Bazı bağlar vardır; sınırlarla ayrılmaz, zamanla eskimez, mesafelerle zayıflamaz. Çünkü bu bağlar yalnızca devletler arasında kurulmaz; ortak bir tarihin, aynı kökten beslenen bir kültürün, ortak sevinçlerin ve paylaşılan acıların derinliklerinde yaşar. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, işte böyle bir bağdır.
Ağrı Dağı’nın görkemli zirvesinden Araz’ın iki yakasına, Anadolu’dan Bakü’ye, Şuşa’dan Nahçıvan’a uzanan bu kardeşlik köprüsü, yüzyılların içinden süzülerek günümüze ulaşmıştır. Aynı dilin farklı ezgilerini konuşan, aynı kültürün izlerini taşıyan, aynı türkülerde hasretini, aynı bayraklarda gururunu bulan iki halkın hikâyesidir bu. Coğrafi sınırlar iki devleti birbirinden ayırabilir; ancak gönüllerde kurulan köprüleri yıkmaya hiçbir sınırın gücü yetmez.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir” sözü, bu kardeşliğin en anlamlı ifadelerinden biri olarak tarihe kazınmıştır. Haydar Aliyev’in “Bir millet, iki devlet” sözü ise bu tarihî gerçeği birkaç kelimeyle bütün dünyaya anlatmıştır. Bu iki söz, yalnızca geçmişi anlatan hatıralar değil; geleceğe yön veren, kuşaklar boyunca yaşatılması gereken ortak bir vicdanın ve ülkünün ifadesidir.
1918 yılında Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesine verdiği destek, kardeşliğin zor zamanlarda nasıl ete kemiğe büründüğünün tarihî örneklerinden biridir. Anadolu’nun Millî Mücadele yıllarında Azerbaycan’dan gelen maddi yardımlar da iki halk arasındaki dayanışmanın unutulmaması gereken sayfaları arasındadır. Birinin özgürlüğü diğerinin umudu, birinin mücadelesi diğerinin yüreğinde yankı bulmuştur. Bu tarih, kardeşliğin yalnızca güzel sözlerle değil, fedakârlıklarla da yazıldığını göstermektedir.
Aradan geçen yıllar, bu bağın gücünü azaltmamış; aksine yeni anlamlar kazandırmıştır. Karabağ’ın özgürlüğüne kavuştuğu 2020 yılındaki savaş sürecinde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve stratejik destek, iki ülkenin dayanışmasını yeniden dünya gündemine taşımıştır. 15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi ise bu tarihî yakınlığı resmî bir müttefiklik çerçevesinde daha da güçlendirmiştir. Böylece geçmişten gelen kardeşlik, geleceğe dönük ortak sorumluluklarla buluşmuştur.
2023 yılında Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Azerbaycan halkının Türkiye’ye uzattığı yardım eli de bu kardeşliğin insanî yüzünü bütün dünyaya göstermiştir. Arama kurtarma ekipleriyle, yardımlarla, dualarla ve yürekten gelen dayanışmayla ortaya konan bu tutum; kardeşliğin yalnızca törenlerde ve resmî açıklamalarda değil, insanın en çaresiz anında da yaşadığını hatırlatmıştır. Türkiye’ye kendi imkânlarıyla yardım ulaştıran, hatta eski otomobiliyle yatağını taşıyan bir Azerbaycan vatandaşının görüntüsü, bazen sayfalar dolusu sözün anlatamadığını tek bir kareye sığdırmıştır: Kardeşlik, ihtiyaç duyulduğunda elini uzatmaktır.
Ancak Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu dostluk, yalnızca iki ülkenin hikâyesi olarak görülmemelidir. Bu bağ, geniş bir coğrafyaya yayılan Türk dünyasının ortak kültürel mirası, dayanışması ve geleceği bakımından da büyük bir anlam taşımaktadır. Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan Türk dünyası; farklı devletlere, farklı lehçelere ve farklı geleneklere sahip olsa da ortak tarihinden, kültürel zenginliğinden ve insanî değerlerinden güç almaktadır. Türkiye ile Azerbaycan’ın el ele vermesi; Türk dünyasının eğitim, bilim, kültür, ticaret, çevre, teknoloji ve gençlik alanlarında daha güçlü iş birlikleri kurmasına da ilham verebilir.
