Iğdır’da son günlerde yaşananlar, sporun birleştirici yönünden ne kadar uzaklaşılabileceğini acı bir şekilde gösterdi. Oysa spor; aynı şehirde yaşayan insanları ortak bir heyecanda buluşturmalı, ayrıştırmamalıdır.
Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir ki, Iğdır sporuna yıllardır emek veren, ciddi yatırımlar yapan Cantürk Alagöz’ün yaşadığı süreç kamuoyunda “haksızlık” olarak değerlendiriliyor. Bir şehrin sporuna bu denli katkı sunmuş bir ismin bu şekilde tartışmaların odağında olması, Iğdır adına düşündürücüdür. Çünkü emek görmezden gelinirse, yarın o emeği verecek kimse bulunmaz.
Diğer yandan tribünlerde ve şehir merkezinde yaşananlar, meselenin sadece futbol olmadığını ortaya koydu. Amedspor’un maç sonrası şehir merkezinde gerçekleştirdiği yürüyüşte ortaya çıkan tablo, birçok kişi tarafından “gergin ve ayrıştırıcı” olarak yorumlandı. Özellikle Payegan taraftar grubunun üzerine yüründüğü, hatta bir araca ait bayrağın zorla alınarak camının kırıldığı yönündeki iddialar, olayların kabul edilemez bir noktaya ulaştığını gösteriyor.
Elbette her takımın taraftarı kendi başarısını kutlar. Bu, sporun doğasında vardır. Ancak kutlama ile taşkınlık arasındaki çizgi korunmadığında, ortaya çıkan tablo sporla açıklanamaz. Bu tarz davranışlar, rekabeti düşmanlığa dönüştürür ve şehirler arasında gereksiz gerilimlere yol açar.
Bir diğer önemli tartışma ise “bölge takımı” meselesi. Amedspor’un “Doğu’nun takımı” olarak lanse edilmesi sıkça dile getiriliyor. Peki o zaman Erzurumspor bu coğrafyanın takımı değil mi? Neden aynı yaklaşım ve destek orada görülmüyor? Bu soruların cevabı, yaşananların sadece sportif bir mesele olmadığını düşündürüyor.
Iğdır halkının bir kısmının kendi takımından ziyade farklı takımlara yönelmesi de ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur. Herkes istediği takımı tutabilir; bu kişisel bir tercihtir. Ancak söz konusu kendi şehrinin takımı olduğunda, mesele bir aidiyet meselesine dönüşür. Kendi değerine sahip çıkmak, bir şehrin en temel refleksi olmalıdır.
Yaşanan olaylar gösterdi ki; kontrolsüz rekabet, kolayca kutuplaşmaya dönüşebiliyor. Bu nedenle bundan sonraki süreçte daha dikkatli, daha sağduyulu olmak zorundayız. Iğdır’ın ihtiyacı olan şey; ayrışma değil, birliktir.
Belki de bu yaşananlar bir ders olmalı. Önümüzdeki sezon için herkesin ortak bir noktada buluşması, Iğdır’ın kendi takımına daha güçlü sahip çıkması gerekiyor. Tribünlerde, sokaklarda, şehirde tek bir ses olmalı: Iğdır için, Iğdır’ın başarısı için.
Unutmayalım; başarı sadece sahada kazanılmaz. Birlik ve beraberlik olmadan hiçbir hedefe ulaşılamaz. Eğer Iğdır, gelecekte daha büyük başarılar hedefliyorsa, önce kendi içinde kenetlenmeyi başarmalıdır.