Sözer AKYILDIRIM

Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi

Yaşasın Türkiye-Azerbaycan kardeşliği; yaşasın ortak emekle, bilimle ve dayanışmayla büyüyen dostluğumuz!..

Bazı yolculuklar vardır; insan yalnızca kilometreleri geride bırakmaz, gönlünde yeni hatıralar, zihninde yeni düşünceler ve geleceğe dair umutlarla döner. Kimi zaman bir dağın heybeti, kimi zaman bir nehrin akışı, kimi zaman da dost bir ülkede karşılaştığınız sıcak bir tebessüm, size kardeşliğin ne kadar büyük bir değer olduğunu yeniden hatırlatır.

13 Ekim 2026 tarihinde Iğdır’dan başlayıp Nahçıvan, Bakü, Ağdam, Hankendi, Şuşa ve Zengilan’a uzanan altı günlük Azerbaycan yolculuğumuz, benim için işte böyle bir anlam taşıdı. Bu yolculukta yalnızca şehirleri ve tarihî mekânları görmedik; Türk dünyasının geleceğini, bölgenin ekonomik potansiyelini, Azerbaycan’ın yeniden imar çalışmalarını ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin somut kazanımlarını yakından tanıma fırsatı bulduk.

Azerbaycan’ın 2026 yılını Şehircilik ve Mimarlık Yılı ilan etmesi, gezimize ayrı bir anlam kazandırıyordu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 22 Aralık 2025 tarihli kararıyla ilan edilen bu yıl, tarihî mimari mirasın korunması, modern şehircilik anlayışının geliştirilmesi ve sürdürülebilir yerleşimlerin oluşturulması açısından önemli bir çerçeve sunuyor.

Türkiye’den Kars, Ardahan, Artvin, Ağrı ve Van illerinden medya temsilcilerinin yer aldığı 16 kişilik heyetimizde, Iğdır Üniversitesinden Öğretim Görevlisi olarak ben ve Kafkas Üniversitesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Yaşar Kop da bulunuyorduk.

Iğdır’dan yola çıkarken içimizde hem mesleki merakın hem de kardeş Azerbaycan’ı daha yakından tanımanın heyecanı vardı. Ancak benim için bu yolculuğun ilk durağı, yıllar önce akademik çalışmalarımda ele aldığım bir konunun sahadaki karşılığı olacaktı: Zengezur Koridoru.

Dd5A9024 0A1A 412C 846E 294Dfb827E2C

Zengezur’da bir akademisyenin gururu

Nahçıvan’ın Ordubad bölgesindeki Selammelik Tren İstasyonu’nu ziyaret ettiğimizde, coğrafyanın insan hayatı ve uluslararası ilişkiler üzerindeki etkisini bütün açıklığıyla hissettik.

Bir yanımızda göğe yükselen yalçın kayalıklar, hemen yanı başımızda gürül gürül akan yeşilimsi Aras Nehri, nehrin öte tarafında ise İran’ın uluslararası transit yolu…

Bu manzara, yalnızca doğanın ihtişamını değil, ulaşım güzergâhlarının ülkelerin ekonomik geleceğini nasıl etkileyebileceğini de düşündürüyordu.

Zengezur Koridoru, Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaşım bağlantılarını güçlendirme ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticari ilişkileri geliştirme potansiyeli taşıyor. Demir yolu ve kara yolu bağlantılarının hayata geçirilmesi, Türk dünyasının ulaşım ağlarının birbirine daha güçlü biçimde bağlanmasına katkı sağlayabilir.

6 Mart 2024 tarihinde Özbekistan’ın Semerkant kentinde düzenlenen bir kongrede “Zengezur Koridoru ve Türk Dünyası” konulu tebliğimi sunmuştum. İki yıl sonra, akademik çalışmalarımda ele aldığım bu güzergâhı yerinde görmek, Iğdır Üniversitesinde görev yapan bir akademisyen olarak benim için büyük bir gurur ve mutluluk kaynağıydı.

İnsan bazen bir konuyu kitaplardan, haritalardan ve bilimsel kaynaklardan öğrenir. Ancak o coğrafyaya ayak bastığında, daha önce okuduğu bilgilerin anlamı değişir. Dağları görür, mesafeleri hisseder, ulaşımın zorluklarını fark eder ve geleceğe ilişkin değerlendirmelerini daha sağlam bir zeminde yapmaya başlar.

