“ Iğdır spor şehrin sosyal hayatının parçası olmalı. Bunun için kulübün; okullarla, üniversiteyle, belediyeyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, esnafla ve yerel medya ile daha güçlü ilişkiler kurması önemli. Ama burada mesele yalnızca etkinlik sayısını artırmak değil. İlişkinin samimi olması. Çünkü insan samimiyeti hisseder. Bir kulübün halkla ilişkileri sadece afişlerden ve sosyal medya paylaşımlarından ibaret kalmamalı.”

Sözer AKYILDIRIM

Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi

Bir stadyum düşünün…

Sahada futbolcular mücadele ediyor. Formanın üzerinde bir şehrin adı yazıyor. O şehir için ter dökülüyor, kazanmak için mücadele ediliyor.

Ama tribünler yeterince dolu değil.

İşte insanı asıl düşündüren görüntü budur.

Çünkü futbol yalnızca sahada oynanmaz.

Futbol biraz da tribünde, biraz sokakta, biraz çocukların gözlerinde, biraz da şehrin kalbinde oynanır.

Bir futbol takımı ne zaman gerçekten şehrin takımı olur?

Ne zaman bir çocuk formasını giydiğinde yalnızca bir futbolcunun formasını değil, kendi şehrinin rengini taşıdığını hisseder?

Ne zaman bir baba oğlunun elinden tutup stada gider ve “Bugün bizim takımın maçı var” der?

İşte Iğdır spor'un önündeki asıl mesele biraz da budur.

Iğdır spor'un başarı hikâyesi zaten var

Iğdır spor'un amatör liglerden başlayıp kısa bir zaman içerisinde 1. Lig'e yükselmesi önemli bir başarıdır.

Bu yolculukta futbolcuların, teknik ekiplerin, yöneticilerin ve kulübe destek verenlerin emeği vardır.

Başkan Cantürk Alagöz'ün desteğiyle Iğdır futbolu kısa sürede önemli bir noktaya ulaşmış ve Iğdır'ın adı Türkiye futbolunun önemli organizasyonlarından birinde duyulur hâle gelmiştir.

Bugün Iğdır spor yalnızca futbol oynamıyor.

Bir anlamda Iğdır'ın adını da taşıyor.

Fakat sportif başarıyla toplumsal aidiyet her zaman aynı hızda gelişmeyebilir.

Sahadaki başarı bir kulübü yükseltir.

Şehirle kurulan gönül bağı ise onu yaşatır.

Iğdır spor'un bundan sonraki hedeflerinden biri de bu bağı güçlendirmek olmalıdır.

Türkiye'deki bazı tribünler bize önemli şeyler anlatıyor

Eskişehirspor bunun en güzel örneklerinden biridir.

Bugün alt liglerde mücadele etmesine rağmen Eskişehirspor tribünleri binlerce insanı bir araya getirebiliyor. Çünkü Eskişehirspor sadece bir futbol kulübü değildir. O takımın içinde insanların çocukluğu vardır. Gençliği vardır.Mahallesi vardır.Arkadaşlıkları vardır.Ailesi vardır.Hatıraları vardır.İnsanlar bazen bir takımı bulunduğu lig için değil, hayatlarının bir parçası olduğu için destekler.

Göztepe'de de benzer bir şehir aidiyeti görmek mümkün.

Gürsel Aksel Stadı'nda oluşan atmosfer, futbolun yalnızca 90 dakikalık bir müsabaka olmadığını gösteriyor.

Karşıyaka da uzun yıllara yayılan kulüp ve taraftar kültürüyle İzmir'in futbol hafızasının önemli parçalarından biridir.

Bu örneklerin her birinin kendi tarihsel ve sosyal koşulları vardır. Dolayısıyla Iğdır'ın birebir aynı modeli kopyalaması beklenemez.

Ama ortak bir ders çıkarılabilir:

Taraftarlık yalnızca başarıyla satın alınmaz; zaman içinde yaşanarak, paylaşarak ve aidiyet oluşturarak büyür.

Belki Iğdır spor'un eksiği taraftar değil, temas

Burada hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir nokta var. Bir kulüp, halkıyla ne kadar temas ederse o kadar tanınır.Tanındıkça sevilir.Sevildikçe sahiplenilir.Sahiplenildikçe tribünlere taşınır.Bu nedenle Iğdır spor'un şehrin içine daha fazla girmesi gerektiğini düşünüyorum.Futbolcular okullara gitmeli.Çocuklarla buluşmalı.Liselerde ve üniversitede söyleşilere katılmalı.Gençlerin sorularını dinlemeli.Onlara sporun, disiplinin ve sağlıklı yaşamın önemini anlatmalı.Çevre temizliği kampanyalarında yer almalı.Yeşil alanların korunmasına destek vermeli.Köy okullarını ziyaret etmeli.Dezavantajlı çocukları maçlara davet etmeli.Bazen bir hastanın kapısını çalmalı.Bazen yaşlı bir Iğdırlının elini tutmalı.Bunlar ilk bakışta futbolun dışında işler gibi görülebilir.Oysa tam tersine…Bunlar futbolun insanla buluştuğu anlardır.

Taraftarlık çağrıyla değil, hatıralarla büyür

Bir çocuğun okuluna Iğdır spor futbolcusu geldiğini düşünelim.Çocuk futbolcunun formasını imzalatıyor.Fotoğraf çektiriyor.Onunla birkaç dakika sohbet ediyor.Belki o çocuk o gün takımın taraftarı oluyor.Belki yıllar sonra hâlâ o fotoğrafı saklıyor.Belki büyüdüğünde kendi çocuğunu Iğdır spor maçına götürüyor.

