İlham Aliyev, Azerbaycan’ın başkomutanı ve siyasi lideri olarak bu süreçte tarihî bir sorumluluk üstlendi. Zorlu coğrafya, yıllar boyunca tahkim edilmiş savunma hatları ve mayınlarla kirletilmiş geniş araziler karşısında elde edilen başarı, Azerbaycan halkının uzun yıllardır taşıdığı yurt özlemini yeniden umutla buluşturdu.

Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi ,Öğretim Görevlisi
Bazı yolculuklar vardır; yalnızca kilometreleri aşmaz, insanın hafızasında ve gönlünde de iz bırakır. Bazı şehirler vardır; sokaklarında yürürken bir milletin acısını, direncini, sabrını ve yeniden ayağa kalkma iradesini hissedersiniz. Azerbaycan’a yaptığımız yolculuk, benim için böyle bir yolculuktu.
Iğdır’dan Nahçıvan’a, oradan Bakü’ye uzanan yolumuz; Ağdam, Hankendi, Şuşa ve Zengilan’la devam etti. Yeniden Bakü’ye döndüğümüzde geride yalnızca gördüğümüz şehirler, yollar ve eserler kalmamıştı. Bir milletin tarihine, hafızasına ve geleceğe uzanan kararlılığına ilişkin pek çok izlenim de zihnimizde yer etmişti.
Azerbaycan’ın 2026 yılını “Şehircilik ve Mimarlık Yılı” olarak değerlendirdiği bu dönemde gerçekleştirdiğimiz ziyaret, bize yalnızca bir ülkenin imar çalışmalarını değil, savaşın ardından hayatı yeniden kurma çabasını da yakından görme fırsatı verdi.
Karabağ’da gördüklerim üzerine düşünürken zihnimde bir kavram belirginleşti:
Âlî Başkumandan.
Bu yazıda İlham Aliyev’i bu ifadeyle anmamın nedeni, yalnızca 44 günde kazanılan tarihî zafer değildir. Asıl üzerinde durmak istediğim, o zaferin ardındaki siyasi irade, Azerbaycan ordusunun fedakârlığı, milletin ortak kararlılığı ve zaferin ardından ülkenin geleceğini yeniden kurma sorumluluğudur.
Âlî Başkumandan: Zaferin ardındaki irade, geleceğin sorumluluğu
Otuz yılı aşkın işgalin ardından Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme hedefiyle yürütülen mücadele, ülke tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. 27 Eylül 2020’de başlayan ve 44 gün süren Vatan Muharebesi, Azerbaycan’ın askerî ve siyasi tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı.
İlham Aliyev, Azerbaycan’ın başkomutanı ve siyasi lideri olarak bu süreçte tarihî bir sorumluluk üstlendi. Zorlu coğrafya, yıllar boyunca tahkim edilmiş savunma hatları ve mayınlarla kirletilmiş geniş araziler karşısında elde edilen başarı, Azerbaycan halkının uzun yıllardır taşıdığı yurt özlemini yeniden umutla buluşturdu.
Ancak bu tarihî başarının gerçek sahiplerini de unutmamak gerekir. Cephede mücadele eden Azerbaycan askerlerinin fedakârlığı, şehitlerin aziz hatırası, gazilerin cesareti ve halkın desteği bu zaferin ayrılmaz parçalarıdır. Büyük zaferler, liderliğin yön verdiği, milletin omuz verdiği ve askerlerin canları pahasına mücadele ettiği ortak tarihî başarılardır.
Benim gözümde “Âlî Başkumandan” ifadesi, yalnızca askerî bir unvanın ötesinde, bu tarihî dönüm noktasının taşıdığı anlamı anlatıyor. Fakat bir liderin sorumluluğu zafer günü sona ermez. Asıl devlet adamlığı, kazanılan zaferin ardından milletine nasıl bir gelecek hazırladığıyla da ölçülür.
