Azerbaycan Cumhurbaşkanı, dron düşmeden bir gün önce Azerbaycan'daki İran Büyükelçiliğine giderek taziyelerini ileten dünyadaki tek lider olmuştur.
Bu ziyaretin hemen akabinde gerçekleşen dron hadisesi, devlet başkanını haklı olarak kızdırmış ve "Bunun hesabını vereceksiniz" demesine yol açmıştır.
Öncelikle şu noktada hemfikir olmalıyız: Ateşe körükle gidilmez.
Ortada ABD ve İsrail'in hukuk tanımaz, kural tanımaz, insanlık bilmez bir tutumu var ve İran'a zorbalık yaparak savaş çıkarmışlardır.
50 yıldır ABD, bilinçli olarak İran'ın etrafını kurduğu üslerle kuşatıyor. Üs kurduğu ülkeleri de bir şekilde egemenliği altında tutuyor. Daha açık bir ifadeyle, mafyacılık yaparak sömürüyor.
ABD ve İsrail'in saldırıları sonucunda bir ülkenin en tepesindeki ruhani lideri ve onlarca yöneticisi şehit ediliyor. Bir ülke için bu travma, basite alınacak bir mesele değildir. Kaldı ki artık İran, bu savaşta var olma yok olma mücadelesine girişmiş durumdadır.
Böyle bir konumdayken İran, hiçbir kazanımı olmayan yeni cepheler açmak ister mi? İran'ın Azerbaycan'la ya da Türkiye ile gireceği bir savaştan ne fayda sağlayabileceği sorusu kendi cevabını veriyor. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan açıklama yaparak böyle bir saldırıyı kendilerinin gerçekleştirmediğini belirtmiş ve özür dilemiştir.
Dron haberinin çıktığı ilk dakikalarda birçok kişi bunun bir İsrail işi olduğunu dile getirdi. Mossad'ın Suudi Arabistan'da da benzer operasyonlar planlarken yakalanması bu düşünceyi güçlendirmektedir.
Kimse durduk yere, hiçbir faydası olmayan böyle bir eyleme girişmez. Türkiye'deki tablo da farklı değildir. Hatay'a düşen füze, bilinçli bir karıştırma girişiminden başka bir şey değildi.
Elbette ABD ve İsrail, Türkiye ile Azerbaycan'ın İran'a karşı savaşa girmesini çok istiyor. Sosyal medya üzerinden bu kışkırtıcılığı yapan, aldıkları paranın hakkını vermeye çalışan kişiler de az değil.
Kuzey Irak'ta PKK ve PJAK üzerinden Kürt grupları harekete geçirmeye çalışan ABD ve İsrail bu konuda da başarılı olamıyor. Kürt aydınlarının yazdıklarına bakıldığında, her dönem kullanılıp yüzüstü bırakılan Kürtlerin böyle bir hataya düşmemeleri gerektiği vurgusu açıkça görülmektedir.
İran'a kara harekatı yapamayacağını gören ABD, bölgeden maşa arıyor. Maşa olmak isteyen çıkar mı? Hiç sanmıyorum.
Azerbaycan'ın hem İsrail hem de İran ile devlet düzeyinde ilişkileri vardır. Ancak şunu unutmamak gerekir: İsrail ile kan bağı yoktur, İran ile kan bağı vardır. Bu hesabı göz ardı etmemek gerekir.
Yani biraz sağduyulu olalım.
Azerbaycan da bizim için vazgeçilmezdir, İran da.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in anlık refleksini doğal karşılamak gerekiyor. Dünya üzerinde yalnızca o büyükelçiliğe giderek taziyelerini sunmuştur. Böyle bir hadisenin hemen ardından tepki vermek, kim olursa olsun anlaşılabilir bir davranıştır. Göreceksiniz, bir süre sonra taşlar yerine oturacak, kardeşler yeniden bir araya gelecek ve Şehriyar'dan "birbirinizden ayrılmayın, amandır" dizelerini okuyacaklardır.
Tam bu satırları yazarken İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, savaşın ortasında İlham Aliyev'i arayarak durumu izah etti. Dron olayıyla hiçbir ilgilerinin olmadığını belirtti. Aliyev de yeniden geçmiş olsun mesajı iletti.
Aliyev'in haklı kızgınlığını şöyle okumak gerekir: "Ben bu kadar yakın olmasam, gidip taziye diler miydim?" Yani bu kızgınlık, aslında yakınlığın ve beklentinin bir yansımasıdır.
İran şu an savaşın içindedir ve karşısındaki düşmanlar dünyayı tedirgin eden güçlerdir. İran'ın duruşu, mücadele azmi ve cesareti takdiri hak etmektedir. Nitekim bu cesaret, sarı domuz Trump gibi biri tarafından bile dile getirilmiştir.
Savaş tüm şiddetiyle sürerken şu ana kadar İran'ı terk eden olmadı. Aksine yurt dışında yaşayanlar ülkelerine dönüyor. Başlarına bombalar yağarken sokaklara dökülen halk, bu kararlılığıyla düşmanlarını sahaya çıkmaktan alıkoyuyor. Düşman ise sürekli taşeron arıyor.
Savaşın ilk günü bu savaşın galibi İran olacak demiştim. Göreceksiniz, öyle de olacak.
KISADAN HİSSE
Hz. Hüseyin, Kerbela'da Yezid tarafından kuşatıldığında Yezid bir elçi gönderdi. Elçi, Hz. Hüseyin'in huzuruna gelerek şöyle dedi:
"Yezid'e biat edersen ölmezsin, etmezsen ölürsün."
Hz. Hüseyin şu cevabı verdi:
"Yezid; içki içen, maymun oynatan, Peygamber makamına yakışmayan bir zalimdir. Ben ona biat edersem onu meşrulaştırmış olurum. Eğer dedem Resulullah'ın dini benim kanımla ayakta kalacaksa, ey kılıçlar, doğrayın beni!"
Ve şehadete erdi.
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de Kerbela ruhunu bedeninde taşıyan biriydi. Ölüm onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. "Hep cephedekiler mi ölecek, biz de şehadet şerbetini içelim" diyordu.
Hz. Hüseyin, şehadetiyle 1400 yıl önce Resulullah'ın dininin korunması için canını vermişti.
Ayetullah Hamaney de İran'ın ve dünya Müslümanlarının birleşmesine meşale yakmak için şehadeti tercih etti.
Bugün liderler düzeyinde olmasa da halk arasında inanılmaz bir dayanışma ve birleşme ruhu yeşeriyor.
İmam Humeyni, Ramazan'ın son Cuma'sını Kudüs Günü ilan etmiş ve şöyle demişti:
"Her bir Müslüman bir kova su dökse, İsrail'i sel alır."
Müslümanlar fikren, ruhen ve aklen birleşmeli. Emperyalizmin karşısında sömürülen değil, güçlü bir duruş sergileyen bir topluluk olmalıdır.