Genel

TASUA GÜNÜ VE ALEMDAR EBÜ’L-FAZL ABBAS

"Karşılarında 30 bin kişilik bir dünya ordusu vardı. Bu 72 kişi, kazanacakları askeri bir zafer olmadığını biliyordu. Onların her biri, öleceğini bile bile sırf haksızlığa imza atmamak ve peygamber evladına sadakat göstermek için oradaydı. Kerbela'yı unutturulamaz kılan şey, bu 72 kişinin gösterdiği benzersiz insan iradesidir."

SÖZER AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

Tasua günü, hicri takvime göre Muharrem ayının 9. günüdür. İslam tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Kerbela Olayı'nda, Aşura gününden (10 Muharrem) bir önceki güne denk gelir.
Arapçada "dokuzuncu" anlamına gelen bu gün, Ehl-i Beyt kültüründe ve Şia inancında çok büyük bir manevi öneme sahiptir. Tasua gününün temel özellikleri ve İslam tarihindeki yeri şu şekildedir:
Kuşatmanın Daralması: Tasua günü (9 Muharrem 61), Ömer bin Sad komutasındaki Emevi ordusu, Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 kişinin çadırlarını tamamen abluka altına almıştır.
Suların Tamamen Kesilmesi: Çadırların Fırat nehri ile olan bağı koparılmış, aralarında bebeklerin ve kadınların da bulunduğu Peygamber ailesi çöl sıcağında tamamen susuz bırakılmıştır.
Savaş Ültimatomu: Emevi ordusu o gün ikindi vaktinde Hz. Hüseyin'e "Ya Yezid'e biat et ya da savaşa hazır ol" diyerek son ihtarını yapmıştır.

Tasua günü, Kerbela kahramanlarından Hz. Abbas (Alemdar) ile özdeşleşmiştir. Bu günde Hz. Abbas ile ilgili şu iki kritik olay yaşanmıştır:
Eman Teklifinin Reddi: Şimr bin Zilcevşen, Hz. Abbas ve öz kardeşlerine anne tarafından akraba oldukları için "Hüseyin'i bırakın, size can güvenliği (eman) verelim" teklifinde bulunmuştur. Hz. Abbas bu teklifi "Peygamberin oğlu güvende değilken biz güvende olmayı reddediyoruz" diyerek şiddetle geri çevirmiştir.
Son İbadet Gecesi İçin Mühlet İstenmesi: Emevi ordusu saldırıya geçmek üzereyken Hz. Hüseyin, kardeşi Hz. Abbas'ı düşman ordusuna göndererek, "Gidip onlardan bu geceyi bize bağışlamalarını iste. Rabbimize namaz kılalım, dua edelim ve istiğfarda bulunalım. O, namazı ne kadar çok sevdiğimi bilir" demiştir. Düşman ordusu bu talebi kabul etmiş ve saldırıyı Aşura sabahına ertelemiştir.
İslam dünyasında, özellikle Caferi (Şii) toplumlarında Tasua günü, ertesi gün yaşanacak olan büyük katliamın (Aşura) habercisi ve hazırlığı olarak kabul edilir.
Bu günde tutulan yas törenlerinde ağırlıklı olarak Hz. Abbas’ın fedakârlığı, cesareti, sancağı yere düşürmemesi ve çadırlara su taşırken kolları kesilerek şehit edilmesi canlandırılır ve anılır.

Hz. Abbas, Kerbela Olayı’nın en büyük, en trajik ve en epik kahramanlarından biridir. Hz. Ali’nin oğlu ve Hz. Hüseyin’in baba bir kardeşidir. Sadakati, cesareti ve fedakârlığı nedeniyle İslam tarihinde ve Ehl-i Beyt kültüründe "Ebü’l-Fazl" (Faziletlerin Babası) ve "Kamer-i Benî Hâşim" (Haşimoğullarının Ayı) unvanlarıyla anılır.