İşte bir kulübün geleceği bazen böyle küçük görünen anlarda kuruluyor. Taraftarlık “Haydi stada gelin” demekle başlamıyor. Önce bir hatıra gerekiyor.Sonra bir bağ.Sonra sevgi.Sonra aidiyet.Ve nihayet tribün…

Iğdır'a gelen rakip aslında şehrin misafiridir

Futbolun bir başka imkânı da burada ortaya çıkıyor.

Iğdır'a her hafta başka şehirlerden futbolcular, yöneticiler ve taraftarlar geliyor.

Onları yalnızca rakip olarak değil, aynı zamanda Iğdır'ın misafiri olarak karşılamak mümkün.

Gelen taraftarlara Iğdır'ın tarihi ve kültürü tanıtılabilir.

Aras Nehri'nden Ağrı Dağı'na, Tuzluca'dan yerel mutfağa kadar şehrin değerleri anlatılabilir.

Konuk takım taraftarlarının Iğdır'dan güzel anılarla ayrılması sağlanabilir.

Çünkü bugün futbol, sadece spor değildir.

Aynı zamanda sosyal iletişimdir.

Ekonomidir.

Turizmdir.

Şehir tanıtımıdır.

Iğdır gibi sınırları, tarihi ve coğrafi özellikleri bakımından özel bir konuma sahip olan bir şehir için futbol, bu potansiyelin görünür hâle getirilmesinde önemli bir araç olabilir.

Bir maç için gelen insan belki ertesi yıl Iğdır'a yeniden gelir.

Belki ailesini getirir.

Belki arkadaşlarına anlatır.

Bir futbol karşılaşması, şehrin kapısını dışarıya açan küçük bir pencereye dönüşebilir.

Iğdır spor şehrin sosyal hayatının parçası olmalı. Bunun için kulübün; okullarla, üniversiteyle, belediyeyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, esnafla ve yerel medya ile daha güçlü ilişkiler kurması önemli. Ama burada mesele yalnızca etkinlik sayısını artırmak değil. İlişkinin samimi olması. Çünkü insan samimiyeti hisseder. Bir kulübün halkla ilişkileri sadece afişlerden ve sosyal medya paylaşımlarından ibaret kalmamalı.

Halkla ilişki, halkla temas hâline gelmeli. Birlikte yürümek…Birlikte çevre temizliği yapmak…Birlikte konuşmak…Birlikte gülmek…Birlikte üzülmek…Ve elbette birlikte kazanmak.İşte şehir aidiyeti böyle oluşur.

Belki de tribünlerin değil, gönüllerin dolması gerekiyor

Boş tribünlere baktığımızda hemen “Neden insanlar gelmiyor?” diye sormak kolay.

Ama belki daha doğru soru şu:

“Biz insanlara Iğdır spor'u sevmeleri için ne kadar fırsat veriyoruz?” Bu soru suçlayıcı değildir.Aksine umut taşır.Çünkü değiştirilebilir.Bir kulüp halkına daha fazla ulaşabilir.Bir taraftar kulübüne daha fazla yaklaşabilir.Bir okul kapısını açabilir.Bir futbolcu bir çocuğun elini tutabilir.Bir esnaf dükkânına Iğdır spor bayrağı asabilir.Bir baba oğlunu maça götürebilir.Ve bütün bunlar birleştiğinde, tribünler yavaş yavaş dolabilir.

Şimdi sıra gönül hikâyesinde

Iğdır spor'un sportif başarı hikâyesi yazılıyor.

Vali Yardımcısı Yılmaz’dan Rektör Gürel’e Ziyaret
Vali Yardımcısı Yılmaz’dan Rektör Gürel’e Ziyaret
İçeriği Görüntüle

Amatör liglerden 1. Lig'e uzanan bir yolculuk kolay gerçekleşmedi.

Şimdi sıra ikinci hikâyeyi yazmakta:

Iğdır spor'un Iğdır'la kuracağı gönül hikâyesini.

Bu hikâyenin kahramanları yalnızca futbolcular olmayacak. Çocuklar olacak. Gençler olacak.Anne ve babalar olacak.Esnaf olacak.Öğretmenler olacak.Üniversite öğrencileri olacak.Taraftar olacak.Ve bütün bir Iğdır olacak.

Belki bir gün Iğdır Şehir Stadı'nın tribünlerine baktığımızda yalnızca futbolseverleri değil, kendi şehrinin hikâyesine sahip çıkan bir halkı göreceğiz.

O zaman Iğdır spor yalnızca 1. Lig'de mücadele eden bir futbol takımı olmayacak.

Iğdır'ın ortak değeri olacak.

Çünkü bir futbol kulübünü büyük yapan yalnızca kazandığı maçlar değildir. Bazen bir çocuğun gözlerindeki heyecandır. Bazen bir babanın oğlunun elinden tutup stada gelmesidir. Bazen bir şehrin aynı renkler altında buluşmasıdır.Ve bazen…bir şehrin kendi takımına “bizim takımımız” diyebilmesidir.Iğdır spor'un tribünlere ihtiyacı var.Ama ondan önce…Iğdır spor'un Iğdır'ın kalbine biraz daha dokunmaya ihtiyacı var.Gerisi zaten gelecektir.

Muhabir: Haber Merkezi