Birinci Dünya savaşı bittiği sırada Osmanlı Devleti’nin durumu hatırdan çıkarılmayarak,1918’den 1922’ye kadar, Anadolu’da geçen dört yıllık süreç değerlendirildiğinde bu olayların toplamına “Mucize’den daha uygun bir ifade bulunamaz.
Osmanlı Devleti’nin iktisadi kaynakları tüketilmiş, halkı, dört yıl süren büyük savaştan başka onun öncesindeki hemen aralıksız birçok savaşla (Trablusgarp ve Balkan savaşları), iç karışıklıklarla olağanüstü yorulmuş ve kımıldayamayacak bir hale gelmişti. Çünkü bağımsız bir hükümet yoktu, ordusunda merkezi bir kumanda heyeti yoktu, para yoktu, levazım ve teçhizat yoktu bunları hazırlayacak vasıtalarda yoktu. Anadolu topraklarının büyük bir kısmı istila ve işgal edilmişti.
Mustafa Kemal, parasız, pulsuz, tek başına, yalnız kendisinin dehasına, irade ve kudretine ve Türk Milleti içinde kazandığı sevgi, saygı ve nüfuza güvenerek yeni bir devlet ve ordu kurdu. Türk milletini bu amaç doğrultusunda etrafında topladı. Mustafa Kemal’in 1919 senesi ilkbaharında Samsun’da başladığı başarısı ve imkânsız gibi görünen bu girişim,1922 senesi sonbaharında, tam bir başarıyla gerçekleşti. Türk mucizesi işte budur.
Büyük Taarruz, yaklaşık 200 yıldan beri Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan ilk taarruz muharebesidir. Çanakkale ve Sakarya’da Türk zaferi, hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa Başkomutanlık Meydan Muharebesinde düşman ordusu topyekûn yok edilmiş, yaklaşık 150.000 kilometrekare alan 14 gün gibi kısa sürede ele geçirilmiştir. Bu zafer Türk Milletinin mucizesi olmuş ve kurtuluş savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır.26 Ağustos’ta başlayıp 9 Eylül’de sonuçlanan Büyük Taarruz ile sömürgeci devletlerin Anadolu’ya yönelik beklentileri boşa çıkarıldı. Mustafa Kemalin Kocatepe’den yönettiği Büyük Taarruz sonucunda Türk ordusu, Yunan ordusuna karşı büyük bir zafer elde etmiştir. Yunan ordusu Başkomutanı General Trikopis, üç yüz subay, beş bin esir alındı. Kaçan Yunan ordusunun yeni bir savunma hattı oluşturmasını engellemek amacıyla Mustafa Kemal “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi. Bu emirle başlayan takip 9 Eylül’de Türk ordusunun İzmir girmesiyle sonuçlandı. Yok edilmek istenen Türk Milleti Gazi Mustafa Kemal önderliğinde, üç yıl üç ay 22 gün süren, kurtuluş savaşında emperyalist güçlerin maşası Yunan ordusunu denize dökmüştür.
VBüyük Taarruz
Nazım Hikmet Ran
Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birden bire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar `üç' dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
eğildi durdu.
Bıraksalar
ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.
BÜYÜK TAARRUZ 26 AĞUSTOS 1922-18 EYLÜL 1922
Sakarya Meydan Muharebesi, sadece kurtuluş savaşının dönüm noktası değildi. Aynı zamanda 13 Eylül 1683’te Viyana’da başlayan kesintisiz geri çekilmenin 328 yıl sonra 13 Eylül 1921’de nihayet durdurulması anlamına geliyordu.
Bundan böyle, hattı müdafaa yoktu, sathı müdafaa vardı satıh ,bütün vatandı
TBMM’de kendisine “Mareşal” ve “Gazi” unvanı verildi güne kadar askeri üniforma giymedi.
