Iğdır’ın tarihini, örf ve adetlerini, köylerini, geleneklerini, manilerini; kısacası A’dan Z’ye ne ararsanız bulabileceğiniz, adeta tapu niteliğindeki önemli eser okuyucusuyla buluştu.

Ziya Zakir Acar’ın kaleme aldığı 27. kitabı olan “Her Yönüyle Iğdır” isimli eserini imzalayarak gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Cabbar Şıktaş’a hediye etti.

ALAGÖZ HOLDİNG IĞDIR FK ALTYAPI SEÇMELERİNE REKOR KATILIM
ALAGÖZ HOLDİNG IĞDIR FK ALTYAPI SEÇMELERİNE REKOR KATILIM
İçeriği Görüntüle

Araştırmacı yazar Ziya Zakir Acar, kaleme aldığı bu muhteşem eserin ön sözünde şu ifadelere yer verdi:

Iğdır, Ağrı Dağları ve Aras Vadisi arasına yayılmış bir Kent! "Sakinleşmiş ve durulmuş sakin mizaçlı iki kardeş "Büyük ve Küçük Ağrı Dağı"!

Yemyeşil bir coğrafya, Türkiye'nin en yüksek Dağı, "Ağrı Dağı" Cennetten doğduğu rivayet edilen bir nehir "Aras"; irili ufaklı dereler, çaylar, sisli sarp dağlar, bunların arasına serpilmiş tarihi dokular şehri Iğdır!

Bir parça huzur ve nefis gün gün doğumları ve gün batımlarını arayanlar için bir Kent!

Hafif esen rüzgârda Ağrı doruklarından kokusu ciğerlerine işlediği dağ çiçekleri, Hazar'a doğru mavi yolculuk geleneğinin başladığı Aras!

Etrafı dağlarla çevrili geniş bir düzlük içerisinde bulunan Iğdır, değişken topografik yapısıyla sürprizi bol bir coğrafyaya sahip. Kuzeyde Ermenistan sınırlarındaki Elegez Dağı (Alagöz, 4.058 metre), güneyde ise Karasu-Aras sıradağları ile Büyük ve Küçük Ağrı dağlarının çevrelediği bu geniş alan, farklı arazi yapısıyla dikkat çekiyor. Kuzeyindeki Aras Nehri'nin hayat verdiği Iğdır Ovası'nda meyve bahçeleri ve tarım alanlarının yeşilliği hâkimken, güneydeki yükseltiler bembeyaz karlı doruklarıyla ovayı gölgelendiriyor. Dağlarla ovalık bölüm arasındaki alan ise derin vadiler, akarsular, mevsimlik göletler, volkanik taşlaşmış lav akıntısı ve Kapadokya'yı anımsatan doğal oluşumlarla farklı bir görüntü sergiliyor. Aralık ve Karakoyunlu ilçelerinin güneyinde kalan Ağrı Dağı'nın etekleri, siyah rengin hâkim olduğu lav akıntısı ve taşlaşmış maden cürufuyla bezeliyken, merkez ilçe ile Tuzluca'nın güneyi pembe, kahverengi, beyaz ve yeşilin tonlarından oluşan bir renk harmonisine sahip toprak yapısıyla karşılıyor konuklarını.

İnsanda milli tarih duygusu gelişip de mazinin karanlıklarındaki varlıkları görme kudreti arttıkça: üzerine bugün sere-serpe yaşadığımız bu mübarek toprakların yüzyıllar boyunca atalarımızın kanıyla yoğrula yoğrula nasıl vatan olduğunu kavraması ve milli dost ile düşmana gönül gözüyle bakması da o nispette kuvvetleniyor. İşte bu milli terbiye ve duyguyu gençlerimizde geliştirmek için her türlü imkânımı kullanarak aktarmayı bir görev bildim.

Iğdır İl'inin ilk kurulduğu yer, Büyük Ağrı Dağı'nın kuzey yamaçlarında bulunan "Korhan Yaylası" olarak adlandırılan Korhan/Korkan veya Iğdır Kalesi olarak anılan yerdir. 1640 Yılında meydana gelen depremde kalenin ve çevresinin yıkılması nedeniyle burası terk edilerek şimdiki şehir kurulmuştur.