Bugün Karabağ’da yolların, tünellerin, havalimanlarının, okulların, hastanelerin ve yeni yerleşim alanlarının yükselmesi; mayınlı arazilerin temizlenmesi ve insanların ata yurtlarına dönüşü için yürütülen çalışmalar, zafer sonrasındaki bu büyük sorumluluğun parçalarıdır.
Ağdam’da yeniden şehir kurulması, Zengilan’da modern yerleşim alanlarının oluşturulması, Şuşa’nın tarihî ve kültürel kimliğinin yaşatılması, yalnızca imar faaliyetleri değildir. Bunlar, savaşın yaraladığı bir coğrafyada hayatı yeniden kurma çabasıdır.

Bir liderin tarihî büyüklüğü, yalnızca kazandığı zaferle değil, o zaferin ardından milletine açtığı gelecekle de hatırlanır.
Ağdam: Acının içinden yükselen yeniden doğuş
Karabağ yolculuğumuzun en çarpıcı duraklarından biri Ağdam’dı.
Bir şehrin yalnızca binalardan ve caddelerden ibaret olmadığını, asıl kimliğini insanlarının hatıralarından aldığını burada daha derinden hissediyorsunuz. Uzun yıllar süren işgalin ve yıkımın izlerini taşıyan Ağdam, Azerbaycan’ın yeniden inşa iradesinin de önemli simgelerinden biri.
Bugün burada yollar, altyapı sistemleri, yeni yerleşim alanları ve kamusal yapılarla yeni bir şehir hayatı oluşturulmaya çalışılıyor. Elbette bir şehri yeniden inşa etmek, yalnızca beton dökmek ve binalar yükseltmek değildir. Şehrin hafızasını korumak, sosyal hayatı canlandırmak, ekonomik faaliyetleri geliştirmek ve insanları yeniden kendi evlerinde yaşatabilmek de bu sürecin temel unsurlarıdır.
Ağdam’da insan, yıkımın büyüklüğü kadar yeniden ayağa kalkma kararlılığını da görüyor. Bir zamanlar hayatın sürdüğü sokakların yeniden canlanması, çocuk seslerinin, komşuluk ilişkilerinin ve gündelik hayatın geri dönmesi için verilen emek, geleceğe duyulan inancın ifadesidir.
Çünkü bir şehrin gerçek anlamda yeniden doğması, yalnızca yapıların tamamlanmasıyla değil, insanın oraya yeniden kök salmasıyla mümkündür.
Hankendi ve Şuşa: Tarih, kimlik ve hafıza
Hankendi ve Şuşa, Karabağ’ın siyasi ve kültürel hafızasında ayrı bir yere sahip.
Bu coğrafyada atılan her adım, yalnızca bugünün değil, geçmişin de izlerini taşıyor. Şehirlerin tarihî kimliğini korumak, kültürel mirası yaşatmak ve yeni hayatı bu mirasla birlikte inşa etmek, yeniden yapılanmanın en hassas boyutlarından biri.
Şuşa’nın dağların arasında yükselen silueti, tarihî dokusu ve kültürel anlamı, insana bir coğrafyanın yalnızca toprak parçası olmadığını hatırlatıyor. Şehirler, milletlerin türkülerini, edebiyatını, sanatını, hatıralarını ve ortak duygularını içinde taşır.
Bu nedenle Şuşa’yı yaşatmak, yalnızca binaları korumak değil; Azerbaycan’ın kültürel hafızasını gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Karabağ’da yeniden inşa edilen her yapı, açılan her yol ve canlandırılan her kültürel alan, geçmişin acılarıyla geleceğin umutları arasında bir bağ kuruyor. Bu bağın güçlü olabilmesi için imarın yanı sıra kültürel mirasın korunmasına, eğitim ve sosyal hayatın gelişmesine de ihtiyaç var.