Büyük Taarruz diyoruz…
Aslında gerçek adı “SAD “harekâtıydı. Arap alfabesinin Sad harfiydi…Kozmik gizliliğe sahip taarruz planlarının üzerine SAD işareti konuluyordu. Mustafa Kemal zekasının ürünüydü. Türk ordusunun savaş sahasına diziliş şeklini çizin. Karşınıza SAD şekli çıkar.
Büyük İskender, Atilla, Hanibal gibi askeri dehaları incelemiş analiz etmişti. SAD Harekâtının planlarını hazırlarken, Hanibalın Roma ordusunu darmadağın ettiği Cannee Muharebesinden esinlenmişti. Düşmanı dört bir yandan çevirmeyi tercih etmemiş, kaçmasına olanak tanımıştı. Hanibal’den farklı olarak, hızlı ve amansız takip için, adeta süpürmek için süvari gücü oluşturmuştu.
Tümenler önceden belirlenmiş hazırlık hatlarına ulaşmışlardı. Ağır ve hafif toplar önceden seçilmiş yerlere yerleştirildiler. Cephane kolları topların yanına mermi taşıyor, muharebeciler telefon ağı kuruyorlardı. Sıhhiyeciler sargı yerlerini açmışlardı. İstihkâm birliği hücum edecek birliklere tel örgülere gedik açacak tahrip müfrezeleri yollamıştı.
Bütün bunlar sessizlik içinde yapılıyordu.
Taarruz edecek birlikler, topların tanzim ve tahrip ateşleri sırasında düşman mevzilerine hücum mesafesine kadar yanaşacaklar, topçu ateşi ileri kaydırınca, süngü hücumuna kalkacaklardı. Bölük ve takım subayları çavuşlar, askerlerin arasında yerlerini almışlardı. Birlikte hücum edeceklerdi. Sis yüzünden taarruz edecekleri tepeleri daha göremiyorlardı.
Askerler subaylarım tavsiyelerine uyarak, bir iki saat uyumsak için başlarını tüfeklerine ya da birbirlerinin omuzlarına yasladılar.
BAŞKOMUTAN, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve karargahlarının savaş kademeleri 03.30de atlara bindiler.
Sisli, serin, karanlık bir geceydi.
Fenerli iki süvari yol göstermek için öne geçti. Yola çıktılar. Mustafa Kemal Paşa önde gidiyordu, yalnızdı. Arkasında Fevzi ve İsmet Paşalar geliyordu. Daha arkada kurmaylar, yaverler, görevliler, hizmet erleri, seyisler vardı.
Çevre yedekler ve geri hizmet birlikleriyle doluydu.
Ağır ağır Kocatepe’ye çıktılar.
1.Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve ordu karargâhı savaş kademesi Kocatepe’de gecelemişti. Telefon ve telgraf bağlantıları yapılmış, gözetleme çukurları açılmış, güçlü topçu dürbünleri yerleştirilmişti.
Nurettin Paşa paşaları karşıladı. Sis dolayısıyla topların biraz geç başlayacaklarını bildirdi. M. Kemal Paşa Kocatepe doruğunun kıyısına geldi. Aşağıya baktı.
Ufka kadar her yan sis içindeydi. Nurettin Paşanın yaveri paşalara çay verdi. Biraz soğuktan, daha çok da heyecandan hepsinin içi titriyordu.
Saat 05.00e doğru gün ışımaya, sis dağılmaya ve dev tepeler yavaş yavaş belirmeye başladılar.
Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan Kocatepe’de ordusunun başındaydı. Başıyla İsmet Paşaya işaret etti. İsmet paşa Nurettin paşayı uyardı.1. Ordu komutanı Nurettin Paşa telefonla kolordulara gerekli emri verdi.
Önce bir tek top sesi duyuldu, mermisi koca Tınaz Tepeye düştü. Sonra bütün toplar düzenleme (tanzim) ateşi için gürlediler.
