler ülkelerine dönmüyor.
Bu arada pek “mümin” Colani, İran’ı İsrail ve ABD’ye saldırdığı için de kınadı.
Sevgili okuyucular,
Biz Türk milleti olarak, bizden aman dileyen herkese kapımızı açarız.
Ama hiç kimse aklımızla alay etmesin.
Irak’tan kaçan da, Suriye’den kaçan da, Afganistan’dan kaçan da bize sığındı ve kaldı.
Beklenti, İran’dan da akın akın insanların geleceğiydi.
Ama bir kişi bile gelmedi.
Evet, gerçekten de ilginç…
Vatanını seven, ölümüne sever.
Kurtuluş Savaşı’nda eline orağını, yabasını alarak cepheye koşanlar… tıpkı atalarımız gibi sever.
Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Enver Paşa, Seyit Onbaşı, Nene Hatun, Kara Fatma, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi gibi yürekli analar, yiğit babalar sever.
Vatan sevgisi anlatılmaz, yaşanır.
Gün geldiğinde kimin ön saflarda olduğu, kimin cepheye gitmemek için çeşitli bahanelere sığındığı o zaman belli olur.
Allah’ın izniyle zafer, inananların olacaktır.