Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi
Ganire Paşayeva'nın hayatını düşündüğümde, Türk kadınının tarih boyunca taşıdığı o derin ruhu hatırlıyorum. Türk kadını yalnızca evinin kadını olmamıştır.O, gerektiğinde evladını vatan uğruna askere gönderen annedir.Oğlunu kınalı ellerle uğurlarken gözyaşını içine akıtan Anadolu kadınıdır.“Git oğlum…” der.“Vatan seni bekliyor.”Ve o sözün arkasında dünyanın en büyük fedakârlığı vardır.Türk kadını gerektiğinde cepheye de gitmiştir.
Tomris Hatun'da devlet kuran ve savaşan kadını görürüz.Nene Hatun'da Erzurum'u savunmak için eline silah alan kadını…Kara Fatma'da Millî Mücadele'nin ateşinin içine yürüyen kadını…Azerbaycan coğrafyasının hafızasında Hacer Hanım gibi mücadeleye katılan kadınları…Onların ellerinde kimi zaman kılıç vardı, kimi zaman tüfek, kimi zaman bayrak.Ganire Paşayeva'nın elinde ise kalem vardı.
Ama kalemi de bir silah gibi kullandı. Savaş meydanlarında değil, kürsülerde yürüdü.Cephelerde değil, insanların vicdanlarında mücadele etti.Karabağ'ı anlattı.Azerbaycan'ı anlattı.Türk dünyasını anlattı.Birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin önemini anlattı.Milletvekili oldu.Kitaplar yazdı.
Türk dünyasının farklı coğrafyalarına gitti. İnsanlarla konuştu.Dertlerini dinledi.Ama bütün bunların arkasında tek bir büyük ideal vardı:Kendinden daha büyük bir şeye hizmet etmek.Onun için Azerbaycan yalnızca doğduğu ülke değildi.Türkiye yalnızca başka bir ülke değildi.Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tataristan, Kırım, Doğu Türkistan ve Türk dünyasının diğer coğrafyaları yalnızca harita üzerindeki yerler değildi.
Bunların hepsi onun gönül coğrafyasının parçalarıydı.
Ve Karabağ…
Onun yüreğinde belki de en derin yaraydı. Karabağ'ın acısını yıllarca taşıdı.Kürsülerde anlattı.Toplantılarda anlattı.Yazılarında anlattı.Dünyaya anlattı.Çünkü onun için Karabağ yalnızca bir toprak meselesi değildi.Karabağ, bir annenin gözyaşıydı.Bir çocuğun yarım kalan çocukluğuydu.Bir evin kapısının yıllarca açılamamasıydı.Bir mezarın başında dua edememekti.
Bazı insanlar vardır; öldüklerinde yalnızca bir insan eksilmez hayatımızdan.Bir ses eksilir…Bir heyecan eksilir…Bir güzel yüz, bir güzel söz, bir umut eksilir.Ve aradan yıllar geçse de insan, onların yokluğuna bir türlü alışamaz.Ganire Paşayeva'nın ardından geçen üç yıl da bana bunu düşündürüyor.Üç yıl oldu…Ama sanki daha dün gibi.
Onu bir kürsüde, elindeki mikrofonla heyecanla konuşurken görüyor gibiyiz. Türk dünyasından söz ederken sesine yerleşen coşkuyu, Karabağ'ın adını söylerken yüzündeki ciddiyeti, Türkiye'den bahsederken duyduğu kardeşlik duygusunu hâlâ hatırlıyoruz.
Bazı insanlar vardır, aramızdan ayrıldıktan sonra susmaz.
Çünkü bıraktıkları sözler konuşmaya devam eder.
Ganire Paşayeva da böyle bir insandı.
Onun ardından bugün yalnızca bir siyasetçiyi değil; Azerbaycan'a, Karabağ'a, Türkiye'ye ve bütün Türk dünyasına gönül vermiş bir Türk kadınını anıyoruz.
Ganire Paşayeva 48 yıllık ömrüne birçok hayat sığdırdı.
Azerbaycan Tıp Üniversitesi Pediatri Fakültesini bitirdi. Ardından Bakü Devlet Üniversitesi Uluslararası Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Gazetecilik yaptı, milletvekili oldu, kitaplar ve makaleler yazdı.
Fakat onu anlatmak için bu unvanlar yeterli değildir.
Çünkü Ganire Paşayeva'nın asıl kimliği, inandığı değerlere duyduğu bağlılıktı.
O, Türk dünyasını yalnızca bir coğrafya olarak görmedi.
Onun için Türk dünyası ortak bir tarih, ortak bir kültür ve geleceğe uzanan büyük bir gönül coğrafyasıydı.
Bu yüzden ömrü boyunca Türk dünyasının birlik ve beraberliğini savundu.
Türkiye'nin güçlü olmasının Türk dünyasının da gücü olduğuna inandı.