Zengezur’un önemi de burada yatıyor. Bu koridor, yalnızca iki noktayı birbirine bağlayan bir ulaşım hattı olarak düşünülmemeli. Doğru planlama, güvenli sınır geçişleri ve bölgesel iş birliğiyle birlikte değerlendirildiğinde ticareti geliştirebilecek, lojistik maliyetlerini azaltabilecek ve yeni yatırım fırsatları oluşturabilecek stratejik bir bağlantıdır.

Bu gelişmeler, özellikle Iğdır açısından büyük önem taşıyor. Nahçıvan’la komşu olan, Azerbaycan’la tarihî ve kültürel bağları bulunan Iğdır, gelecekte ulaşım ve lojistik alanlarında daha önemli bir konuma gelebilir. Bunun için altyapı yatırımlarının, sınır ticaretinin, üniversite-sanayi iş birliğinin ve yerel girişimciliğin birlikte geliştirilmesi gerekiyor.

Elbette Zengezur’un tamamlanmasıyla bölgedeki mevcut transit güzergâhların önemini bütünüyle yitireceğini söylemek doğru olmaz. İran üzerinden geçen yollar da uluslararası ticaretin bir parçası olmaya devam edebilir. Asıl mesele, yeni bağlantıların bölgesel ekonomiye hangi ilave imkânları kazandıracağıdır.

Benim için Selammelik Tren İstasyonu’nda bulunmak, akademik bir çalışmanın sahayla buluşmasıydı. Aynı zamanda Iğdır’ın geleceğine ilişkin umutlarımı da güçlendiren özel bir deneyimdi.

8B759F43 468D 4064 8A20 7733Edd550C7

Bakü: Tarihle modernliğin buluştuğu şehir

Nahçıvan’dan Bakü’ye hareket ettiğimizde, yolculuğumuzun ikinci büyük durağına ulaştık.

Bakü, Hazar Denizi kıyısında tarihî dokusuyla çağdaş mimariyi bir araya getiren, enerji ekonomisiyle uluslararası ilişkilerde önemli bir yer edinmiş görkemli bir dünya kenti.

Şehrin caddelerinde ilerlerken geçmişin izleriyle geleceğin mimarisinin yan yana durduğunu görmek mümkündü. Tarihî yapıların, modern meydanların ve yükselen gökdelenlerin oluşturduğu şehir silueti, Azerbaycan’ın gelişme arzusunu yansıtıyordu.

SOCAR’ın devasa gökdelenini gördüğümüzde hepimiz etkilendik. Ancak bu ziyaretin asıl değeri, binanın ihtişamından çok, arkasındaki kurumsal birikimi ve Azerbaycan’ın enerji alanındaki hedeflerini tanımamızdı.

14 Ekim 2026’da SOCAR’da bizi karşılayan, çoğunluğu gençlerden oluşan teknik ekip, İngilizce yaptıkları sunumlarla Azerbaycan’ın enerji altyapısı ve Türkiye ile ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Samimi karşılamaları ve mesleki birikimleri, genç insan kaynağının önemini bir kez daha ortaya koyuyordu.

Sunumlarda, petrol ve doğal gazın zorlu coğrafi koşullar altında uluslararası pazarlara taşınması, boru hatlarının güvenliği ve enerji kaynaklarının verimli kullanılması üzerinde duruldu.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı ve Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Türkiye-Azerbaycan iş birliğinin en somut örnekleri arasında yer alıyor. TANAP, Azerbaycan’ın Şah Deniz sahasında üretilen doğal gazı Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya ulaştıran Güney Gaz Koridoru’nun temel halkalarından biridir.

Bu projeler, iki ülkenin ekonomik ilişkilerini güçlendirirken Türkiye’nin enerji arz güvenliğine ve Azerbaycan’ın uluslararası pazarlardaki konumuna da katkı sağlıyor.

SOCAR’ın geleceğe yönelik hedefleri arasında yenilenebilir enerji yatırımlarının bulunması da dikkat çekiciydi. Rüzgâr ve güneş enerjisi başta olmak üzere alternatif kaynaklara yönelmek, enerji sektörünün dönüşümünde önemli bir adımdır.