Zengilan ve Ağalı: Geleceğin köyleri
Zengilan’da gördüğümüz çalışmalar, yeniden yapılanmanın yalnızca şehir merkezleriyle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Özellikle Ağalı’da hayata geçirilen akıllı köy uygulaması, kırsal yaşamı modern altyapı, dijital imkânlar ve çağdaş hizmetlerle buluşturma hedefi bakımından dikkat çekici. Buradaki yaklaşım, insanların ata yurtlarına dönmesini sağlarken daha nitelikli bir yaşam ortamı oluşturmayı da amaçlıyor.
Bir köyü yeniden kurmak, yalnızca evler inşa etmek değildir. Su ve enerji altyapısından ulaşıma, eğitimden sağlık hizmetlerine, tarımdan istihdama kadar pek çok alanın birlikte düşünülmesini gerektirir.
İnsanların geri döndüklerinde geçimlerini sağlayabilmeleri, çocuklarının eğitim alabilmeleri ve güvenli bir hayat sürdürebilmeleri, dönüşün kalıcı olmasının temel şartlarıdır.
Karabağ’da mayın temizliği, altyapı yatırımları ve yeni yerleşim alanları için yürütülen çalışmalar bu bakımdan büyük önem taşıyor. Çünkü zaferin toplumsal karşılığı, insanların yıllarca ayrı kaldıkları topraklarda yeniden güven içinde yaşayabilmeleridir.
Zengilan’da geleceğe dönük bu çabaları görmek, bir ülkenin yaralarını sarmasının ne kadar uzun soluklu bir emek gerektirdiğini de hatırlatıyor.
Karabağ’ın yeniden inşasında Türk firmalarının emeği
Azerbaycan’ın yeniden yapılanma sürecinde Türkiye’nin katkısı, kardeşlik ilişkilerinin somut bir boyutunu oluşturuyor. Türk firmaları, Karabağ ve Doğu Zengezur’daki çeşitli altyapı, ulaşım ve inşaat projelerinde görev alarak bu büyük imar sürecine katkı sunuyor.
Yolların, köprülerin, tünellerin ve diğer altyapı tesislerinin inşası; yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmiyor, aynı zamanda kardeşliğin sahadaki karşılığını da gösteriyor.
Bir zamanlar acıyla anılan bir coğrafyada yeni yolların açılması, yerleşim alanlarının kurulması ve ekonomik hayatın canlandırılması için verilen emek, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin yalnızca sözlerden ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Elbette yeniden yapılanma süreci uzun yıllara yayılan, büyük kaynak ve koordinasyon gerektiren bir çalışma. Bu nedenle atılan adımların kalıcı sonuçlar doğurması; güvenliğin, istihdamın, çevrenin, kültürel mirasın ve yerel ihtiyaçların birlikte gözetilmesine bağlı.
Ancak bir gerçek var: Türkiye ile Azerbaycan, zor zamanlarda olduğu gibi yeniden inşa döneminde de birbirine omuz veriyor.
Zengezur: Yeni yollar, yeni ufuklar
Yolculuğumuzun düşündürücü başlıklarından biri de Zengezur güzergâhı ve bölgesel ulaşım bağlantılarıydı.
Zengezur üzerinden kurulması hedeflenen bağlantılar, Azerbaycan ana karasıyla Nahçıvan arasındaki ulaşımın güçlendirilmesi ve Türkiye ile daha doğrudan bağlantı imkânlarının geliştirilmesi bakımından stratejik önem taşıyor. Bu güzergâhın hayata geçirilmesi, yalnızca ulaşım sürelerini kısaltma meselesi değildir; ticaret, lojistik, bölgesel iş birliği ve ekonomik bütünleşme açısından da yeni fırsatlar oluşturabilir.
Azerbaycan’ın Horadiz–Ağbend hattında sürdürdüğü demir yolu ve kara yolu çalışmaları, bu bağlantı hedefinin önemli parçaları arasında yer alıyor. Bununla birlikte güzergâhın tamamının işler durumda olduğu izlenimini vermemek gerekir; projelerin ilerleyişi, sınır geçişleri ve bölgesel düzenlemeler, bağlantının gelecekteki işlevini belirleyecek unsurlardır.
