Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi

Bazı kardeşliklerin başlangıç tarihi yoktur.
Yüzyıllar boyunca yaşanır, acılarla sınanır, fedakârlıklarla büyür ve nesilden nesile bir emanet gibi aktarılır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik de böyledir.
Bu kardeşliği anlatmaya başladığınızda karşınıza yalnızca iki devlet çıkmaz.
Bir tarih çıkar.
Bir kültür çıkar.
Aynı dilin sıcaklığı çıkar.
Aynı türkünün ezgisi çıkar.
Aynı acının gözyaşı, aynı sevincin tebessümü çıkar.
Ve bütün bunların ortasında Aras'ın iki yakasında birbirine bakan iki ülke belirir:
Türkiye ve Azerbaycan.
Belki de bu yüzden bu iki ülkenin ilişkisini anlatmanın en güzel yolu, yıllardır gönüllerde karşılık bulan o cümledir:
Bir millet, iki devlet.
Fakat bugün bu cümlenin ne kadar derin bir tarihî anlam taşıdığını yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Çünkü bazı çevrelerin sosyal medyada veya çeşitli platformlarda ortaya attığı iddialar, iki ülke arasındaki kardeşliği günlük siyasi tartışmaların içine çekmeye çalışıyor.
Oysa bizim hikâyemiz birkaç paylaşımın, birkaç görüntünün veya birkaç diplomatik temasın çok ötesindedir.
Bizim hikâyemiz vefadır.
BU KARDEŞLİĞİN KÖKLERİNDE VEFA VAR!..
Türkiye-Azerbaycan kardeşliği bugünün siyasi atmosferinde ortaya çıkmış değildir.
Daha Cumhuriyetimizin kuruluşundan önce, Anadolu'nun en zor günlerinde Azerbaycan Türklerinin Anadolu'ya uzattığı yardım eli bu kardeşliğin en önemli tarihî göstergelerinden biridir.
Hacı Zeynelabidin Tağıyev'in adı bu noktada özellikle anılmalıdır.
Bakü'nün büyük hayırseverlerinden Tağıyev, yalnızca Azerbaycan'ın eğitim ve kültür hayatına yaptığı katkılarla değil, Osmanlı coğrafyasındaki Müslümanlara ve Osmanlı Devleti'ne yaptığı yardımlarla da tarihte iz bırakmıştır.
Akademik çalışmalarda Tağıyev'in Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Devleti'ne maddi yardım yaptığı, Edirne'deki Dârü'l-Eytam'a bağışta bulunduğu ve Osmanlı coğrafyasındaki çeşitli yardım faaliyetlerine destek verdiği belirtilmektedir.
Yani Azerbaycan'ın Türkiye'ye uzattığı el, bugün başlamadı.
Daha dünün değil, asırlık bir vefanın adıdır.
MİLLÎ MÜCADELE YILLARINDA BAKÜ'DEN ANKARA'YA
Sonra Anadolu'nun en zor yılları geldi.
İmparatorluk yıkılmış, Anadolu işgal edilmiş, Türk milleti bağımsızlığı için ölüm kalım mücadelesine girişmişti.
İşte o günlerde Azerbaycan Türkleri yine Anadolu'nun yanında durdu.
Azerbaycan Sovyetleşmiş olmasına rağmen Neriman Nerimanov'un Türkiye ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişkileri büyük önem taşıdı.
Nerimanov, dönemin şartları içinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi için çaba gösterdi. Mustafa Kemal Atatürk de Nerimanov'u Rusya ile ilişkiler açısından önemli bir muhatap olarak gördü. Akademik araştırmalar, Nerimanov'un Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerin kurulması sürecinde önemli temaslar yürüttüğünü ortaya koymaktadır.
Bunun yanında Azerbaycan'ın Anadolu'daki Millî Mücadele'ye yönelik maddi ve manevi desteği, iki halk arasındaki dayanışmanın tarihî hafızamızdaki önemli sayfalarından biri oldu.
Çünkü o gün Bakü'deki kardeş, Ankara'daki kardeşinin mücadelesini kendi mücadelesi olarak görüyordu.
Bugün bu tarihi hatırlamak neden önemli?
Çünkü tarih bize şunu söylüyor:
Kardeşlik, iyi günlerde verilen bir söz değil; zor günlerde tutulan bir eldir.
HAYDAR ALİYEV: KARDEŞLİĞİN CÜMLEYE DÖNÜŞEN ADI
Aradan yıllar geçti.
Azerbaycan yeniden bağımsızlığına kavuştu.
Türkiye, bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan'ı tanıyan ilk devlet oldu ve iki ülke 14 Ocak 1992'de diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etti.
İşte bu yeni dönemin en önemli isimlerinden biri hiç kuşkusuz Haydar Aliyev oldu.
Haydar Aliyev, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve kültürel bağı yalnızca bir duygu olarak bırakmadı.
Onu bir devlet politikası hâline getirdi.
Ve tarihe geçen o cümleyi söyledi:
“Bir millet, iki devlet.”
Bu söz, zaman içinde iki ülke arasındaki ilişkilerin en güçlü sembollerinden biri hâline geldi.