Dünyanın enerji ihtiyacı artarken çevresel sürdürülebilirliğin de gözetilmesi gerekiyor. Bu nedenle petrol ve doğal gaz kaynaklarını değerlendiren ülkelerin, geleceğin enerji teknolojilerine yatırım yapması büyük önem taşıyor.

SOCAR ziyaretinden edindiğimiz izlenim şuydu: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, yalnızca tarihî ve kültürel bağlarla sınırlı değil. Enerji yatırımları, mühendislik projeleri, uluslararası ticaret ve teknoloji alanındaki iş birlikleri de bu ilişkiye yeni boyutlar kazandırıyor.

Bakü’den Türkiye’ye kardeşlik mesajı

Gezimizin önemli duraklarından biri de Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi Başkanı Büyükelçi Farid Shafiyev ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeydi.

Deneyimli diplomat, konuşmasında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve kültürel bağların önemini vurguladı. Karabağ Savaşı sırasında Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği desteği hatırlatarak iki ülke arasındaki kardeşliğin Azerbaycan halkı için taşıdığı anlam üzerinde durdu.

Shafiyev’in konuşmasında öne çıkan düşünce, güçlü Azerbaycan ile güçlü Türkiye’nin ortak hedefler doğrultusunda birbirini destekleyen iki kardeş ülke olduğuydu.

Görüşmede, son dönemde Türkiye’de bazı medya organlarında ve sosyal medya platformlarında Azerbaycan hakkında yayımlanan içeriklere ilişkin hassasiyetler de dile getirildi. Büyükelçi, iki ülke arasındaki yakınlığın korunmasının, karşılıklı anlayışın güçlendirilmesinin ve ortak değerlerin gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Bu mesaj, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin daha da pekiştirilmesine yönelik bir temenni olarak değerlendirilebilir. Çünkü iki ülke arasındaki bağ, yalnızca devletler düzeyinde kurulan anlaşmalardan ibaret değildir; toplumların gönlünde de derin bir karşılığı vardır.

Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak geçmişi, kültürel yakınlığı ve dayanışma tecrübesi, gelecekte geliştirilecek iş birlikleri için güçlü bir temel oluşturuyor. Bu temelin daha da güçlenmesi, iki ülkenin başarılarını paylaşması, ortak projelerini geliştirmesi ve genç kuşaklar arasında iletişimi artırmasıyla mümkün olacaktır.

Bize düşen, bu köklü bağları besleyen ortak tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmak; bilimsel, ekonomik ve kültürel iş birliklerini daha fazla gündeme taşımaktır.

Enerjiden ulaşıma, eğitimden şehircilik çalışmalarına kadar pek çok alanda geliştirilecek ortak projeler, Türkiye ve Azerbaycan’ın geleceğine değer katacaktır.

Bakü’deki görüşmeden ayrılırken aklımda kalan en önemli düşünce buydu: Kardeşlik, yalnızca güzel sözlerle değil, birlikte üretilen değerlerle ve karşılıklı dayanışmayla büyür.

Karabağ yeniden yükselirken: Türk firmalarının emeği

Bakü’den sonra Ağdam, Hankendi, Şuşa ve Zengilan’a uzanan yolculuğumuz, Azerbaycan’ın yeniden imar çalışmalarını daha yakından tanımamızı sağladı.

Karabağ, tarihî ve kültürel mirasıyla Azerbaycan’ın hafızasında özel bir yere sahip. Uzun yıllar süren çatışmaların ardından bölgede şehirleri, yolları, altyapıyı ve ekonomik hayatı yeniden canlandırmaya yönelik kapsamlı çalışmalar yürütülüyor.

Bu sürecin dikkat çeken yönlerinden biri de Türk müteahhitlik firmalarının üstlendiği görevlerdir.

Türk firmaları, Azerbaycan’ın yeniden imar çalışmalarında özellikle ulaşım altyapısı, kara yolları, tüneller ve havaalanı projeleri gibi alanlarda önemli katkılar sunmuştur. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının yayımladığı bilgilere göre, Ahmedbeyli-Füzuli-Şuşa kara yolunun belirli kesimlerinde Kolin İnşaat ve Cengiz İnşaat gibi Türk şirketleri çalışmış; Kalyon da Zengezur güzergâhıyla bağlantılı kara yolu projelerinde görev almıştır. Füzuli Uluslararası Havalimanı’nın yapımında da Türk şirketleri yer almıştır.

