Yoksa baskı kurmak gerçekten korumak mıdır?
Gerek evde, gerek okulda… Hepimizin isteği aynı: Çocuklarımız güvende olsun. Doğruyu bilsin, yanlıştan uzak dursun, hayatta sağlam adımlarla yürüsün. Bunun için de onlara rehberlik etmek isteriz. Ama şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Biz gerçekten rehber mi oluyoruz, yoksa farkında olmadan baskı mı kuruyoruz?
Çocuk ilk ve en güçlü eğitimini ailesinden alır. Çünkü çocuk bir aynadır. Evde gördüğünü, duyduğunu, hissettiğini dışarıya yansıtır. Eğer bir çocuk aile içinde fikirlerine saygı duyulan, söz hakkı olan bir bireyse; toplum içinde de kendini ifade edebilen, özgür düşünebilen biri olur. Ama sürekli susturulan, “Ben ne dersem o” cümlesiyle büyüyen bir çocuk; zamanla çekimser, korkan ve özgüveni zedelenmiş birine dönüşebilir.
İşte tam da burada o ince çizgi başlıyor.
Otorite ile baskı arasındaki farkı çoğu zaman karıştırıyoruz. Çocuğu koruyalım derken kontrol etmeye çalışıyoruz. Doğruyu gösterelim derken kendi doğrularımızı dayatıyoruz. Ve fark etmeden gözlerinde güven yerine korku birikiyor. Oysa otorite; sınır koymaktır ama susturmak değildir. Yol göstermektir ama ezmek değildir. “Benim dediğimi yapacaksın” demek yerine, “Yanlışını birlikte düzeltebiliriz” diyebilmektir.
Gerçek otorite, çocuğun karakterini bastırmaz; onu güçlendirir. Baskı ise sessizlik üretir.
Ailesi tarafından saygı gören bir çocuk, başkasına da saygı duymayı öğrenir. Korkuyla değil, güvenle büyüyen bir çocuk kendi ayakları üzerinde durabilir. Çünkü bilir ki hata yaptığında cezalandırılmayacak, anlaşılacaktır. Toplumun geleceği olan çocukları korkuyla değil, güvenle büyütmek bizim elimizde.
Önemli olan o ince çizgiyi aşmamak. Çünkü otoritenin olduğu yerde huzur vardır. Baskının olduğu yerde ise sadece sessizlik. Ve sessiz büyüyen çocuklar, içlerinde konuşamadıkları duygularla büyürler.
Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü okul öncesi öğretmenliği ana bilim dalı topluma hizmet dersi kapsamında Songül PEKTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır.