Haydar Aliyev'in ortaya koyduğu bu vizyon, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sonraki yıllarda daha kurumsal ve stratejik bir zemine taşınmasının da temel referanslarından biri oldu.
İLHAM ALİYEV DÖNEMİ: KARDEŞLİKTEN STRATEJİK ORTAKLIĞA
Haydar Aliyev'in açtığı yoldan yürüyen İlham Aliyev döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri daha da derinleşti.
Enerji...
Ulaştırma...
Ticaret...
Savunma...
Diplomasi...
Kültür...
Eğitim...
Bütün bu alanlarda iki ülke arasındaki iş birliği genişledi.
2010 yılında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kuruldu.
Ve 15 Haziran 2021...Şuşa…Karabağ'ın sembol şehirlerinden Şuşa'da Türkiye ile Azerbaycan arasında Şuşa Beyannamesi imzalandı.Bu belge, iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıdı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı da Şuşa Beyannamesi ile ilişkilerin müttefiklik seviyesine yükseltildiğini belirtiyor. Beyanname; siyasi, ekonomik, savunma, kültürel, insani, eğitim, sağlık ve diğer birçok alanda iş birliğinin geliştirilmesini öngören kapsamlı bir çerçeve oluşturuyor.
Şuşa Beyannamesi'nin anlamı yalnızca bir diplomatik belge olmasında değildir.
Çünkü o belge, yıllar boyunca büyüyen kardeşliğin devletlerarası ilişkilerde ulaştığı seviyenin de göstergesidir.
Başka bir ifadeyle:
Haydar Aliyev'in sözü, İlham Aliyev döneminde kurumsal bir zemine daha da güçlü biçimde taşınmıştır.
KARABAĞ'DA BİR MİLLETİN SEVİNCİ
Karabağ'ın yaklaşık otuz yıl süren işgal döneminde Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği siyasi destek de bu kardeşliğin önemli bir parçasıdır.
2020'deki 44 günlük Vtan Muharebesi !..Karabağ Zaferi
Türkiye'nin Azerbaycan'a yönelik siyasi desteği, Azerbaycan kamuoyunda da karşılık buldu.
Çünkü burada yalnızca devletlerin ilişkisi yoktu.
Bir milletin diğer milletin sevincini kendi sevinci bilmesi vardı.
Nitekim Şuşa Beyannamesi'nin girişinde de iki ülke halkları arasındaki dostluk ve kardeşliğin yanı sıra ortak tarih ve millî-manevî değerler vurgulanmaktadır.
6 ŞUBAT 2023: KARDEŞLİĞİN ENKAZLARIN ARASINDAKİ HALİ
Ve sonra 6 Şubat 2023...
Türkiye'nin üzerine tarifsiz bir acı çöktü.
Depremin ilk saatlerinde Azerbaycan'dan gelen taziye mesajları kısa süre içinde somut yardımlara dönüştü.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 6 Şubat günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı arayarak Azerbaycan'ın Türkiye'nin yanında olduğunu bildirdi ve 420 kişilik arama-kurtarma ekibinin Türkiye'ye gönderildiğini açıkladı. Yardım malzemelerinin de gönderileceği belirtildi.
Azerbaycanlı arama-kurtarma ekipleri deprem bölgesinde Türk ekipleriyle birlikte çalıştı.
Sağlık çalışanları görev yaptı.
Yardım kampanyaları düzenlendi.
Vatandaşlar, kurumlar ve gönüllüler ellerinden gelen desteği vermeye çalıştı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan açıklamalarda da halkın, şirketlerin, kuruluşların ve gönüllülerin depremzedeler için yardım kampanyalarına katıldığı ifade edildi.
İşte kardeşlik bazen bir diplomatik belgede değil, enkazın başında görünür.
Bazen bir bayrağın yanında dalgalanırken değil, bir enkazın altından bir canı çıkarmaya çalışan insanın ellerinde görünür.
O gün Azerbaycan Türkiye'ye yalnızca yardım göndermedi.
“Senin acın benim acımdır” dedi.
İKİLİ İLİŞKİLER: DUYGUNUN YANINDA DEVLET AKLI
Bugün Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler yalnızca tarihî ve kültürel bağlarla açıklanabilecek bir noktada değildir.
İki ülke arasında siyasi, ekonomik, askerî, enerji, ulaştırma ve kültürel alanlarda kapsamlı iş birlikleri bulunmaktadır.
Türkiye, Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra onu tanıyan ilk devlet olmuştur.
Diplomatik ilişkiler 1992'de yeniden kurulmuş, 2010'da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi oluşturulmuş, 2021'de Şuşa Beyannamesi ile ilişkiler müttefiklik seviyesine yükseltilmiştir.
Dolayısıyla bugün Türkiye-Azerbaycan ilişkileri yalnızca “duygusal kardeşlik” olarak tanımlanamayacak kadar güçlü ve kurumsal bir yapıya sahiptir.
Ama aynı zamanda yalnızca diplomasiye indirgenemeyecek kadar da derindir.