Bu çalışmalar, iki ülke arasındaki dayanışmanın ekonomik ve teknik boyutunu ortaya koyuyor.

Yalçın dağların arasından geçen yollar, zorlu arazi koşullarında inşa edilen tüneller ve yeni ulaşım bağlantıları, yalnızca mühendislik başarısı değildir. Bunlar, bölgenin yeniden ekonomik hayata katılması, insanların yerleşim yerlerine ulaşması ve ticari faaliyetlerin gelişmesi açısından da önem taşıyor.

Türk firmalarının tecrübesi, teknik kapasitesi ve mühendislik birikimi, Azerbaycan’ın yeniden imar sürecine katkı sağlarken iki ülke arasında yeni ekonomik iş birliği fırsatları da oluşturuyor.

Ancak şehirlerin yeniden ayağa kaldırılması, yalnızca yollar ve binalar yapmakla tamamlanamaz. Okulların, sağlık kuruluşlarının, sosyal alanların, üretim merkezlerinin ve istihdam imkânlarının da geliştirilmesi gerekir.

Ağdam’ın yeniden inşası, Şuşa’nın tarihî kimliğinin korunması, Zengilan’da yeni yaşam alanlarının oluşturulması ve Karabağ’ın diğer yerleşimlerinin geliştirilmesi, bu açıdan bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor.

Bir şehrin gerçek anlamda yeniden doğması, insanlarının orada güvenle yaşaması, çocukların eğitim alması, gençlerin iş bulması ve ekonomik hayatın sürdürülebilir biçimde canlanmasıyla mümkündür.

2026 yılının Şehircilik ve Mimarlık Yılı olarak belirlenmesi de bu süreci daha geniş bir çerçevede değerlendirmek için önemli bir fırsat sunuyor. Modern şehircilik anlayışıyla tarihî mirasın korunması, yeşil alanların artırılması ve sürdürülebilir altyapının geliştirilmesi, Karabağ’ın geleceğine değer katacaktır.

Türk firmalarının bu süreçteki emeği, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin somut bir göstergesidir. İki ülkenin mühendisleri, teknik ekipleri ve iş insanları, ortak projelerde bir araya gelerek yalnızca ekonomik değer üretmiyor; aynı zamanda geleceğe uzanan bir iş birliği köprüsü de kuruyor.

Karabağ’da yükselen her yeni yapı, tamamlanan her yol ve kurulan her yeni yaşam alanı, bu büyük yeniden yapılanma sürecinin bir parçasıdır.

Iğdır’dan Türk dünyasının geleceğine

Bu gezinin benim için özel bir anlamı daha vardı. Iğdır Üniversitesinde görev yapan bir akademisyen olarak Zengezur Koridoru’nu yerinde görmek, daha önce bilimsel bir kongrede sunduğum çalışmanın coğrafyayla buluşması demekti.

Iğdır, Türkiye’nin doğusunda yer alan sıradan bir sınır şehri değildir. Nahçıvan’la komşuluğu, Azerbaycan’la kültürel yakınlığı ve Kafkasya’ya açılan konumuyla bölgesel iş birliğinin önemli merkezlerinden biri olma potansiyeli taşımaktadır.

Zengezur Koridoru’nun gelecekte hayata geçirilmesi, Iğdır için yeni fırsatlar doğurabilir. Lojistik hizmetler, sınır ticareti, depolama, taşımacılık ve uluslararası ticaret gibi alanlarda yeni yatırımların önü açılabilir.

Ancak coğrafyanın sunduğu avantajları ekonomik kazanca dönüştürmek için hazırlıklı olmak gerekiyor. Ulaşım altyapısının güçlendirilmesi, yerel işletmelerin desteklenmesi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve üniversitelerin bölgesel kalkınmaya katkı sunması büyük önem taşıyor.

Iğdır Üniversitesi de bu süreçte bilimsel araştırmalarıyla önemli bir rol üstlenebilir. Zengezur Koridoru, Türk dünyası, bölgesel ticaret ve lojistik üzerine yapılacak çalışmalar, hem akademik dünyaya hem de karar alıcılara katkı sağlayabilir.