Kerbela’daki rolü, duruşu ve şehadeti şu şekildedir:
1. Soyu ve Lakabı
Hz. Ali'nin Duası: Hz. Ali, eşi Hz. Fatıma’nın vefatından sonra, Kerbela’da Hz. Hüseyin’e siper olacak cesur ve savaşçı evlatlar doğuracak bir eş istemiş ve Ümmü’l-Benîn (Fatıma bint Hizâm) ile evlenmiştir. Bu evlilikten doğan ilk çocuk Abbas’tır.
Alemdar (Sancaktar): Kerbela’da Hz. Hüseyin’in küçük ve kuşatılmış ordusunun başkomutanı ve sancaktarı (Alemdar) Hz. Abbas’tı. Sancağı canı pahasına bir an bile yere düşürmemiştir.
2. Sadakat Sınavı: Emevilerin Reddedilen Eman Dilekçesi
Kerbela’da kuşatma altındayken, Emevi ordusunun komutanı Şimr bin Zilcevşen, Hz. Abbas ve öz kardeşlerine anne tarafından akraba olduğu için bir "eman" (can güvenliği garantisi) teklif etti. Şimr, Hz. Hüseyin’i bırakıp kendi saflarına geçerlerse hayatta kalacaklarını söyledi.
Hz. Abbas bu teklifi nefretle reddetti ve tarihe geçen şu cevabı verdi: "Allah’ın laneti senin ve senin emanının üzerine olsun! Peygamberin oğlu güvende değilken, biz eman altında mı olalım? Biz liderimizi ve kardeşimizi asla terk etmeyiz!"
3. Fırat Nehri ve Susuzluk Destanı (Sakkâ)
Sakkâ (Su Taşıyıcı): Çadırlarda bebeklerin ve kadınların susuzluktan feryat ettiği 7 Muharrem’den itibaren Hz. Abbas, düşman ablukasını yararak çadırlara su taşımayı başardığı için bu unvanı almıştır.
Son Su Seferi (10 Muharrem): Çocukların susuzluk çığlıklarına dayanamayan Hz. Abbas, Aşura günü kırbasını (su tulumunu) alıp tek başına Fırat Nehri'ne doğru at sürdü. Binlerce oktan ve kılıçtan sıyrılarak nehre ulaştı.
Nefs-i Emmareyi Yenmesi: Günlerdir kendisi de susuz olan Abbas, avucuna su aldı. Tam içecekken ağabeyi Hz. Hüseyin'in ve çocukların susuzluğunu hatırladı, "Hüseyin susuzken ben bu suyu içemem" diyerek suyu yere döktü ve tulumunu doldurdu.

4. Şehadeti
Kollarının Kesilmesi: Tulumla birlikte Fırat'tan ayrılıp çadırlara doğru koşan Abbas'ın önü pusularla kesildi. Haince arkadan vurulan kılıç darbeleriyle önce sağ kolu, ardından sol kolu kesildi.
Sancağı ve Tulumu Bırakmaması: Kolları olmamasına rağmen sancağı göğsüyle tutmaya, su tulumunu ise dişleriyle taşımaya devam etti. Amacı ne pahasına olursa olsun suyu çocuklara ulaştırmaktı.
Son Darbe: Bir ok gelip su tulumunu deldi ve su toprağa döküldü. Umudu tükenen Abbas’ın başına vurulan ağır bir gürz darbesiyle atından düştü ve ağabeyi Hz. Hüseyin’i çağırarak şehit oldu.
Hz. Hüseyin, kardeşinin başucuna geldiğinde dizlerinin bağı çözülmüş ve "İşte şimdi belim büküldü, çarem tükendi" diyerek en büyük kederini yaşamıştır. Bugün Hz. Abbas'ın türbesi, Irak'ın Kerbela şehrinde, Hz. Hüseyin’in türbesinin hemen karşısında sadakatin evrensel bir sembolü olarak durmaktadır.


