VATAN İÇİN DONARAK ŞEHİT OLANLAR.

VATAN İÇİN DONARAK ŞEHİT OLANLAR.
Sarıkamış, Türk Milletinin hafızasında bir dağdan, bir kasabadan çok daha fazlasını ifade eder kıymetli okuyanların.

Sarıkamış; kefensiz yatan binlerce Mehmetçiğin, Allahuekber Dağları’na emanet edilen vatan sevdasının adıdır. Orada donan yalnız bedenler değil, anaların yüreği, yetimlerin umudu ve bir milletin bağrıdır.
1914 yılının kışında Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın ateşi içine girmişti. Amaç hem müttefiklerine nefes aldırmak hem de yıllar önce Ruslara kaptırılan vatan topraklarını geri almaktır. Kafkas Cephesinin açılmasındaki hedef büyüktü. Ancak şartlar acımasızdı…

3.Ordu, yokluklar içinde cepheye sürüldü. Askerin ayağında çarık, sırtında palto yoktu; ama iman vardı, bayrak vardı. Köprüköy ve Azap Muharebelerinde kazanılan başarılar, ordunun cesaretini perçinlemişti. Buna rağmen yaklaşan kışın dehşeti görülmeden verilen kararlar, Sarıkamış’ı bir destandan çok, bir matem gününe çevirdi.

Zemheri ayazı…Tipi, sis, diz boyu kar... Eksi yirmi derecede, yazlık elbiselerle yürüyen Mehmetçikler. Yemen’in cehennem sıcağından Kafkas’ın dondurucu soğuğuna gelen askerler, “Başkumandan gelecek, zafer gelecek” umuduyla titreyerek beklediler. O umut, onları ayakta tutan son şeydi.

Ama onlar geri dönmeyi düşünmediler. Çünkü arkalarında yalnızca aileleri değil, İstanbul vardı, ezan vardı, istiklal vardı. Emir emirdi; vatan için yürüyeceklerdi...

Haritalar yetersiz olduğu için yollar bilinmiyordu. Birlikler birbirini kaybetti. 23 Aralık 1914’te, sis yüzünden birbirini düşman sanan iki fırkanın karşılıklı ateşiyle binlerce askerimiz şehit düştü. Diğer taraftan tipide yollarını kaybeden alayın tek kurşun atamadan donarak kar altında kalması... Düşmana kurşun atmadan yitirilen canlar.

Binbaşı Ziya Yergök’ün anlattıkları ise insanın içini dağlar:
Karların içinde çömelmiş, tüfeğini dizlerine dayamış, bir daha kalkamayan askerler… Donarak şehit olan, ama teslim olmayan askerler…

Yanlış planlar, geciken destekler, kopan irtibatlar; Rusların toparlanmasına ve karşı hücuma geçmesine yol açtı. Cephe çöktü. Binlerce asker ya şehit oldu ya da esir düştü. Ama hiçbiri arkasını dönüp kaçmadı. Çünkü Türk askeri, geri çekilmeyi değil, gerektiğinde vatanı için donarak ölmeyi bilir.

Bugün hâlâ tartışılır: Kim haklıydı, kim hatalıydı? Enver Paşa mı, Hakkı Hafız Paşamı, Hasan İzzet Paşa mı?
Ama asıl mesele bu değildir. Asıl mesele; 53 binin üzerinde Mehmetçiğin, bayrak yere düşmesin diye canını vermesidir. Asıl mesele; Sarıkamış’ta toprağın, kanla değil, imanla yoğrulmuş olmasıdır.
Sarıkamış, bir yenilgi değil, aksine Türk Milletinin karakter yansımasıdır.
Bir milletin “vatan” deyince neleri feda edebileceğinin ispatıdır.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Bu millet, Sarıkamış’ı asla unutmayacak.