Semerkant’ta sunduğum tebliğin ardından bu coğrafyayı yerinde görmek, bilimin sahayla buluşmasının değerini bir kez daha hatırlattı. Bilgi, gözlemle derinleşiyor; araştırma, hayatın gerçekleriyle karşılaştığında yeni ufuklar açıyor.

Iğdır’ın geleceği de bu anlayışla şekillenmeli. Şehrimizin stratejik konumunu eğitim, bilim, üretim ve ticaretle destekleyebilirsek, önümüzdeki yıllarda daha güçlü bir bölgesel kalkınma sürecinin parçası olabiliriz.

Bakü’den Türkiye’ye selam var

Altı gün boyunca yaptığımız yolculukta Nahçıvan’ın dağlarını, Aras Nehri’nin kıyılarını, Bakü’nün görkemli mimarisini, SOCAR’ın enerji dünyasını ve Karabağ’ın yeniden imar çalışmalarını yakından tanıma fırsatı bulduk.

Bu yolculuk, benim için yalnızca yeni yerler görmek değil, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin farklı alanlarda nasıl somutlaştığını anlamak açısından da değerliydi.

Zengezur Koridoru, gelecekte ulaşım ve ticaret ilişkilerine yeni imkânlar sunabilir. SOCAR ve enerji projeleri, iki ülkenin ekonomik ortaklığını güçlendiriyor. Karabağ’ın yeniden imarında görev alan Türk firmaları ise bu kardeşliğin emekle, bilgiyle ve üretimle nasıl büyüdüğünü gösteriyor.

Bakü’deki görüşmelerde dile getirilen dostluk mesajları da bütün bu ilişkilerin insani yönünü hatırlatıyordu. Devletler arasındaki anlaşmalar kadar, toplumların birbirine duyduğu yakınlık ve güven de önemlidir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağın gücü, ortak geçmişimizden beslendiği kadar geleceğe yönelik hedeflerimizden de kaynaklanıyor. Bu bağı bilimsel çalışmalarla, kültürel buluşmalarla, ekonomik yatırımlarla ve genç kuşakların iş birliğiyle daha da güçlendirmek mümkündür.

Dilerim Zengezur’dan geçecek yollar, ticaretin ve kalkınmanın yeni kapılarını açsın. Dilerim Karabağ’da yeniden yükselen şehirler, gelecek kuşaklar için güvenli ve huzurlu yaşam alanlarına dönüşsün. Dilerim Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, bilimden ekonomiye, kültürden teknolojiye kadar her alanda yeni başarılarla güçlensin.

Iğdır'ın Doğa ve Milli Parklar Müdürlüğü'ne Yeni Atama: Aziz Durak Görevine Başladı
Iğdır'ın Doğa ve Milli Parklar Müdürlüğü'ne Yeni Atama: Aziz Durak Görevine Başladı
İçeriği Görüntüle

Iğdır’dan başlayan bu yolculuğun ardından Türkiye’ye dönerken gönlümde sıcak bir dostluk duygusu, zihnimde ise ortak geleceğimize dair pek çok düşünce vardı.

Bazen bir yolculuk, insanın ufkunu genişletir; bazen bir şehir, geleceğe dair umutlarını güçlendirir. Bazen de bir dost ülkenin insanlarıyla kurduğunuz samimi temas, yıllardır bildiğiniz bir gerçeği yeniden hissettirir.

Biz bu yolculukta yalnızca Azerbaycan’ı görmedik; kardeşliğin emekle, bilimle, üretimle ve karşılıklı dayanışmayla nasıl büyüdüğüne de tanıklık ettik.

Aea1C09E 4Cff 40B3 B127 2407847C1D5A

Bakü’den Türkiye’ye selam var!

Bu selam, Nahçıvan’dan Iğdır’a uzanan yolların, SOCAR’da yükselen enerji projelerinin, Karabağ’da yeniden kurulan şehirlerin ve ortak geleceğe inanan insanların selamıdır.

Bu selam, iki ülkenin birbirine duyduğu sevginin, güvenin ve dayanışmanın selamıdır.

Ve bu selam, geçmişten aldığımız güçle geleceğe birlikte yürüyebileceğimize dair içten bir inancın ifadesidir.

Yaşasın Türkiye-Azerbaycan kardeşliği; yaşasın ortak emekle, bilimle ve dayanışmayla büyüyen dostluğumuz.

Muhabir: Haber Merkezi