Abbas Demirel, paylaşımında şöyle dedi:
IĞDIR BAROSU SEÇİMİNİN ARDINDAN
Iğdır Barosu seçimi sonuçlandı:
Av. Ahmet Tutulmaz: 76 oy
Av. Hülya Demirel Özler: 59 oy
Av. Serkan Alakan: 39 oy
Seçimin sonucundan çok, seçim sürecinde kullanılan bir yöntem üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum.
Seçim boyunca Hülya Demirel Özler’in adaylığına karşı kullanılan temel argümanlardan biri şuydu:
“Hülya Kürt oylarını böler, Kürtler Hülya’ya oy verirse Azeri aday kazanır.”
İtirazım tam olarak bu cümleyedir.
Daha da önemlisi, bu söylemin DEM Parti’nin Iğdır’daki çevreleri tarafından desteklenmiş olmasıdır.
Yıllardır Türkiye’ye “halkların eşitliği”, “ortak yaşam”, “kimlikler üzerinden ayrımcılığa hayır” diyen bir siyasi anlayışın, Iğdır’a gelince insanları Kürt oyu–Azeri oyu diye tasnif etmesi ciddi bir siyasi ve ahlaki çelişkidir.
Türkiye genelinde Kürt’ü, Türk’ü, Ermeni’yi, Süryani’yi farklı inanç ve hayat tarzlarından insanları aynı siyasi çatı altında bulundurmayı zenginlik olarak anlatıp; Iğdır’da bir baro seçimini “Kürtler bölünürse Azeriler kazanır” denklemine indirgemek, savunulan değerlerle bağdaşmaz.
Bu nedenle benim eleştirim yalnızca Ahmet Tutulmaz’a değil; DEM Parti Iğdır teşkilatının bu dili destekleyen siyasi tutumuna ve DEM partinin Iğdır gibi farklı kültürlerden insanları olduğu bir yerde, yıllardır eleştirdiği düzene karşı örnek bir tavır sergilemesinden ziyade menfi çıkarlar uğruna geldiği düşündürücü durumdur.
Çünkü yıllarca Kürtlere karşı kullanılan kimlik siyasetinden şikâyet edip, kendi adayınızın işine geldiğinde aynı yöntemi başkasına uygulayamazsınız.
Bunun adı ilke değil, konjonktüre göre ilke değiştirmektir.
Seçim sonucu da kullanılan söylemi ayrıca tartışılır hale getirmiştir.
Serkan Alakan 39 oyda, Hülya Demirel Özler 59 oyda kalırken Ahmet Tutulmaz 76 oyla seçimi kazanmıştır.
Dolayısıyla seçim boyunca yaratılan “Hülya aday olursa Serkan kazanacak” korkusunun ne ölçüde gerçek bir tehlikeyi anlattığı, ne ölçüde Hülya’ya gidebilecek Kürt seçmeni Ahmet Tutulmaz etrafında toplamaya yarayan bir seçim stratejisi olduğu bugün çok daha ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Bir taraf “Kürtler Hülya’ya giderse Azeriler kazanır”, diğer taraf “Azeriler Hülya’ya giderse Kürtler kazanır” diyorsa, ortada baro seçiminden çok daha büyük bir problem vardır.
Diğer tarafta Serkan Alakan’nın Ahmet Tutumaz’ın ‘’EKMEĞİNE YAĞ SÜRERCESİNE’’ Hülya’ya oy verirseniz Kürtler kazanır paradigmasının altında yatan gerçek sebebi malumunuz olmuştur.
Ve bu iki söylemin ortak hedefinde, Kürt ve Azerilerden oluşan karma bir listeyle seçime giren Hülya Demirel Özler bulunmaktadır.
Asıl düşündürücü olan da budur.
Hülya’nın adaylığını projeleriyle, baroya ilişkin düşünceleriyle veya yönetim kadrosunun niteliğiyle tartışmak yerine; bir tarafta “Kürt oylarını bölüyor”, diğer tarafta “Azeri oylarını bölüyor” denilerek sıkıştırılması, kimlik siyasetinin nasıl kullanışlı bir seçim aracına dönüştürülebildiğini göstermiştir.
Benim DEM Parti Iğdır teşkilatına yönelik temel eleştirim de tam burada başlıyor:
Türkiye için savunduğunuz değerleri Iğdır’da da savunabiliyor musunuz?
Halkların kardeşliği yalnızca slogan olduğunda kolaydır.
Asıl sınav, siyasi menfaatinizle ilkeniz karşı karşıya geldiğinde başlar.
Iğdır Barosu seçimi de bana göre bu açıdan önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sınav olmuştur.
Çünkü insanları Kürt ve Azeri diye karşı karşıya getirerek kazanılan birkaç oyun bedeli, bir seçim sonucundan çok daha ağır olabilir.
DEM parti Iğdır İl teşkilatı için;
“Ji bo berjewendiyê, mirov prensîbên xwe difiroşe.”
“İnsan çıkarı uğruna kendi ilkelerini satar.” sözü tam da isabet olmuştur.”