Iğdır İlini de içine alan Sürmeli Çukurunda meskûn olan Türkler, Selçuklu Türkmenlerinin gelişiyle hareketlenmiş ve bölge Orta Asya'dan yeni gelen Türk boyları için cazip bir yerleşim haline gelmiştir. Iğdır Ovası'nın da içinde bulunduğu Sa'd Çukuru ve çevresi 1238-1256 yılları arasında Çingizlilerin, 1256-1355 yılları arasında da İlhanlıların hâkimiyetinde kalmış ve bu dönemlerde bölgede Türk yerleşimi oldukça güçlenmiştir. İlhanlılar devrinde Ağrı Dağı ve Sürmeli Çukuru; "Aladağ Sancağı" adıyla bir yaylak merkezi sayılmıştır.

1404 yılında Sürmeli Çukurundaki eski bir kaleye adlarını verecek kadar çoğalan ve yerleşik bir yaşantıya geçtikleri anlaşılan Iğdır, Oğuzların yirmi dört boyundan yirmi birincisi sayılan Üç

Oğuzlardan, Üç Ok koluna dâhil bir boyun adıdır.

Iğdır (Sürmeli Çukuru) 1469 yılında Akkoyunlu Devleti'nin hâkimiyeti altına girmiştir. Bu tarihten sonra Sürmeli Çukuru ve Iğdır Ovası'nı tamamen kontrolü altına alan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, bu bölgeyi kendine kışlak merkezi yapmıştır.

Ertuğrul ve Dündar Alp, dört yüz çadır halkı ile Aras boylarında kalmışlar ve Sürmeli Çukuru ile Pasin bölgesinde yasamaya devam etmişlerdir.'

Kayıların Sürmeli Çukurunda yıllarca kaldıklarını ve Ertuğrul'un küçük oğlu Osman'ın da Sürmeli Çukurunda doğmuştur.

Konargöçer ve büyük sürüler besleyen Türkmenler, dağlarda ve ovalarda kalabalık olarak yasamışlardır. 1583 yılında Revan (Erivan), Osmanlı egemenliğine girmistir. Bugünkü Iğdır, Tuzluca, Karakoyunlu ve Aralık yerleşim merkezlerinin yönetim sınırları içinde kalan bölge "Aralık Kazası" adıyla yeni Osmanlı Devleti'ne bağlandığını, Revan Eyaleti Tahrir Defterlerinden anlıyoruz.

1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Revan (Erivan) İran'da kalmak üzere, Aras'ın güneyi Osmanlılara verilmiştir. 1722 yılında Safevi Devleti'nin yıkılmasından sonra

Revan Eyaleti Tahrir Defterlerinde Aralık Kazasının; merkez, Iğdır ve Sürmeli adıyla üç nahiyeli yönetim birimine ayrıldığı belirtilmiştir. Sürmeli Çukuru (Iğdır), 1736 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İranlılar arasında imzalanan İstanbul Antlaşması sonucu Revan (Erivan) ile birlikte İranlılara bırakılmıştır. 1827 yılında Revan (Erivan) Hanlığını yıkan Ruslar, bölgeyi işgal ederek, Kağızman ve Beyazıt sancaklarına komşu olan ovanın bütününü "Surmalu Sancağı" adıyla bir yönetim bölgesi yaparak, 1917 yılına kadar yönetmişlerdir.

Yönetim örgütü bakımından Sürmeli Sancağı Iğdır, Aralık ve Tuzluca olmak üzere üç "kaza yönetim birimi" ne ayrılmış ise de teşkilat ve gücü Iğdır'da toplamışlardır.

1917 Ekim Devrimi'nden sonra Rusların bölgeden çekilmeleri sonucu oluşan otorite boşluğundan dolayı Ermeni çeteleri, bölgedeki Türk nüfusu üzerinde baskı ve zulüm uygulamaya başlamış ve bu yörelerden Türk nüfusunun büyük bir kısmı göç etmek zorunda kalmıştır. 18 Mart 1918'de Ermeniler 'in tecavüz ve katliamlarında binlerce Müslüman ahali yok edilmiştir. Halkın kendini koruması için silahlı birlikler kurulmuş ve milli mücadeleye girişilerek korumasız ahaliyi savunmaya başlamışlardır.

