Sessizlik İyidir

Şehir gürültüsünden, dedikodudan, iftiradan, çekememezlikten, kem bakışlardan, şizofrene bağlayanların kendilerini önemli kişilermiş gibi sunmaya çalışmasından, toplumda yer edinmek için sürekli problem üretmeye çalışanlardan, kaostan beslenenlerden, bizim tabirimizle kuru gürültüden arınıp sessizliğe dalmak gerekiyor.

Sanki birileri mecburmuş gibi hissediliyor.

Sanki birileri birilerinin kaprisini çekmek zorundaymış gibi bakılıyor.

Sevgili okuyucular, şehrimizde yaşanan olumsuzlukları gördüğümde emin olun psikolojim bozuluyor. Biz niye böyleyiz? Benim ne hakkım var sevmediğim birinin ya da hiçbir hukukum olmayan birinin aleyhinde karalama yapayım?

Bana, bize bu hakkı kim vermiş? Kendimizde böyle bir hakkı nasıl görebiliyoruz?

Kişinin ailesi, çoluğu çocuğu var. Sizin için o kişi hiçbir şey ifade etmese de ailesinin gözünde bir değere sahiptir. Bir kişiyi ailesinin yanında rencide etmeye, küçük düşürmeye, aşağılamaya kimin ne hakkı olabilir?

Kul hakkı denen olguyu hiç mi düşünmüyorsunuz?

Yarın öleceğimiz hiç mi aklımıza gelmiyor?

Her şeyin sizin istediğiniz gibi olması mümkün müdür?

Haksızlıklar gördüğünüzü varsayıp haksızlık etmek sizce ne kadar doğrudur?

Şehrin ahengini bozmak, insanları yaftalamak, dostluğu ve arkadaşlığı zedelemek, insanları birbirinden uzaklaştırmak sizce ne kadar doğrudur?

Bakınız, size yaşadığım bir olayı anlatayım.

FETÖ’nün etkin olduğu bir dönemde Iğdır’da emniyet, Nahçıvan’dan getirilen mazot ile ilgili bir çalışma yapıyordu. Birçok tır firmasına bu kapsamda operasyon yapıyor, 50-100 tırı olan bir firmadan 1000 litre mazot yakaladık diye haber olarak servis ediliyordu. Bize haber olarak servis edildiğinde dönemin kaçakçılık müdürünün makamında bir tartışmamız oldu.

Daha sonra FETÖ’den tutuklanan şube müdürüne dedim ki: “Bu firmanın 50 tırı var. Bunun garajında 1000 litre mazot her zaman olur. Tır arıza yapar, deposu problemli olur; tamir için söküldüğünde mazotun bir depoya boşaltılması gerekir. Kaldı ki bir tırın deposu yaklaşık 1000 litre mazot alır. İstanbul’a da bu yakıtla gidip gelir. Yani sizin ‘yakaladık’ dediğiniz mazot hayal ürünü, kasıtlı bir işlem.”

Tabii ki şube müdürü itiraz etti ama itirazı oldukça özgüvenli ve küstahçaydı.

“Peki,” dedim, “bu işleri yapmak için bütün tır firmalarının sahiplerini ve çalışanlarını dinlemeye almışsınız. Varsayalım ki suç unsuru buldunuz ve operasyon yaptınız. Kişilerin kendi aralarında konuştukları özel meseleleri niye deşifre ediyorsunuz?”

Yani A firmasının sahibi, B firmasının sahibi hakkında ne demişse o kayıtlar ilgili kişiye ulaştırılıyor ve kişiler arasında husumet oluşturuluyordu. Devlet mahremiyete böyle mi önem veriyor?

Bu durum o kadar yaygındı ki kim kiminle ne konuşuyor, konuşma kayıtları aleyhinde konuşulan kişinin eline ulaştırılıyordu.

Şube müdürüyle sesimiz yükseldi. Bana “tırcılarla ortaksın” yaftası yapıştırıldı. Haliyle 15 Temmuz’a kadar tam bir yıl dinlendim. Hak yerini buldu ama üzülenler oldu elbette.

Yani biri birini savunduğunda ortak olmuyor. Biri birine arka durduğunda onun parasıyla değil, kendi geliriyle yaşamını idame ettiriyor.

İnsanlar arasında dayanışma olmazsa yaşamın anlamı kalmaz.

Sizin dost olduğunuz kişiyle ben iletişim kuramayabilirim, benim dost olduğum kişiyle siz iletişim kuramayabilirsiniz. Ne benim bunu kıskanıp saldırmaya hakkım var ne de sizin.

Örneğin birini sevmiyor musunuz, ondan haz almıyor musunuz? Selam vermezsiniz, ilgilenmezsiniz, cenazesine ya da düğününe gitmezsiniz olur biter. Niye illa saldırmak, illa zarar verme gayreti içinde olmak?

Varsayalım ciddi zarar verdiniz. Oğlu, kızı, eşi yanında adamın başını eğdirdiniz. Elinize ne geçecek? Başınız göğe mi erecek? Yapmayın, etmeyin lütfen. Nefsinizi kontrol edin.

Bakınız, siyaseten insanların her birinin bir fikri, bir düşüncesi vardır. Ben siyasi düşüncesinden ötürü hiç kimseyi ötekileştirmedim. Aynı fikirde değiliz; sen kendi doğruna, ben kendi doğruma giderim deyip işime baktım.

Birisi “Ben niye onun gittiği yoldan gitmiyorum?” diye bana saldırıyorsa bunun savunulacak hiçbir yanı yoktur. Bu tamamen zorbalık, bilinçli yapılan bir kabalıktır.

Yeter artık. Bıkın, usanın, yorulun ve bırakın bu işleri.

Bir zamanlar internet yoktu, geceleri A4 kağıdına yazılı mektuplar dolaşıyordu. Sonra internetten isimsiz yazılar çıktı. Yarınlarda ne çıkacak bilmiyorum.

Bugüne kadar kimin eline ne geçti?

Biri birinin ses kaydını alıp ona buna yolluyor, biri sahte isimle sayfa açıyor, biri kendi adıyla sağa sola sataşıyor, fitne fesat peşinde koşup duruyor.

Bu didişmeler nereye kadar sürecek? Kim nereye varacak? Amacına ulaşana hiç madalya takıldığını gördünüz mü?

Benimki sadece bir öneri. Ruhu hasta olanlara Allah’tan şifa diliyorum.