Abdülbaki Gölpınarlı’nın derslerinde, sohbetlerinde ve kitaplarında ele aldığı şekliyle, Hz. Abbas’ın şehadeti ve kollarının kesilmesi hadisesinin tarihi analizi şu şekildedir:
1. Gölpınarlı’nın Gözünden Hz. Abbas’ın Karakteri
Gölpınarlı, Hz. Abbas’ı anlatırken onun mitolojik bir figür veya masal kahramanı değil; sadakat ve irade abidesi bir insan olduğunu vurgular. Onun gözünde Hz. Abbas:
Eman Teklifini Reddeden İrade: Düşman ordusundan gelen "akrabalık bağı hürmetine canını kurtarma" (eman) teklifini elinin tersiyle itmesi, onun inancının ve ağabeyi Hz. Hüseyin’e olan bağlılığının dünyevi korkulardan ne kadar üstün olduğunu gösterir.
Fedakârlığın Zirvesi: Suya ulaştığı halde çadırlardaki susuz çocukları düşünüp bir damla bile içmemesi, İslam ahlakının en somut örneğidir.
2. Kollarının Kesilmesi Hadisesine Yönelik "Maktel" Eleştirisi
Gölpınarlı, Hz. Abbas'ın Fırat'tan su taşırken iki kolunun da kesilmesine rağmen sancağı ve tulumu bırakmaması olayını anlatırken, geleneksel maktel kitaplarındaki abartılara ve "Aşura yalanları" kapsamında değerlendirdiği bazı unsurlara dikkat çeker:
Fiziksel İmkânsızlıklar ve Ajitasyon: Halk arasında okunan bazı maktellerde "Kolları omuzlarından kesilmesine rağmen iki saat daha savaştı, yüzlerce düşmanı dişleriyle biçti" gibi abartılı anlatımlara rastlanır. Gölpınarlı vaazlarında bu duruma karşı çıkar: "Bir insanın iki kolu ana damarlarından kesilirse, birkaç dakika içinde kan kaybından ve şoktan yere düşer. Hz. Abbas’ın büyüklüğünü anlatmak için ona doğaüstü masal güçleri yüklemeye gerek yoktur. Onun büyüklüğü, kolları kesilse dahi son nefesine kadar o suyu çadırlara ulaştırma niyetidir, acıya rağmen gösterdiği teslimiyettir" der.
Edebi Kurgudan Tarihi Gerçekliğe: Gölpınarlı, Fuzuli'nin Hadikatü's-Süada gibi eserlerinde bu sahnenin edebi sanata ve halkı ağlatma amacına kurban edildiğini belirtir. Ona göre Hz. Abbas, pusuya düşürülmüş, ağır kılıç darbeleriyle kolları işlevsiz hale getirilmiş veya kesilmiş, ardından hunharca şehit edilmiştir. Trajediyi abartarak masallaştırmak, onun gerçek insani acısını ve kahramanlığını gölgeler.
3. Hz. Abbas’ın Diğer Kardeşlerinin Akıbeti
Gölpınarlı, Kerbela’da sadece Hz. Abbas’ın değil, onunla aynı anne ve babadan olan (Hz. Ali ve Ümmü’l-Benîn’in çocukları) üç öz kardeşinin de fedakarlık tarihini aktarır. Hz. Abbas, ağabey olarak kardeşlerini sırayla meydan okumaya göndermiştir:
Abdullah bin Ali: 25 yaşlarındaydı. Hz. Abbas onu "Öne çık ki senin feda oluşunu göreyim ve Allah katında ecrini kazanayım" diyerek meydana sürmüş ve kahramanca çarpışarak şehit düşmüştür.
Osman bin Ali: 21 yaşlarındaydı. Adını Hz. Ali'nin çok sevdiği sahabi Osman bin Maz'un'dan almıştır. Düşman oklarıyla Kerbela'da şehit edilmiştir.
Cafer bin Ali: 19 yaşlarındaydı. Kardeşleri gibi Hz. Hüseyin'in çadırını korumak için meydana çıkmış ve genç yaşta canını feda etmiştir.

Gölpınarlı, Hz. Abbas ve kardeşlerinin şehadetini anlatır:
"Ümmü’l-Benîn’in dört oğlu da Kerbela topraklarında can verdi. Hz. Abbas, kardeşlerinin acısını tek tek yaşadı, onların cenazelerini çadırlara taşıdı ve en son kendisi gitti. Bu öyle bir acıdır ki, bunu masallaştırarak anlatmak o yüce ruhlara hakarettir. Onlar masal kahramanı değil, zulme boyun eğmeyen canlı Kur'an'lardı."

Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte şehit düşen 72 savaşçı,
İslam tarihinin en büyük sadakat ve onur ordusunu oluşturur. Tarihi kaynaklarda isim varyasyonları nedeniyle toplam sayı 72 ile 100 küsur arasında değişse de, genel kabul gören 72 şehit yârenin ana omurgası iki temel gruba ayrılır: Banu Haşim (Peygamber Ailesi) ve Sadık Ashap (Dostlar).
Muteber tarih kaynaklarına göre öne çıkan Kerbela kahramanlarının listesi şu şekildedir:
1. Banu Haşim (Ehl-i Beyt Savaşçıları)
Hz. Hüseyin'in yanında kendi kanından, ailesinden olan ve son ana kadar onunla çarpışan akrabalarıdır.
Hz. Hüseyin bin Ali: Savaşın başkomutanı ve Şehitlerin Şahı.
Hz. Ali'nin Evlatları (Hz. Hüseyin'in Kardeşleri):
Hz. Abbas bin Ali (Sancaktar / Alemdar)
Abdullah bin Ali
Osman bin Ali
Cafer bin Ali
Ebu Bekir bin Ali
Muhammed bin Ali
Hz. Hüseyin'in Evlatları:
Ali el-Ekber (Hz. Hüseyin'in yetişkin oğlu)
Ali el-Asgar (Kundaktaki 6 aylık bebek)
Hz. Hasan'ın Evlatları (Hz. Hüseyin'in Yeğenleri):
Kasım bin Hasan
Ebu Bekir bin Hasan
Abdullah bin Hasan
Hz. Cafer ve Müslim bin Akil'in Soyu:
Avn bin Abdullah bin Cafer
Muhammed bin Abdullah bin Cafer
Abdullah bin Müslim bin Akil
Muhammed bin Müslim bin Akil
Abdurrahman bin Akil
Cafer bin Akil

2. Sadık Ashap ve Komutanlar (Akraba Olmayan Dostlar)
Kufe'den, Basra'dan veya Medine'den gelerek Hz. Hüseyin'e katılan, öleceklerini bildikleri halde saf değiştirmeyen kahramanlardır.
Hür bin Yezid er-Riyahi: Emevi ordusunu terk edip Hz. Hüseyin'in safına geçen kahraman komutan.
Habib bin Mezâhir: Hz. Hüseyin’in çocukluk arkadaşı ve ashabın sol kanat komutanı.
Züheyr bin Kayn: Ashabın sağ kanat komutanı, ordunun en tecrübeli savaşçısı.
Müslim bin Avsece: Kufe'nin en yiğit ve yaşlı savaşçılarından, ilk şehitlerden.
Bureyr bin Huzayr: Kufe'nin en büyük Kur'an kurralarından (alimlerinden).
Nâfi bin Hilal: Okçuluğuyla bilinen, düşmana ağır zayiat verdiren yiğit.
Cunade bin Haris ve oğlu Amr bin Cunade: Baba-oğul aynı gün şehit olmuşlardır.
Cevn (John): Ebu Zer el-Gıfari'nin azatlı siyahî kölesi. Israrlara rağmen çadırı terk etmeyip şehit olmuştur.
Aslam (Eslem): Hz. Hüseyin'in Türk kökenli sadık okçusu ve yazarı.
Yezid bin Ziyad (Ebu'ş-Şa'sa): Emevi safından geçip Hz. Hüseyin'in önünde ok atarak şehit düşenlerden.
Gölpınarlı’nın Listeye Bakışı
Abdülbaki Gölpınarlı bu 72 kişinin isim listesini aktarırken, onların etnik köken, yaş ve statü olarak tam bir insanlık mozaiği oluşturduğuna dikkat çeker. Orduda 6 aylık bebekten 80 yaşındaki sahabeye, kölelerden kabile liderlerine kadar her sınıftan insan vardır. Gölpınarlı'ya göre bu çeşitlilik, Kerbela'nın bir "taht kavgası" değil, evrensel bir insanlık duruşu olduğunun en büyük kanıtıdır.
Kerbela’da Hz. Hüseyin’in safında yer alan 72 mücahit, İslam tarihinin gördüğü en büyük teslimiyet ve vefa topluluğudur. Tarihi kaynaklarda sayıları (süvari ve piyade dağılımına göre) 72 - 82 veya 100 arasında değişse de, literatürde ve gönüllerde "72 Şühedâ" olarak ölümsüzleşmişlerdir.
Bu kutsal topluluk, akrabalık bağları ve kabilelerine göre şu ana gruplardan oluşuyordu:


1. Haşimoğulları (Peygamber Ailesi ve Akrabaları)
Savaş meydanında Hz. Hüseyin’i korumak için en önde çarpışan ve tamamı şehit düşen aile fertleridir:

