KERBELA: DİNMAYAN ACI, SÖNMEYEN ATEŞ

KERBELA: DİNMAYAN ACI, SÖNMEYEN ATEŞ

Muharrem ayı geldiğinde İslam coğrafyasının dört bir yanında hüzün yeniden gönüllere çöker. Asırlar önce yaşanan bir facianın acısı, sanki dün olmuş gibi yüreklerde hissedilir. Çünkü Kerbela sadece bir savaş değildir; Kerbela hak ile batılın, adalet ile zulmün, vicdan ile saltanat hırsının karşı karşıya geldiği insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biridir.

Hz. Hüseyin, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in sevgili torunudur. Dedesi onu omuzlarında taşımış, "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim" buyurarak ona olan sevgisini bütün ümmete göstermiştir.

Peki ne oldu da Peygamber torunu Kerbela çöllerinde susuz bırakılarak şehit edildi?

Hz. Muhammed'in vefatından yıllar sonra İslam dünyasında siyasi çekişmeler arttı. Emevi hükümdarı Yezid, bütün Müslümanların kendisine biat etmesini istedi. Ancak Hz. Hüseyin, zulmün ve haksızlığın temsilcisi olarak gördüğü Yezid'e boyun eğmeyi reddetti. Çünkü onun mücadelesi makam, servet veya iktidar mücadelesi değildi. O, dedesinin getirdiği İslam'ın özünü korumak, adaleti ve hakkı savunmak için ayağa kalkmıştı.

Kûfe halkının daveti üzerine yola çıkan Hz. Hüseyin ve beraberindeki aile fertleri ile dostları Kerbela'da kuşatıldı. Aralarında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların da bulunduğu Ehl-i Beyt kafilesinin Fırat Nehri'nden su alması engellendi. Günlerce susuz bırakıldılar.

Tarih 10 Muharrem 61 Hicri, yani Miladi 680 yılını gösterdiğinde insanlık vicdanını yaralayan büyük facia yaşandı. Hz. Hüseyin'in yanında bulunan 72 yakını ve dostu birer birer şehit edildi. Kerbela'nın kızgın kumları Peygamber torununun kanıyla kızardı. Açlık, susuzluk ve kuşatma altında kalan Ehl-i Beyt mensupları büyük bir zulme uğradı.

Ancak Kerbela'nın en önemli yönü, Hz. Hüseyin'in son ana kadar hakikatten vazgeçmemesidir. O, zalime boyun eğmek yerine şehadeti tercih etti. Bu yüzden Hz. Hüseyin sadece bir şahsiyet değil, adaletin, onurun, direnişin ve hakka bağlılığın sembolü haline geldi.

Aradan 14 asır geçmesine rağmen neden bu acı dinmiyor?

Çünkü Kerbela'da sadece insanlar şehit edilmedi; adalet, merhamet ve insanlık değerleri de ağır yara aldı. Bir dedenin emaneti olan torununun susuz bırakılarak katledilmesi, vicdan sahibi her insanın yüreğini sızlatmaya devam ediyor.

Bu nedenle her Muharrem ayında matem meclisleri kuruluyor, aşura programları düzenleniyor, mersiyeler okunuyor ve Kerbela şehitleri anılıyor. İnsanlar sadece geçmişte yaşanan bir olayı hatırlamıyor; aynı zamanda zulme karşı durmanın, hakikati savunmanın ve mazlumun yanında olmanın önemini yeniden idrak ediyor.

Türk milleti de tarih boyunca Ehl-i Beyt sevgisini gönlünün en müstesna yerine yerleştirmiştir. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan gönül coğrafyamızda Hz. Ali sevgisiyle birlikte Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin aşkı nesilden nesile aktarılmıştır. Bu sevgi her geçen gün daha da büyümekte, Kerbela şehitlerinin hatırası milletimizin kalbinde yaşamaya devam etmektedir.

Kerbela, geçmişte kalmış bir olay değildir. Her çağda zulme karşı direnenlerin, hakkı savunanların ve adalet uğruna bedel ödeyenlerin ortak sembolüdür. Bu yüzden Hz. Hüseyin'in adı anıldığında gözler nemlenir, yürekler burkulur.

Muharrem ayının bizlere öğrettiği en büyük ders şudur:

Zulüm karşısında susmamak, haksızlığa boyun eğmemek ve hak bildiği yolda gerekirse canını feda edebilmek...

Selam olsun Kerbela'nın susuz şehitlerine...
Selam olsun Peygamber torunu Hz. Hüseyin'e...
Selam olsun hak uğruna can veren bütün mazlumlara...

Çünkü Kerbela bitmedi;
Kerbela, vicdanlarda yaşamaya devam ediyor.