KERBELA'NIN ÇIĞLIĞI, TÜRK MİLLETİNİN YÜREK YANGINI
Tarih bazen öyle acılar yazar ki üzerinden asırlar geçse de gözyaşları dinmez. İşte Kerbela, insanlık tarihinin vicdanında kapanmayan en büyük yaralardan biridir.
Hicri 61 yılında, Muharrem ayının onuncu günü, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in gözünün nuru, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin ve beraberindeki Ehl-i Beyt mensupları, Yezid'in zalim ordusu tarafından Kerbela'da kuşatıldı. Günlerce susuz bırakıldılar. Kadınlar, çocuklar ve masum insanlar bir damla suya hasret kaldı.
Ancak Hz. Hüseyin zalime boyun eğmedi.
Çünkü o biliyordu ki bazen bir insanın ölümü, bir milletin dirilişi olur.
Rivayetlere göre Hz. Hüseyin'in eşi Türk soylu Şehri Banu Hatun'du. Bu evlilikten dünyaya gelen İmam Zeynel Abidin, hem Ehl-i Beyt'in kutlu soyunu hem de Türk yurdunun asil mirasını taşıyordu. Bu nedenle Türk milletinin gönlünde Ehl-i Beyt sevgisi sadece bir muhabbet değil, aynı zamanda manevi bir akrabalık ve gönül bağı olarak yaşamıştır.
Kerbela'nın en karanlık günlerinde, Horasan'dan gelen Türk yiğitlerinin mazlumların yardımına koştuğu anlatılır. Çölleri aşan bu yiğitler, Hz. Hüseyin'i kurtarmak için Kerbela'ya ulaşırlar. Ancak Hz. Hüseyin şehadete yürüdüğü yoldan dönmeyeceğini bildirir.
O, kendisi için değil, ümmet için mücadele etmektedir.
Bunun üzerine Türk yiğitlerine dönerek hasta yatağındaki oğlu İmam Zeynel Abidin'i işaret eder:
"Onu alın götürün. O size emanettir."
İşte o gün Kerbela'dan sadece bir çocuk çıkarılmadı; Ehl-i Beyt'in geleceği, Peygamber neslinin devamı ve büyük bir emanet kurtarıldı.
Kerbela'da Hz. Hüseyin'in mübarek başı gövdesinden ayrıldı ama zalimler onun adını silemedi. Çünkü şehit edilen bedeniydi, davası değil.
Bugün milyonlarca insanın "Ya Hüseyin!" diye gözyaşı dökmesinin sebebi budur.
Türk milleti asırlar boyunca Ehl-i Beyt sevgisini kalbinin en derin yerinde taşımıştır. Anadolu'da, Azerbaycan'da, Horasan'da ve Türkistan'da Hz. Hüseyin'in adı her zaman saygıyla anılmıştır. Çünkü Türk'ün vicdanı mazlumun yanında, zalimin karşısında olmayı kendisine şeref bilmiştir.
Kerbela bize şunu öğretmiştir:
Zulüm ne kadar güçlü olursa olsun hakikati yenemez.
Yezid'in sarayları tarihin tozlu sayfalarında kaybolup giderken, Hz. Hüseyin'in adı milyonların dilinde yaşamaya devam etmektedir.
Bugün de gönüllerimizden aynı dua yükseliyor:
Selam olsun Kerbela'nın susuz şehitlerine...
Selam olsun Hz. Hüseyin'e...
Selam olsun Ehl-i Beyt'e...
Selam olsun onların emanetine sahip çıkanlara...
Çünkü Kerbela unutulacak bir olay değil, nesilden nesile aktarılacak bir vicdan mirasıdır.
Yaşasın hakikat...
Yaşasın adalet...
Yaşasın Ehl-i Beyt sevgisi...
Ve lanet olsun mazluma kıyan zalimlere..
Yedi Türk akıncısı, Zeynel Abidin’i de yanlarına alarak yıldırım gibi geldikleri yoldan geri Horasana doğru yol alırlar... Oğlunu Türklere emanet eden Hz. Hüseyin ellerini Arş-ı A'la’ya kaldırır ve Yaradana şöyle yakarır; “Yarabbi bu yedi yiğide, yedi devlet nasip eyle…” duasını eder... Bugün Türkistan sahasından Balkanlara uzanan coğrafyada hür ve bağımsız yedi Türk Devleti mevcuttur. Bu yedi Türk devletinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devletinin bir bakiyesi devamıdır... Tarihte hiç bir olay tesadüfen gerçekleşmez, yaşanmamış ve hiç bir Türk devleti tesadüfen kurulmamıştır. İşte bu yedi devletin yedi bayrağı, Hz. Hüseyin’in duasının kabulünün delili olarak semalarda dalgalanmaktadır. Biz buna inanırız, inanmayanlar da mutlaka olacaktır. Kimseyi inancından dolayı da yargılamayız. Çünkü inancımız ve TÜRK töresi buna müsade etmez... Bağımsız Türk yurtlarını düşününce elbette Esir Türk illerini de düşünmeden edemeyiz... Hz. Hüseyin’in duası, Bağımsız Türk Devletleri ve esir Türk Yurtlarını düşününce aklımıza Oğuz Kaan’ın Türklük duası gelir... "Allah'ım! TÜRKÇE konuşulan, TÜRK'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK'ün hükmü altında bırak!" Tanrı Türkü Korusun ve Yüceltsin..! Ehlibeyt’e ve Ehlibeyt’i sevenlere selam ile… TANRI TÜRK’E YAR OLSUN