Hz. Hüseyin (Seyyidü'ş-Şühedâ): Kafilenin lideri, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın oğlu.
Hz. Ali'nin Evlatları (Hüseyin'in Kardeşleri): Hz. Abbas (Alemdar/Sancaktar), Abdullah, Osman, Cafer, Ebu Bekir ve Muhammed.
Hz. Hüseyin’in Evlatları: Ali el-Ekber (büyük oğlu) ve okla şehit edilen bebek Ali el-Asgar.
Hz. Hasan’ın Evlatları (Hüseyin'in Yeğenleri): Kasım (genç kahraman), Ebu Bekir, Abdullah ve Ömer.
Akil bin Ebi Talib'in Evlatları: Cafer bin Akil, Abdurrahman bin Akil, Abdullah bin Akil ve Muhammed bin Ebi Said. (Müslim bin Akil daha önce Kufe'de şehit edilmişti).
Cafer-i Tayyar'ın Torunları: Avn bin Abdullah ve Muhammed bin Abdullah.

2. Yaşlı Sahabiler (Hz. Muhammed'i Görmüş Olanlar)
İçlerinde bizzat Hz. Muhammed (s.a.v.) ile vakit geçirmiş, ilerlemiş yaşlarına rağmen Hz. Hüseyin'i yalnız bırakmamış büyük isimler vardı:
Habîb bin Mezâhir: Gazvelere katılmış, Kufe'nin ileri gelenlerinden ve Hz. Hüseyin'in en sadık dostlarındandı.
Enes bin el-Hâris el-Kâhilî: Peygamberimizden hadis işitmiş, yaşlı olmasına rağmen beline kuşak bağlayarak savaşmıştır.
Müslim bin Avsece: İslam'ın ilk dönem kahramanlarından, çok yaşlı bir sahabiydi.
Abdurrahman bin Abdî Rabbih el-Ensârî: Gadir-i Hum biatına şahitlik etmiş sahabilerdendir.
3. Kufe ve Basra'dan Katılan Seçkin Aşiret Liderleri
Yezid'in ordusunu ve baskısını yararak Kerbela'da Hz. Hüseyin'e ulaşmayı başaran yiğitlerdir:
Züheyr bin Kayn: Başta mesafeli dururken daha sonra Hz. Hüseyin'in safına geçip ordunun sağ kanat komutanı olan muazzam bir savaşçı.
Nâfi bin Hilâl: Yemen asıllı usta bir okçu, kılıcı kırılana kadar düşman saflarını dağıtmıştır.
Bureyr bin Husayn: Kufe'nin en büyük Kur'an kârilerinden (hâfız) ve alimlerindendi.
Haccâc bin Mesrûk: Hz. Hüseyin'in yol boyunca müezzinliğini yapan sadık dostu.
Ebû Sümâme el-Sâidî: Öğle namazı vaktini Hz. Hüseyin'e hatırlatan ve namaz kılarken ona siper olan kahraman.
4. Son Anda Saf Değiştiren Kahraman
Hür bin Yezid er-Riyâhî: Hz. Hüseyin’i Kerbela’da abluka altına alan Emevi komutanıydı. Aşura sabahı vicdanının sesini dinleyerek ordusunu terk etti, Hz. Hüseyin'in ayaklarına kapanıp af diledi ve onun safında ilk şehit olanlardan biri oldu.
5. Fedakâr Köleler ve Azatlılar
Kerbela'da ırk, soy ve sınıf ayrımı yoktu; köleler de Peygamber soyuyla aynı safta can verdi:
Cun (John): Ebû Zer el-Gıfârî’nin siyahî azatlı kölesiydi. Hz. Hüseyin’e "Kokum çirkin, soyum aşağıdır, cennet kokusunu almam için bana izin ver" diyerek meydana çıkmış ve şehit olmuştur.
Aslam (Gulam-ı Türkî): Türk asıllı azatlı bir köleydi. Güzel Kur'an okuması ve okçuluğuyla bilinirdi. Şehit olurken Hz. Hüseyin başını kucağına almıştır.

Abdülbaki Gölpınarlı, bu 72 kişinin askeri bir birlik değil, "ahlaki bir manifesto" olduğunu vurgular:
"Karşılarında 30 bin kişilik bir dünya ordusu vardı. Bu 72 kişi, kazanacakları askeri bir zafer olmadığını biliyordu. Onların her biri, öleceğini bile bile sırf haksızlığa imza atmamak ve peygamber evladına sadakat göstermek için oradaydı. Kerbela'yı unutturulamaz kılan şey, bu 72 kişinin gösterdiği benzersiz insan iradesidir."