Tarımın yerel ekonomi ve geçim kaynakları açısından önemli bir yer tuttuğu Iğdır’da suyun verimli kullanılması, toprağın korunması ve değişen iklim koşullarına uyum sağlanması büyük önem taşıyor. Yağış düzenindeki değişimler, artan sıcaklıklar ve su kaynakları üzerindeki baskılar, tarımsal üretimin geleceği açısından dikkatle ele alınması gereken başlıklar arasında. Bu nedenle iklim değişikliği, yalnızca çevreyi ilgilendiren bir mesele değil; üreticiden esnafa, gençlerden gelecek kuşaklara kadar toplumun tamamını ilgilendiren ortak bir sorumluluk.
Bu gündem, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP31’e giden süreçte daha da önem kazanıyor. Uluslararası iklim görüşmelerinde alınacak kararlar kadar, bu kararların şehirlerde ve yerel topluluklarda nasıl karşılık bulacağı da belirleyici. Çünkü iklim değişikliği küresel bir sorun olsa da etkileri yerel koşullarda hissediliyor; çözüm yolları da her bölgenin ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilmeli.
Iğdır’ın iklim mücadelesinde gençlere de önemli bir rol düşüyor. Üniversite öğrencileri, gençlik toplulukları ve gönüllüler; yaşadıkları çevredeki sorunları görünür kılabilir, sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturabilir ve yerel çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkı sunabilir. Gençlerin yalnızca geleceğin karar vericileri olarak değil, bugünün çözüm ortakları olarak görülmesi gerekiyor.
Sürdürülebilir Yeşil Gelecek Derneği (SYGD) tarafından yürütülen Küresel Gençlik Ağı, bu anlayışla gençlerin yerel deneyimlerini küresel iklim gündemiyle buluşturmayı hedefliyor. Nisan 2026’da 20’den fazla ülkeden gençlere ulaşan ağın, COP31’e doğru Türkiye’nin 12 proje bölgesinden gençleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi amaçlanıyor. 11-14 Kasım 2026 tarihlerinde çevrim içi gerçekleştirilecek COP31 Küresel Güney ve Gençlik İklim Diplomasisi Forumu da bu sürecin önemli adımlarından biri.
“Burayı Seviyor musun? – COP31’e Doğru Küresel Sesler” çalışması ise gençlerin yaşadıkları yerleri, çevresel sorunları ve gelecek için geliştirdikleri önerileri görünür kılmayı amaçlıyor. Iğdır gibi tarımın, su kaynaklarının ve doğal çevrenin önemli olduğu şehirlerde yerel deneyimlerin paylaşılması, iklim gündeminin günlük yaşamla ilişkilendirilmesine katkı sağlayabilir.
Peki, Iğdır’da iklim mücadelesi nereden başlamalı? Suyun bilinçli kullanılması, tarımsal sulamada verimliliğin artırılması, atıkların azaltılması, yeşil alanların korunması ve çevre bilincinin yaygınlaştırılması bu sorunun önemli yanıtları arasında. Yerel yönetimlerin, üreticilerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların birlikte hareket etmesi, daha kalıcı çözümlerin geliştirilmesini sağlayabilir.
COP31’e giden süreç bize şunu hatırlatıyor: İklim mücadelesi yalnızca uluslararası toplantılarda alınan kararlarla sınırlı kalmamalı. Iğdır’ın tarlalarında, kayısı bahçelerinde, mahallelerinde ve gençlerin fikirlerinde de karşılık bulmalı.
Çünkü Iğdır’ın doğal zenginliklerini korumak, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da düşünmek demektir. Daha yaşanabilir bir gelecek için atılacak her adım, yaşadığımız yere sahip çıkmakla başlar.



