Videoda Hasan Akan’ın bir şoförle tartıştığı ve öfkesini dizginleyemediği görülüyor. Çünkü karşısındaki şoförün tavırları, başına buyruk hareketleri ve tırın çekicisini kendi inisiyatifiyle kullanması, doğal olarak firma sahibinin tepki göstermesine neden olmuştur.
Kadın şoför ve aynı zamanda sosyal medya fenomeni olan Sena Gürsoy ise gece saat 02.00’de garaja geldiğini, dorseyi bırakıp çekiciyle dinlenmeye gittiğini ve öğleden sonra saat 17.00’de geri döndüğünü beyan ediyor.
Yani garajdan çıkışı ile dönüşü arasında yaklaşık 14 saatlik bir süre bulunuyor. Bu durum, takograf dinlenme süreleriyle de örtüşmüyor. Ayrıca firma sahibinin gün içerisinde kendisini defalarca aramasına rağmen telefona cevap vermediği, firma sahibiyle ciddiyetsiz bir üslupla konuştuğu ve sonrasında yaşanan tartışmayı görüntüleyerek sosyal medya hesabında paylaştığı görüldü.
Gerek sosyal medyada gerekse televizyon ekranlarında yapılan haberlere bakınca şunu bir kez daha anladım:
Birincisi, ülkemizde işveren peşinen suçlu ilan edilmemelidir.
İkincisi, bir kişi sırf kadın olduğu için otomatik olarak haklı kabul edilmemelidir. Kim bilir olayın perde arkasında neler yaşanmıştır? Sadece bir tarafın beyanıyla insanları ya da kurumları linç etmeye kalkışmak hangi hukuka, hangi vicdana ve hangi ahlaka sığar?
Bu tür olaylarda gerçeğin ortaya çıkacağı yer sosyal medya değil, gerektiğinde yargıdır.
Elbette keşke böyle bir hadise hiç yaşanmasaydı. Ancak Iğdır’ın saygın firmalarından biri olan ve bünyesinde yaklaşık 1.000 kişiyi istihdam eden bir şirketi, olayın tüm yönleri ortaya çıkmadan yaftalamak ve haksız şekilde eleştirmek doğru değildir.
Bak güzel kardeşim; emekçisin, emeğine saygı duyarım. Ama hiç kimsenin insanları aptal yerine koymaya, karşısındakini aşağılamaya ya da bir firmanın tır çekicisini taksi gibi kullanmaya hakkı yoktur. Firma sahibinin tepkisi de zaten bu nedenledir.
Olayı farklı boyutlara çekerek insanları ve kurumları karalamak doğru değildir.