İşin içinde devlet aklı vardır.
İşin içinde millet gönlü vardır.
İkisini birbirinden ayırmadan anlamak gerekir.
Son günlerde veya zaman zaman sosyal medyada iki ülkenin ilişkilerini tartışmaya açan bazı görüntüler, yorumlar ve iddialar dolaşıma giriyor.
Bir ülkenin başka bir ülkeyle diplomatik temasından hareketle bütün bir millete yönelik hüküm vermek...
Bir görüntü üzerinden yılların kardeşliğini sorgulamak...
Bir dış politika tercihinden yola çıkarak iki halkın birbirine olan bağını tartışmaya açmak...
Bunların hepsi bizi aynı yanılgıya götürebilir:
Devletler arası diplomasi ile milletler arası kardeşliği birbirine karıştırmak.
Oysa uluslararası ilişkiler dünyasında devletler kendi güvenliklerini, ekonomik çıkarlarını, bölgesel dengeleri ve diplomatik önceliklerini gözetir.
Bu, kardeşlik duygusunun yok olduğu anlamına gelmez.
Türkiye'nin farklı ülkelerle ilişkileri nasıl Azerbaycan'la kardeşliğini ortadan kaldırmıyorsa, Azerbaycan'ın farklı devletlerle yürüttüğü diplomatik ilişkiler de Türkiye ile arasındaki tarihî bağları tek başına ortadan kaldırmaz.
Bir devletin diplomatik tercihi ile bir milletin gönül bağı aynı terazide tartılmaz.
IĞDIR'DAN BAKINCA BU KARDEŞLİK DAHA DA YAKINDIR
Biz Iğdır'da bunu belki de herkesten daha iyi biliriz.
Çünkü Azerbaycan bize uzak değildir.
Nahçıvan yanı başımızdadır.
Aras gözümüzün önünde akar.
Karşı kıyıda bizimle aynı dili konuşan, aynı kültürden izler taşıyan insanların yaşadığını biliriz.
Bu nedenle Iğdır'dan Azerbaycan'a bakmak başka bir duygudur.
Burada “iki ülke” kelimesinin yanında başka bir kelime daha vardır:
Kardeş.
Aras'ın suyu iki ülkenin topraklarından geçer ama gönüller arasına sınır koymaz.
BİZİM HİKÂYEMİZ BİR SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMINDAN BÜYÜKTÜR
Bizim hikâyemiz Tağıyev'in yardımından geçer.
Neriman Nerimanov'un Millî Mücadele yıllarındaki temaslarından geçer.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Azerbaycan'a ilişkin vefa sözlerinden geçer.
Haydar Aliyev'in “Bir millet, iki devlet” anlayışından geçer.
İlham Aliyev döneminde daha da gelişen stratejik ilişkilerden geçer.
Şuşa Beyannamesi'nden geçer.
Karabağ'dan geçer.
Ve 6 Şubat 2023'te Türkiye'nin enkazlarına koşan Azerbaycanlı kardeşlerin ellerinden geçer.
Böylesine büyük bir tarihi birkaç sosyal medya paylaşımıyla yeniden yazmaya çalışmak mümkün değildir.
Çünkü tarih, algı operasyonlarından daha güçlüdür.
BİZE DÜŞEN KARDEŞLİĞİ KORUMAKTIR
Elbette kardeşlik, her konuda aynı düşünmek değildir.
Elbette iki devletin bütün dış politika tercihlerinin birebir aynı olması da beklenemez.
Devletlerin kendi çıkarları, güvenlik anlayışları ve diplomatik ilişkileri vardır.
Ancak bütün bunların üzerinde halkların ortak tarihi ve kültürel bağları bulunur.
Bizim yapmamız gereken, her görüntüye öfkelenmek değil; önce tarihe bakmaktır.
Her iddiaya inanmak değil; kaynağını araştırmaktır.
Her sosyal medya paylaşımını gerçek kabul etmek değil; aklımızı ve tarih bilincimizi kullanmaktır.
Çünkü kardeşlik, dezenformasyonun insafına bırakılamayacak kadar değerlidir.
SON SÖZ: ARAS AKMAYA DEVAM EDECEK
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağın temelinde;
Geçmiş var.
Vefa var.
Acı var.
Sevinç var.
Şehitler var.
Gaziler var.
Fedakârlık var.
Ve en önemlisi, birbirini zor gününde yalnız bırakmayan iki milletin hafızası var.
Aras akmaya devam edecek.
Bir kıyısında Türkiye olacak.
Diğer kıyısında Azerbaycan...
Ama aynı gökyüzünün altında, aynı tarihin içinden gelen iki kardeş halk yaşamaya devam edecek.
Çünkü bazı sınırlar haritalarda vardır.
Bazı sınırlar ise gönüllerde hiç çizilmez.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sınır da böyledir.
Ve biz ne zaman bu kardeşliği hatırlasak, geçmişten geleceğe aynı cümle yankılanacaktır:
BİR MİLLETİN İKİ SEVDASI: TÜRKİYE VE AZERBAYCAN
BİR MİLLET, İKİ DEVLET.