Bu gelişmeler Iğdır ve Kars açısından da büyük önem taşıyor. Nahçıvan’la komşu olan Iğdır, coğrafi konumu sayesinde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ulaşım ve ticaret ilişkilerinde önemli bir kapı niteliğinde. Kars–Iğdır–Dilucu demir yolu projesi de hayata geçtiğinde bölgenin lojistik kapasitesine, ticaretine ve istihdamına katkı sunabilecek stratejik yatırımlardan biri olacaktır.
Iğdır’ın geleceğini düşünürken bu bağlantılara yalnızca bir transit geçiş imkânı olarak bakmamalıyız. Lojistik merkezler, depolama alanları, gümrük hizmetleri, üretim ve ihracat altyapısı, nitelikli iş gücü ve turizm yatırımlarıyla desteklendiğinde bu coğrafi avantaj gerçek bir ekonomik değere dönüşebilir.
Aras’ın iki yakasını birbirine yaklaştıran her ulaşım imkânı, doğru planlandığında yalnızca malları değil, insanları, kültürleri ve yeni iş birliği fırsatlarını da birbirine bağlar.
Bakü: Geçmişin mirası, geleceğin şehri
Karabağ’da yeniden yükselen hayatın ardından Bakü’ye döndüğümüzde, Azerbaycan’ın modernleşme yolculuğunun başka bir yüzüyle karşılaştık.
Bakü, tarihî dokusuyla çağdaş mimariyi bir arada taşıyan bir şehir. İçerişehir’in dar sokakları, Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kulesi, yüzyılların biriktirdiği kültürel mirası bugüne taşıyor. Haydar Aliyev Merkezi ve Alev Kuleleri ise modern mimarinin şehir siluetine kattığı yeni çizgileri temsil ediyor. Beyaz Şehir gibi dönüşüm alanları da Bakü’nün kentleşme sürecinin dikkat çeken örnekleri arasında yer alıyor.
Burada önemli olan, modernleşmenin geçmişi silmeden gerçekleşebilmesi. Tarihî eserlerin korunması, şehir hafızasının yaşatılması ve yeni yapılaşmanın kent kimliğiyle uyumlu yürütülmesi, bir başkentin gerçek anlamda gelişmesinin temel ölçütleri arasında.
Bakü’nün sanayi, enerji, ticaret, kültür ve turizm alanlarında sahip olduğu potansiyel de dikkat çekici. Azerbaycan’ın enerji sektöründeki birikimini korurken ekonomisini çeşitlendirmesi; sanayi, tarım, teknoloji, hizmetler ve turizm gibi alanları geliştirmesi, uzun vadeli kalkınma bakımından önem taşıyor.
Çünkü bir ülkenin ekonomik gücü yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklarla değil, bu kaynakları insan sermayesine, üretime, eğitime, teknolojiye ve kalıcı refaha dönüştürebilmesiyle de ölçülür.
Bakü’de gördüğümüz tarih ile modernliğin yan yana duruşu, Azerbaycan’ın geçmişinden güç alarak geleceğe yönelme arzusunu düşündürdü.
Türkiye–Azerbaycan kardeşliği:
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, ortak tarih ve kültürün yanı sıra karşılıklı destek, güvenlik, ekonomi ve stratejik iş birliğiyle de güçleniyor.
Haydar Aliyev’in hafızalara kazınan “Bir millet, iki devlet” sözü, bu ilişkinin ruhunu anlatan en güçlü ifadelerden biri. Bu söz, iki ayrı devletin kendi kurumları ve çıkarlarıyla varlığını sürdürürken ortak tarihî ve kültürel bağlardan güç alan yakınlığını dile getiriyor.
İki ülkenin enerji alanındaki iş birliği bunun somut örneklerinden biridir. Bakü–Tiflis–Ceyhan petrol boru hattı, TANAP ve Güney Gaz Koridoru gibi projeler, Türkiye ile Azerbaycan’ın bölgesel enerji güvenliği ve uluslararası bağlantılar bakımından üstlendiği rolü güçlendirmiştir.