Ve bütün bunları yalnızca kürsülerden söylemedi; yazdı, anlattı, gezdi, insanlarla buluştu.
Fakat onun yüreğinde ayrı bir yer tutan bir kelime vardı:Karabağ.Karabağ onun için yalnızca bir toprak değildi.Bir özlemdi.Bir yaraydı.Bir milletin yıllarca taşıdığı hasretti.Bu nedenle Karabağ'ın acısını yıllarca anlattı. Azerbaycan'ın haklılığını savundu. Dünyanın farklı platformlarında Karabağ'ın adını duyurmaya çalıştı.Ve hayatın ona verdiği en büyük teselli belki de şu oldu:Yıllarca uğruna mücadele ettiği Karabağ'ın kurtuluşunu görebildi.Hasta yatağında bunu görmek, onun için belki de hayatının son büyük huzuruydu.Yıllarca taşıdığı bir yükün hafiflediğini düşünün.Yıllarca kurduğu bir hayalin gerçeğe dönüştüğünü…Belki gözlerini kapatırken yüreğinde şu duygu vardı:“Artık gözüm arkada değil.”28 Eylül 2023'te aramızdan ayrıldı.
Ganire Paşayeva'nın elinde ise silah yoktu. Onun silahı kalemiydi.Onun cephesi kürsülerdi.Onun mücadelesi fikirlerleydi.Kalemiyle Azerbaycan'ı anlattı.Kalemiyle Karabağ'ı anlattı.Kalemiyle Türk dünyasının geleceğini savundu.Ve bunu yaparken yalnızca konuşmadı; insanlara dokundu.
Belki onun insan tarafını anlatan en güzel örneklerden biri de 2012 yılında Somali'ye gönderilen tıbbi yardım heyetinde yer almasıydı.
Doktorluk eğitimi almıştı.Ama doktorluğu yalnızca bir diploma olarak taşımadı.İnsanların acısına duyarsız kalmadı.Dünyanın başka bir köşesinde açlık ve hastalıkla mücadele eden insanlara yardım götüren heyetin içinde yer aldı.Bu da bize Ganire Paşayeva'nın dünyasını anlatıyor:Milletini severken insanlığı unutmayan bir anlayış.
Bugün, ölümünün üçüncü yılında onu anarken aslında bir soruyu da kendimize sormalıyız:
İnsan bu dünyadan geriye ne bırakır?Mal mı?Makam mı?Şöhret mi?Bunların hepsi zamanla unutulabilir.Ama güzel bir söz…Bir insanın kalbine dokunmak…Bir davaya hizmet etmek…Bir gençte umut uyandırmak…Bunlar kalır.Ganire Paşayeva'nın geride bıraktığı miras da budur.
Üç yıl geçti.
Ama bazı insanlar için üç yıl çok uzun değildir.
Çünkü özlemek takvimle ölçülmez.
Bir gün Azerbaycan bayrağını görürsünüz, onu hatırlarsınız.
Karabağ'ın adını duyarsınız, onu hatırlarsınız.
Türk dünyası üzerine bir konuşma dinlersiniz, onun sesi kulaklarınızda çınlar.
Ve içinizden sessizce:
“Ganire Hanım şimdi burada olsaydı…”dersiniz.İşte bugün biz de onu böyle anıyoruz.Bir milletvekili olarak değil yalnızca…Bir doktor, hukukçu, gazeteci ve yazar olarak da değil…Yüreğini bir davaya adamış güzel bir insan olarak.Ganire Hanım…Sen Karabağ'ın özgürlüğünü gördün.Belki de hayatın sana verdiği en güzel armağan buydu.Yıllarca özlediğin topraklarda Azerbaycan bayrağının dalgalandığını gördün.Sonra sessizce gittin.Aradan üç yıl geçti.Biz hâlâ seni konuşuyoruz.Hâlâ seni özlüyoruz.Hâlâ sesini hatırlıyoruz.Demek ki bazı insanlar, aramızdan ayrıldıkları gün ölmezler.
Onlar, insanların kalbinden çıktıkları gün ölürler.Sen ise hâlâ kalbimizdesin.Öyleyse rahat uyu Ganire Hanım.Karabağ artık seni beklemiyor.Senin özlediğin Karabağ özgür.Azerbaycan bayrağı orada dalgalanıyor.Ve senin adına söylenecek en güzel söz belki de budur:Sen mücadele ettin, inandın, bekledin ve görmek istediğin günü gördün.Şimdi bize düşen, senin bıraktığın güzel mirası yaşatmak.
Seni sevgiyle, özlemle ve rahmetle anıyoruz.
Üç yıl geçti Ganire Hanım…
Ama sen hâlâ bizimlesin.
Çünkü bazı insanlar dünyadan göçer;
ama gönüllerden göçmez.
Ruhun şad olsun Ganire Paşayeva.
İyi ki yaşadın, iyi ki bu dünyadan geçtin ve bize unutamayacağımız bir iz bıraktın.