23 Nisan 1920'de TBMM.'nin açılmasıyla, tüm yurtta olduğu gibi bu bölgede de halkın morali yükselmiş ve Ermeni çetelerinin saldırıları karşısında mukavemet göstermişlerdir. Sark Cephesi Komutanı olan Kazım Karabekir Pasa, 28.05.1920'de başlattığı harekâtla Sarıkamış, Göle, Kağızmanı alarak 4 Ekim 1920'de Tuzluca (Kulp)yi Ermeni çetelerinden kurtararak Iğdır önlerine kadar gelmiştir. 30 Ekim 1920'de Türk Ordusu Kars'ı almış, Kazım Karabekir Pasa 07.11.1920'de Gümrü'ye girerek, burada karargâhını kurmuştur. Cavit Pasa komutasındaki 2.Tümen, Iğdır'a yürüyerek 12 Kasım 1920 sabahı Iğdır'a girmiş ve böylece bölge anavatan topraklarına katılmıştır.

3 Aralık 1920'de imzalanan Gümrü Antlaşması neticesinde, Gümrü (Arpaçay'ın kuzeyi) Ruslara verilmiş, Sürmeli Çukuru (Tuzluca, Iğdır, Aralık) Türkiye'ye bırakılarak Nahcivan Azerbaycan'a bağlı muhtar cumhuriyet olmuştur.2

Cumhuriyetin ilanından hemen sonra yürürlüğe giren 1924 Anayasası, memleket yönetiminde yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye göre ülkemiz yönetim organizasyonu bakımından il, ilçe, bucak ve köy yönetim birimlerine ayrılmıştır. Bu düzenleme uyarınca Iğdır bir "nahiye merkezi" sekline getirilerek "Beyazıt Valiliği'ne bağlanmıştır. Ancak 1934 yılındaki düzeltmelerle Beyazıt Valiliği Ağrıya bağlanınca, Iğdır ilçe yapılarak Kars iline bağlanmıştır. Aralık, 1960 yılına kadar Iğdır'a bağlı bir "bucak yönetimi birimi" iken bu tarihte "ilçe yerleşim merkezi" sekline getirilmiştir.

Kars iline bağlı bir ilçe iken, ekonomik, sosyal ve stratejik özellikleri dikkate alınarak 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanun hükmünde kararname ile Türkiye'nin 76. ili olmuştur.

Tarih boyunca medeniyetlerin geçiş noktası, kültürlerin kavşak yeri olan Iğdır; yalnızca coğrafi konumuyla değil, aynı zamanda tarihî, kültürel, sosyal ve ekonomik zenginlikleriyle de dikkat çekmektedir. Bu kitap, "Her Yönüyle Iğdır" başlığı altında, şehrin sahip olduğu değerleri bütüncül bir bakış açısıyla ele almayı amaçlamaktadır.

Çalışma boyunca Iğdır'ın tarihsel geçmişinden günümüzdeki gelişimine, kültürel mirasından doğal güzelliklerine, tarım ve ekonomisinden eğitim ve sosyal yapısına kadar pek çok yön ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bu kapsamlı yaklaşım, hem akademik bir kaynak hem de Iğdır'ı tanımak isteyen araştırmacılar, öğrenciler ve meraklı okuyucular için yol gösterici bir nitelik taşımaktadır.

Kitabın hazırlanış sürecinde titiz bir araştırma, kapsamlı bir literatür taraması ve yerel gözlemlerden elde edilen veriler bir araya getirilmiştir. Amaç, Iğdır'ın sahip olduğu değerleri kayıt altına almak, gelecek kuşaklara aktarmak ve bu değerlerin daha geniş kitleler tarafından bilinmesine katkıda bulunmaktır. Bu kitabı hazırlarken merkez ilçe köyleri, diğer üç ilçe ve köylerini tek tek anlatılmaya çalışılmıştır.

Muhabir: Ali Polat