Sessizliğin En Ağır Yükü: Hocalı’nın Bitmeyen Sızısı
26 Şubat, takvimlerde sıradan bir kış günü gibi görünse de Azerbaycan halkı ve insanlık onuru için tarihin en karanlık, en soğuk ve en kanlı sayfalarından birini temsil eder. Bundan tam 34 yıl önce, 1992’nin o dondurucu gecesinde, Karabağ’ın kalbinde sadece bir şehir değil; vicdan, merhamet ve uluslararası hukuk da enkaz altında kaldı.
Bir "Soykırım" Tanımı Olarak Hocalı
Hocalı’da yaşananları sadece bir "savaş trajedisi" olarak adlandırmak, gerçeği eksik bırakmaktır. Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında, 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, bir grubun tamamını veya bir kısmını yok etme kastını soykırımın temel şartı sayar.
· Sistematik İmha: Hocalı, stratejik bir hedeften ziyade, sivil halkın etnik kimliği nedeniyle hedef alındığı planlı bir operasyondu.
· İstatistiklerin Ötesi: Resmi verilere göre 613 kişi katledildi; bunların 106’sı kadın, 63’ü çocuk ve 70’i yaşlıydı.
· İnsancıl Hukuk İhlali: 487 kişinin ağır yaralanması ve 1275 kişinin esir alınması, Cenevre Sözleşmelerinin açıkça çiğnendiğinin kanıtıdır.
Akademik literatürde bu olay, "etnik temizlik" tanımının ötesine geçerek, sivil halkı korku ve dehşet yoluyla yok etmeyi amaçlayan bir devlet politikası olarak kaydedilmiştir.
Kar Üstündeki Kan Çiçekleri
İşin teknik kısmını bir kenara bırakıp o geceye dair tanıklıklara baktığımızda, boğazımızda düğümlenen o meşhur sessizlikle karşılaşırız. Hocalı, annelerin çocuklarını korumak için gövdelerini siper ettiği, ancak ne dondurucu soğuğa ne de kurşunlara karşı galip gelebildiği bir feryattır.
O gece kar beyaz değildi; Hocalı’da kar, masumiyetin üzerine dökülen kanla kızıla boyanmıştı. Kaçmaya çalışan yaşlıların, oyun çağındaki çocukların ve savunmasız kadınların maruz kaldığı işkenceler, insanlık tarihinin utanç vesikası olarak hafızalara kazındı. Bugün hala o geceden sağ kurtulanların gözlerine baktığınızda, sadece geçmişin acısını değil, dünyanın bu adaletsizliğe karşı takındığı "sağır edici sessizliği" de görürsünüz.
Adalet Arayışı ve Hafıza
Hocalı, sadece Azerbaycan’ın değil, tüm Türk dünyasının ve insanlığın ortak acısıdır. Adalet tecelli etmedikçe, sorumlular uluslararası mahkemelerde hesap vermedikçe bu yara kapanmayacaktır. Karabağ bugün azat edilmiş olsa da Hocalı’da sönen ocakların hatırasını diri tutmak, bir daha benzer acıların yaşanmaması için en büyük sorumluluğumuzdur.
"Hocalı’yı unutmak, sadece ölenlere değil, insanlığın geleceğine de ihanettir."
Ve Karabağ Zaferi. Sadece bir toprak parçasının geri alınışını değil; bir milletin eğilmeyen başını, dinmeyen sancısını ve nihayetinde tecelli eden adalettir.
Yıllar önce Hocalı’da gecenin karanlığını yırtan feryatlar, bugün Karabağ semalarında yükselen ezan seslerine ve zafer muştularına karışmıştır.
O kara günlerde dökülen her damla kan, bugün vatan toprağında açan birer har-ı bülbül olmuştur.
Karabağ, otuz yıl boyunca sadece işgal altında değil, aynı zamanda sessiz bir yas içindeydi. Yıkılan evler, talan edilen camiler ve toprağa emanet edilen canlar, bizlere her zaman bir emaneti hatırlatıyordu.
Şehitlerimizin ruhu, Şuşa’nın dumanlı dağlarında adaletin yerini bulacağı günü bekliyordu.
Ve o gün geldi. "Demir Yumruk" sadece askeri bir harekatın adı değil; Azerbaycan halkının birliğinin, sarsılmaz iradesinin ve Sayın İlham Aliyev’in kararlılığının simgesi oldu. Bu yumruk, işgalcinin başını ezerken, mazlumun üzerine çöken karanlığı da dağıtmıştır.
Bugün Karabağ’da taş üstüne taş konuluyor. Yıkılan haneler yeniden şenleniyor, katledilen insanların hatırası, o topraklarda yeniden yeşeren hayatla onurlandırılıyor.
Karabağ artık; Hürdür: Kendi öz evlatlarının adımlarıyla yankılanmaktadır.
Adildir: Zulmün payidar olamayacağını tüm dünyaya kanıtlamıştır.
Emin Ellerdedir: Asil sahiplerinin merhameti ve gücüyle korunmaktadır.
Hocalı’nın acısı kalbimizde bir mühür gibi kalsa da Karabağ Zaferi o mührün üzerine vurulan bir adalet beratıdır.
Artık Karabağ'ın rüzgârı esaret kokmuyor; bu rüzgâr artık özgürlük, imar ve huzur taşıyor.
Değerli dostlar, Karabağ Azerbaycan’dır! Bu hakikat dün bir idealdi, bugün ise sarsılmaz bir gerçekliktir. Şehitlerimize rahmet, gazilerimize minnet borçluyuz. Bu zafer, Türk dünyasının sarsılmaz birliğinin ve haklı davasının ebedi nişanesidir
Toprak hür, bayrak yüksekte, adalet ise yerindedir.
Bugün buradan bir çağrıda bulunuyoruz:
Tarih, siyaset üstüdür. İnsan hayatı, her türlü ideolojinin üzerindedir. Iğdır’da Hocalı ’da yaşananların bilimsel kazılarla, arşivlerle, uluslararası hukuk çerçevesinde araştırılması; insanlık adına bir sorumluluktur.
Biz kin taşımıyoruz.
Ama hafızamızı da kaybetmiyoruz.
Şehitlerimizin hatırası önünde saygıyla eğiliyor; Aras’ın iki yakasında toprağa düşen tüm masumları rahmetle anıyoruz.
Ve diyoruz ki:
Bu topraklarda bir daha hiçbir annenin gözyaşı akmasın.
Hiçbir çocuk yetim kalmasın.
Hiçbir millet, kimliğinden dolayı zulme uğramasın.
Hocalı, yalnızca bir kasabanın adı değildir.
Hocalı, insanlık vicdanının sınandığı bir gecenin adıdır.
Hocalı, Türk Dünyası’nın ortak hafızasıdır.
Ruhları şad olsun.
Unutmadık, unutturmayacağız.