Savunma, askerî eğitim, güvenlik, ticaret ve ulaştırma alanlarında gelişen iş birliği de bu stratejik ilişkinin farklı boyutlarını oluşturuyor.
15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki müttefiklik ilişkisini daha kapsamlı bir çerçeveye taşıyan önemli bir belgedir. Beyanname, iki ülkenin güvenlik ve savunma başta olmak üzere farklı alanlarda iş birliğini geliştirme iradesini ortaya koymuştur.
Karabağ’ın yeniden inşasında Türk firmalarının görev alması, enerji projelerinde iki ülkenin birlikte hareket etmesi ve ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi, kardeşliğin ekonomik ve stratejik alandaki yansımalarıdır.
Bu yakınlığın kalıcı olması ise ortak projelerin, karşılıklı güvenin, hukuki düzenlemelerin ve halkların refahını gözeten politikaların kararlılıkla sürdürülmesine bağlıdır.
Kardeşlik, geleceği birlikte kurabilmektir
Azerbaycan’a yaptığımız yolculuk boyunca bir düşünce zihnimde sürekli yer etti: Bir milletin gücü, yalnızca zor zamanlarda gösterdiği dirençle değil, zor zamanların ardından hayatı yeniden kurabilme becerisiyle de ölçülür.
Karabağ’da kazanılan zafer, Azerbaycan halkının tarihî hafızasında derin bir yere sahip. Fakat bu zaferin gelecek kuşaklar için kalıcı bir kazanıma dönüşmesi; şehirlerin yeniden yaşanabilir hâle gelmesine, insanların güven içinde evlerine dönmesine, ekonominin güçlenmesine, eğitimin gelişmesine ve toplumsal hayatın yeniden canlanmasına bağlı.
İlham Aliyev’in liderliğini değerlendirirken başkomutanlık kimliğiyle devlet adamlığı sorumluluğunu birlikte ele almak gerektiğini düşünüyorum. Bir tarafta ülkesinin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme mücadelesinde üstlendiği siyasi ve askerî liderlik, diğer tarafta zaferin ardından yeniden yapılanma ve kalkınma hedefleri var.
Bu büyük dönüşümün başarıya ulaşmasında Azerbaycan halkının emeği, askerlerinin fedakârlığı, şehitlerinin hatırası, gazilerinin cesareti ve ülkenin farklı alanlarda çalışan insanlarının katkısı belirleyici olacaktır.
Türkiye açısından da Azerbaycan’ın huzuru, kalkınması ve bölgesel bağlantılarının güçlenmesi önemlidir. Çünkü iki ülke arasındaki kardeşlik, yalnızca geçmişten devralınan bir miras değil, gelecek için birlikte sorumluluk üstlenme iradesidir.
Iğdır’dan Nahçıvan’a, Bakü’den Karabağ’a uzanan yolculuğumuz bize bir kez daha gösterdi ki coğrafya, doğru değerlendirildiğinde ayrılıkların değil, buluşmaların zemini olabilir. Aras’ın iki yakası, ortak tarihimizin ve geleceğe yönelik beklentilerimizin sembollerinden biridir.
Şimdi önümüzdeki görev, bu yakınlığı eğitimden ticarete, kültürden turizme, ulaştırmadan teknolojiye kadar her alanda güçlendirmek; gençlerimize daha fazla imkân, şehirlerimize daha fazla canlılık ve bölgemize daha fazla refah kazandırmaktır.
Çünkü gerçek kardeşlik, yalnızca aynı duyguları paylaşmak değil; o duyguların üzerine birlikte bir gelecek kurabilmektir.
Karabağ’da zafer, Azerbaycan’da yeniden doğuş, Türkiye’yle ebedî kardeşlik… İki devlet, tek millet; aynı kökten, aynı gönülden, aynı geleceğe!