Gerçek birlik, farklılıkları yok saymak değil; farklılıklar içinde ortak değerleri koruyabilmektir. Gerçek güç, başkalarını küçültmek değil; kendi halkının refahını yükseltirken komşularıyla barışı, güveni ve karşılıklı saygıyı geliştirebilmektir. Türkiye-Azerbaycan kardeşliği de bu anlayışla büyümeli; yeni nesillere yalnızca tarihî zaferleri değil, barışın, bilimin, üretimin, kültürün ve insanlığın değerini de miras bırakmalıdır.
Bugün iki ülkenin bayrakları yan yana dalgalanırken, geçmişin fedakârlıkları bize bir sorumluluk yüklemektedir: Bu kardeşliği sözlerde bırakmamak; onu ortak projelerle, kültürel çalışmalarla, gençlerin buluşmasıyla, tarihî mirasın korunmasıyla ve gelecek kuşaklara aktarılmasıyla yaşatmak. Çünkü tarihe saygı, yalnızca geçmişi anmak değil, geçmişten aldığımız emaneti geleceğe daha güçlü ulaştırmaktır.
İşte “Bir Millet, İki Devlet” sözü, bu emanetin en güçlü ifadesidir. Bu sözün yankısı yalnızca Ankara’da ve Bakü’de değil; Nahçıvan’da, Şuşa’da, Iğdır’da, Türkistan’da ve Türk dünyasının bütün gönül coğrafyasında duyulmalıdır. Her okulda öğretilen bir kardeşlik bilincine, her kültür çalışmasında yaşatılan bir mirasa, her ortak girişimde güçlenen bir dayanışmaya dönüşmelidir.
Bu destanın gerçek kahramanları yalnızca tarihe adını yazdıran liderler değildir. Kardeşine yardım götüren vatandaş, kültürünü koruyan araştırmacı, ortak mirası gelecek kuşaklara aktaran öğretmen, iki halkın türkülerini aynı gönülde buluşturan sanatçı ve barış içinde bir gelecek kurmak isteyen gençler de bu destanın yaşayan kahramanlarıdır.
Ağrı Dağı dimdik durdukça, Araz akmaya devam ettikçe, Anadolu’da ve Azerbaycan’da kardeşlik türküleri söylendikçe bu hikâye yeni sayfalarla büyüyecektir. Dileğimiz, bu kardeşliğin yalnızca geçmişin hatırası değil, geleceğin güvencesi olmasıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlığın barışına, huzuruna ve ortak iyiliğine katkı sunan bir dayanışma örneği olarak yaşamasıdır.
Çünkü biz inanıyoruz ki: Milletleri yaşatan yalnızca sınırları değil, ortak değerleri ve birbirine uzanan elleridir. Devletleri güçlü kılan yalnızca imkânları değil, zor zamanlarda birbirine duydukları güvendir. Kardeşliği ölümsüz kılan ise onu her neslin yeniden sahiplenmesidir.
Ve gün gelecek, bugün yazılanlar yarının çocukları tarafından okunacak. Onlar da bu iki bayrağın yan yana dalgalandığı resme bakarak aynı gerçeği hatırlayacaklar: Birbirinin sevincini kendi sevinci, kederini kendi kederi bilen halkların dostluğu, zamana sığmayacak kadar büyüktür.
Yaşasın Türkiye–Azerbaycan kardeşliği!
Yaşasın Türk dünyasının ortak kültürü, dayanışması ve barış içinde yükselen geleceği!
Coşkun Oluz Araştırmacı Yazar
Genel
TARİHTEN GÜNÜMÜZE SARSILMAZ TÜRKİYE–AZERBAYCAN DOSTLUĞU
Bir Millet, İki Devlet Destanı
Muhabir: Haber Merkezi
Yorumlar


