Hz. Hüseyin Medine’den Kerbela’ya doğru yola çıktığında etrafında birçok insan vardı. Beraberinde şehit olanların sayısı 72 idi; ancak Kerbela’ya vardıklarında, yol boyunca ona katılanların sayısının bundan çok daha fazla olduğu çeşitli kaynaklarda ifade edilmektedir.
Hz. Hüseyin’e yoldaşlık eden ve Kerbela’ya kadar gelip daha sonra Tasua gecesi ayrılanların düşüncesi şuydu: “Eğer Yezid, Hz. Hüseyin’e saldırırsa bir mucize olacak ve Peygamber torunu Hz. Hüseyin savaşın galibi çıkacak; biz de bu durumdan yararlanıp ganimetlerin sahibi olacağız.” Özü itibarıyla gerçek şuydu ki onlar ganimetçiydi ve Kerbela’ya sadece ganimet için gelmişlerdi.
Belki de Hz. Hüseyin bu durumu fark ettiği için Tasua gecesi Kerbela’da kendisine yoldaşlık edenleri etrafına topladı ve şöyle dedi: “Yarın büyük bir savaş çıkacak ve bu savaştan hiç kimse kurtulamayacak. Savaşmak istemeyenler gecenin karanlığından yararlanıp ayrılabilirler.”
Hz. Hüseyin’in bu sözünün ardından, kendisine sözde yoldaşlık eden bu ganimetçiler gecenin karanlığından yararlanıp onu Tasua gecesi terk ettiler. O geceyi sabaha kadar ibadetle geçiren Hz. Hüseyin, Aşura günü meydana ganimet peşinde olmayanlarla çıktı. Hep birlikte kahramanca savaşarak şehit oldular.
Tasua, Muharrem ayının 9. gününün adıdır. Tasua gecesi; hak ile batılın ayrıştığı, ganimet avcıları ile Hüseynilerin yollarını ayırdığı, Hüseyin’in kanına ekmek bandıranlar ile onun kanını şiar edinenlerin ayırt edildiği gecedir.
10 Muharrem Aşura günü Hz. Hüseyin ile meydana çıkan, savaşan ve onunla birlikte şehadet şerbetini içen 72 kişinin büyük çoğunluğu Hz. Peygamber’in ailesi ile akrabaları; diğer kısmı ise Ehlibeyt dostlarıydı.
Gidenler ise tarihin kirli sayfalarına ganimetçiler olarak yazılmış olup dinarı dine tercih eden, Hz. Hüseyin’in kanına ekmek bandırıp bunu bir geçim malzemesi yapanlardır.
Hz. Peygamber, verdiği din hizmeti karşılığında kimseden dünyalık bir çıkar veya para almadı. Allah’ın emirlerini halklara iletirken, hutbeler verirken ücret talep etmedi; “Sizlere verdiğim hizmetin karşılığında ev halkımı, Ehlibeyt’imi sevin.” dedi.
Bugün bizlere sunulan din ile Peygamber’in getirdiği din, maalesef aynı değildir. Kimse üzerine alınmaz ama İslam’ı kendisine göre yorumlayanlar, Hz. Peygamber’in getirdiği dini kabul etmeyerek savaş açanlar, Resulullah’tan sonra o savaş açan Süfyanilere arka çıkanların sonradan İslam’a dönüşü ve Süfyani bir İslam anlayışıyla devam edilmesi göz ardı edilmeyecek bir gerçektir.
Demem o ki Allah’ın getirdiği dini kendisine göre şekillendiren toplumlar, maalesef 1400 yıldır aynı doğrultuda devam etmektedirler.
Din artık öyle bir noktaya gelmiştir ki Peygamber’siz, Kur’an’sız bir İslam’a dönüşmüştür.
Kur’an’ın tek başına yeterli olmadığı, hadislerin devreye girmesi gerektiği söylenirken hangi hadisin sahih olduğu noktasında kimse hemfikir değildir.
Daha doğrusu kim hangi yoldaysa ve o yolun imamı ne diyorsa doğru kabul edilmektedir.
Fazla derine dalmaya gerek yok, matem ayındayız. Yaradan; Hz. Peygamber’in torunu, Hz. Ali’nin ve Hz. Fatıma’nın oğlu, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin’in şehadetini en doğru şekilde idrak edenlerden eylesin.