05.30’da batarya komutanları zevk narası atar gibi emir verdiler:
Ateş, Ateş, Ateş
Tahrip ateşi başladı. Bu kesimde 200 kadar top vardı. Hazırlanmış ateş planına göre, Yunan mevzilerini, direnek merkezlerini, makineli tüfek yuvalarını, tel örgüleri, yeri bilinen Yunan toplarını ateş altına aldılar.
Ne yunanlalar böyle yoğun, dehşet verici ateş görmüştü, ne de Türkler. Tepeler yanıyordu sanki. Cephanelikler ateş alıyor, kamyonlar uçuyor, toplar parçalanıyordu. Koca tepe bile zangırdıyordu. Piyadeler hücum mevzilerine, tel örgülere doğru ilerlemeye başladılar.
Bu cehennemlik ateş 20 dakika sürdü. Bataryalar bu kez 10 dakika sürecek imha ateşine geçtiler. Siperleri ve gözetleme yerlerini dövmeye başladılar.
Başkomutan ateş planını, topların ustaca kullanımını çok beğenmişti. İsmet paşaya birçok kez teşekkür edecekti.
Bazı tel örgüler topçu ateşiyle yıkılmıştı. Bazılarını da istihkâmcılar ya da sabırsız askerler yıktılar. İmha ateşi sona erer ermez subaylar ve askerler, açılan gediklerden mevzilere, direnek merkezlerine daldılar.
Fırtına gibi esiyorlardı.
“Allah Allah … Allah Allah…”
Topçular ateşi, ilerilere kaydırdılar. Top makineli tüfek, el bombası, boru sesleri ve savaş naraları içinde, 06.45te 5.Tümen Kalecik Sivrisini ele geçöirdi.On dakika sonra 15. Tümenin 38. Alayında da Tınaz Tepenin aldığı haber geldi.
“Teğmen Şevket Efendinin güncesinde şunlar yazıyordu:
Tınaz Tepeyi zaptettik. Çok yazık ki alay komutanımız İlyas Bey taarruzun başladığı ilk dakikalarda yaralandı. Yaralı olmasına rağmen geri gitmedi, kaldı, tepe zapt edilince atını sürüp Tınaz Tepenin doruğuna çıktı. Düşman geride iki top bırakmış. Bir erimiz toplardan birinin üzerine çıkarak ezan okudu
Allah-ü Ekber! “
Türk Fırtınası sürmekteydi düşmanlar arkalarına bakmadan kaçıyordu !..
**************
9 Eylül 1922.
Minarelerden ezan sesi yükseliyordu. Mustafa Kemal Bel kahvedeydi. İzmir’i seyrediyordu.
İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali sona erdiği gün ulusun kurtuluş savaşını sonlandıran, dünyada bu özelliğe sahip tek şehir, İzmir’i seyrediyordu. Kendisi için hazırlanan eve gitti. Yorgundu. Yemek getirdiler, yemedi. Sigara çıkardı…Biliyor musun İsmet (İnönü) dedi. Bir rüya görmüş gibiyim”.
Karabasanla başlayan ,3 yıl 3 ay 22 gün süren mucizeyle biten bir rüya. Çiçekler açıyordu İzmir’in dağlarında.
Yıllar sonra o anı anlatırken “sağ elimde tabanca, sol elimde idam sehpası, Samsun’dan, İzmir’e öyle geldim” diyecekti.
SONUÇTA;
30 Ağustos Türk zaferi ve Zafer Bayramıdır.
30 Ağustos Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki dönüm noktasını simgeler.
Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında Büyük Taarruzun kazanıldığı günü anar.
30 Ağustos, Türk ordusunun Dumlupınar Meydan Muharebesi ‘ni kazandığı tarihtir.
30 Ağustos, Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük için verdiği mücadelenin sembolüdür.
30 Ağustos Zafer Bayramı, Türkiye’de milli bayramlar arasında en önemlilerinden biridir.
Büyük Taarruz ’un kazanıldığı 30 Ağustos, Türk milletinin kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: