Cumhuriyet, yalnızca geçmişten devraldığımız bir miras değil; her kuşağın kendi emeği, bilgisi ve dayanışmasıyla geleceğe taşıdığı ortak değerimizdir. Ve bazen bu büyük yolculuğu anlamak için, Ağrı Dağı'nın eteğinde, şanlı bayrağımızın gölgesinde, dostlarımızla yan yana yürümek yeterlidir.
Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi
Bazı yolculuklar vardır; insan yalnızca kilometreleri geride bırakmaz, tarihin derinliklerine yürür, doğanın sessizliğini dinler, yaşadığı toprağın ruhunu yeniden keşfeder. Bazı günler vardır; güneş yalnızca gökyüzünü aydınlatmaz, insanların gönüllerine de doğar. Geçtiğimiz cumartesi günü Karakoyunlu’da yaşadığımız doğa yürüyüşü, işte böyle bir gündü.
Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen bu anlamlı yürüyüşte, Ağrı Dağı’nın volkanik kayalıklarının eteğinde, sonbaharın sarı ve altın renklerine bürünen doğası içinde 14 kilometrelik bir yolculuğa çıktık. Fakat yürüdüğümüz yol, yalnızca ayaklarımızın altındaki toprak değildi. Her adımda Cumhuriyetimizin ortak hafızasına, bu toprakların kadim geçmişine ve geleceğe duyduğumuz umuda biraz daha yaklaştık.
Bu güzel buluşma, Iğdır Dağcılık ve Bisiklet Kulübü (İDABİS) tarafından düzenlenen ikinci yürüyüştü. İDABİS Kulüp Başkanı Özer Gonca ile Karakoyunlu Kaymakamlığının iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, katılımın yoğunluğu ve farklı yaş gruplarını bir araya getirmesiyle hafızalarımızda özel bir yer edindi.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca takvimlerde kutlanan bir tarih değil; çocukların neşesinde, gençlerin heyecanında, büyüklerin tecrübesinde ve aynı hedefe doğru birlikte yürüyen insanların dayanışmasında hayat bulan büyük bir ortaklıktır.

Ağrı Dağı’nın eteğinde bir sonbahar masalı
Cumartesi sabahı hava güneşli, gökyüzü berraktı. Sonbahar, Karakoyunlu’nun ağaçlarına sarıdan kahverengiye uzanan renklerini cömertçe bırakmıştı. Dallar hafifçe seyrelmiş, yere düşen yapraklar patikaların üzerine ince bir halı gibi serilmişti.
Ağrı Dağı’nın milyonlarca yıllık jeolojik geçmişini hatırlatan volkanik kayalıklar, bu kadim coğrafyanın heybetini sessizce sergiliyordu. Dağın yamacında dalgalanan şanlı Türk bayrağımız ise sanki bizi uzaktan selamlıyor, yürüyüşümüze eşlik ediyordu.
İnsan böyle anlarda doğanın karşısında küçüldüğünü, fakat aynı zamanda onunla kurduğu bağ sayesinde büyüdüğünü hissediyor. Bir yanda dağların vakur sessizliği, diğer yanda çocukların sesleri, gençlerin kahkahaları ve dostlukla atılan adımlar…
Karakoyunlu, o gün yalnızca bir yürüyüş güzergâhı değildi. Tarihin, doğanın ve Cumhuriyet coşkusunun iç içe geçtiği büyük bir açık hava sahnesiydi.
Yürüyüşe Karakoyunlu’nun genç Kaymakamı İlhan Kayak, ilkokul, lise ve üniversite öğrencileri, İDABİS Dağcılık Kulübü üyeleri, Doğubayazıt Dağcılık Kulübü(BAZİD) temsilcileri ve Kağızman’dan gelen (KAĞDASK) dağcılar katıldı. Karakoyunlu Belediye Başkanı Bayram Ballı ile Iğdır Gençlik ve Spor İl Müdürü Recai Şahin de bu güzel buluşmada yer aldı.
Farklı ilçelerden, farklı yaşlardan ve farklı hayat tecrübelerinden gelen insanlar, aynı gökyüzünün altında, aynı bayrağın gölgesinde buluşmuştu. O gün aramızdaki mesafeleri ortadan kaldıran şey yalnızca doğa sevgisi değildi; ortak tarihimiz, ortak değerlerimiz ve Cumhuriyetimize duyduğumuz bağlılıktı.

Bin yıllık tarihin taşlara işlenmiş hatırası
Karakoyunlu’yu özel kılan güzelliklerden biri de tarihimizin sessiz tanıkları olan koç başlı mezar taşlarıdır.
Karakoyunlu çevresinde bulunan ve Karakoyunlu Devleti dönemiyle ilişkilendirilen koç başlı mezar taşları, geçmişten bugüne uzanan kültürel mirasımızın dikkat çekici örnekleri arasındadır. Bu taşlar, yalnızca mezarların başında duran tarihî eserler değildir. Onlar, eski Türk kültürünün, ölüm karşısındaki düşüncesinin, toplumsal hafızasının ve taş işçiliğindeki estetik anlayışının izlerini taşırlar.
Bir gün bu değerli mirasın çevresinin daha kapsamlı biçimde düzenlendiğini, ziyaretçilerin tarihini öğrenebileceği, geçmişle bağ kurabileceği bir açık hava müzesi anlayışıyla tanıtıldığını düşünün…
Karakoyunlu, bu yönüyle yalnızca doğa yürüyüşleri için değil, kültür turizmi açısından da önemli bir durak hâline gelebilir. Doğanın sunduğu güzelliklerle tarihî mirasın birlikte değerlendirilmesi, ilçenin tanıtımına ve yerel ekonomisine de katkı sağlayabilir.
Çünkü bir coğrafyanın zenginliği yalnızca sahip olduğu toprakların genişliğiyle ölçülmez. O topraklarda sakladığı hatıralar, insanlığa anlattığı hikâyeler ve gelecek kuşaklara bırakabildiği kültürel değerlerle de ölçülür.
Karakoyunlu’nun taşları konuşmayı bilseydi, kim bilir kaç kuşağın hikâyesini anlatırdı bize…

Dalında kalan elmalar ve içimizi burkan bir gerçek
Yürüyüşümüz sırasında elma bahçelerinin yakınından geçtik. Sonbaharın serinliğine rağmen dallarda hâlâ toplanmamış elmalar vardı. Kimi yaprakların arasına saklanmış, kimi güneşin ışığında kızarmış, kimi de sessizce sahibini bekliyordu.
Gördüğümüz manzara güzeldi; fakat bu güzelliğin ardında insanın içini burkan bir gerçek saklıydı.
Merak ettik, sorduk. Elmalar neden toplanmamıştı?
Aldığımız cevap kısa ve düşündürücüydü: Alıcı yoktu, ürün para etmiyordu.
İşte tam da o anda, doğanın bize sunduğu cömertlikle emeğin karşılığını bulamaması arasındaki çelişkiyi düşündüm.
Karakoyunlu insanı çalışkandır. Tarımla, hayvancılıkla uğraşır; toprağın dilini bilir, alın terinin ne demek olduğunu iyi tanır. Iğdır şehir merkezine yaklaşık 15 dakikalık mesafedeki bu güzel ilçenin coğrafi avantajları da vardır.
Öyleyse bu zenginliği daha iyi değerlendirmek, üreticinin emeğini korumak ve dalında kalan meyveleri ekonomik değere dönüştürmek hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir meseledir.
Çünkü millî servet, yalnızca büyük fabrikalarda, limanlarda veya dev yatırımlarda aranmaz. Bazen bir elma bahçesinde, bazen bir çiftçinin nasırlı ellerinde, bazen de hasat edilmeyi bekleyen bir ağacın dalında karşımıza çıkar.
Bir lokmanın, bir bardak çayın ve paylaşmanın güzelliği
Uzun yürüyüşlerin kendine özgü bir güzelliği vardır. İnsan yoruldukça çevresine daha dikkatli bakar; bir suyun, bir gölgenin, bir lokmanın ve dostça uzatılan elin kıymetini daha iyi anlar.
Karakoyunlu’daki yürüyüşün ardından gerçekleştirilen ikramlar da günün en güzel hatıraları arasında yerini aldı.
Haşlanmış mısırlar, ayranlar, semaverde demlenen çaylar ve tam 1000 adet lahmacun…
Evet, yanlış okumadınız; bin lahmacun!
Bu ikramlar yalnızca kalabalık bir topluluğun karnını doyurmak için hazırlanmamıştı. Onların ardında misafirperverlik, emek, dayanışma ve insanları bir araya getirme arzusu vardı.
Bir lahmacunun tadı elbette güzeldir; ama paylaşarak yenildiğinde, uzun bir yürüyüşün ardından dostlarla aynı sofranın çevresinde buluşulduğunda o lezzet daha da anlam kazanır.
Semaverden yükselen çayın buharı, sonbahar havasına karışırken sohbetler koyulaştı. Yorgunluklar yerini neşeye bıraktı. Birbirini daha önce tanımayan insanlar, sanki yıllardır dostmuş gibi aynı sofrada buluştu.
Bazen bir memleketin güzelliğini anlamak için onun en büyük meydanlarına gitmek gerekmez. İnsanlarının misafirine nasıl davrandığına, ekmeğini nasıl paylaştığına ve yorulan bir yolcuyu nasıl karşıladığına bakmak yeterlidir.
Karakoyunlu, o gün misafirperverliğini bütün içtenliğiyle gösterdi.
Bayrağımızın altında şiir, halay ve Harmandalı
Cumhuriyet coşkusu, yürüyüşün ardından düzenlenen etkinliklerle daha da büyüdü.
Kayalıkların üzerine çıkan Kağızmanlı dağcı arkadaşımızın hem dağcılar hem de Cumhuriyetimiz için okuduğu şiirler, günün duygusunu bambaşka bir noktaya taşıdı. Dağların sessizliğinde yankılanan dizeler, doğa sevgisini vatan sevgisiyle buluşturuyordu.
Şiirin sesi kayalıklara çarpıp gökyüzüne yükselirken, insan bu toprakların yalnızca güzelliklerini değil, uğruna verilen mücadeleleri ve Cumhuriyetimizin hangi büyük fedakârlıklarla kurulduğunu da hatırlıyordu.
Ardından halaylar çekildi. Müzik başladı, eller birleşti, adımlar aynı ritimde buluştu. Farklı şehirlerden gelen dağcılar, öğrenciler, yöneticiler ve vatandaşlar, sevinçlerini ortak bir coşkuya dönüştürdüler.
Harmandalı oynandığında ise bu coşku daha da anlamlı bir hâl aldı. Ege'nin yiğitlik ve vakur duruşunu simgeleyen bu zeybek oyunu, Anadolu'nun farklı yörelerini aynı kültürel zenginlik içinde buluşturdu.
Bir yanda Ağrı Dağı'nın heybeti, diğer yanda Harmandalı'nın ağır ve onurlu adımları…
İnsan o an, Anadolu'nun ne kadar büyük bir kültür coğrafyası olduğunu bir kez daha hissediyor. Yörelerimiz farklı olabilir; ezgilerimiz, oyunlarımız ve ağızlarımız değişebilir. Fakat aynı vatanın insanları olarak bizi bir arada tutan ortak değerlerimiz vardır.
Cumhuriyetimizin güzelliği de biraz burada saklıdır: Farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmek, ortak bir geleceğe inanmak ve aynı bayrağın altında kardeşçe yürüyebilmek.
Karakoyunlu Kaymakamı İlhan Kayak, katılımcıları şanlı bayrağımızın önünde bir araya getirerek toplu fotoğraf çektirdi. O karede çocuklar, gençler, dağcılar, yöneticiler ve doğaseverler vardı.
Bir fotoğraf karesi bazen sayfalar dolusu yazının anlatamadığını anlatır. O gün çekilen fotoğraf da yalnızca güzel bir gezinin hatırası değildi; Cumhuriyetimizin farklı kuşakları aynı ortak değerde buluşturabildiğinin bir işaretiydi.
Kaymakam İlhan Kayak'ın yürüyüş boyunca katılımcılarla iç içe olması, gençlerle ve öğrencilerle aynı etkinlikte buluşması da günün dikkat çeken yönlerindendi. Sayın Valimizin görüntülü aramayla Kaymakam Bey üzerinden katılımcıları kutlaması, etkinliğe ayrı bir anlam kattı.
Birlikte yürümek, birlikte güçlenmek
Bu anlamlı organizasyonun gerçekleşmesinde İDABİS Kulüp Başkanı Özer Gonca'nın emeğini özellikle anmak gerekiyor. Doğayı, dağları ve yürüyüşü insanları bir araya getiren bir fırsata dönüştürmek; farklı şehirlerden gelen dağcıları, öğrencileri ve vatandaşları aynı etkinlikte buluşturmak kolay bir iş değildir.
Karakoyunlu Kaymakamlığıyla kurulan iş birliği, bu tür organizasyonların kamu kurumları ile sivil toplumun ortak çabasıyla ne kadar güzel sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.
Karakoyunlu İlçe Özel İdaresi Müdürü Baki Dursun'un katkısını da unutmamak gerekir. Belediye Başkanı Bayram Ballı'nın ve Iğdır Gençlik ve Spor İl Müdürü Recai Şahin'in etkinliğe katılması, doğa sporlarının ve gençleri bir araya getiren faaliyetlerin yerel yönetimler ve kurumlar açısından taşıdığı önemi ortaya koydu.
Doğubayazıt'tan gelen dağcılar, Kağızman'dan yola çıkarak aramıza katılan doğaseverler, İDABİS üyeleri ve genç öğrenciler…
Hepsi aynı güzelliğin parçasıydı.
Bu tür etkinlikler, gençlerin doğayla bağ kurmasına, tarihî ve kültürel mirası tanımasına, beden sağlığını korumasına ve birlikte hareket etme bilinci kazanmasına katkı sağlar. Üstelik bütün bunlar, pahalı tesislere veya gösterişli organizasyonlara ihtiyaç duymadan; bir patikada, bir dağın yamacında ve ortak bir amaç etrafında gerçekleştirilebilir.
Doğayı koruyan, tarihini tanıyan, ülkesinin güzelliklerini keşfeden gençler; geleceğe daha güçlü bir aidiyet duygusuyla bakarlar.
Cumhuriyetimizin 103. yılını böyle bir etkinlikle kutlamak, bu bakımdan son derece anlamlıydı.
Cumhuriyet, geleceğe uzanan bir yürüyüştür
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bizlere yalnızca bir yönetim biçimi bırakmadı. Aynı zamanda aklın, bilimin, eğitimin, çalışmanın ve çağdaşlaşmanın yolunu açtı.
Bugün o yolun üzerinde yürüyen çocuklarımızı ve gençlerimizi gördüğümüzde, Cumhuriyetin geleceğe uzanan canlı yüzüyle karşılaşıyoruz.
Karakoyunlu'da 14 kilometrelik yürüyüşe katılan öğrenciler, dağcılar, vatandaşlar ve yöneticiler, belki de günün sonunda farklı hatıralarla evlerine döndüler. Kimi Ağrı Dağı'nın kayalıklarını, kimi sonbaharın renklerini, kimi şiirleri ve halayları, kimi de dostlarla içilen çayın tadını hatırlayacak.
Benim hafızamda ise bütün bunların yanında dalında kalan elmalar da kalacak.
Çünkü bir tarafta Cumhuriyetimizin coşkusunu paylaşan, geleceğe umutla bakan insanlar; diğer tarafta emek verilmiş ama ekonomik karşılığını bulamamış ürünler vardı. Bu iki manzara, yaşadığımız coğrafyanın hem güzelliklerini hem de çözüm bekleyen meselelerini birlikte düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyordu.
Bir memleketi sevmek, yalnızca onun dağlarını, ovalarını, tarihî eserlerini ve güzel manzaralarını anlatmak değildir. O memleketin insanının emeğini, geçim derdini ve geleceğe ilişkin beklentilerini de önemsemektir.
Cumhuriyetin bize kazandırdığı en değerli bilinçlerden biri de budur: Yaşadığımız ülkeye ve topluma karşı sorumluluk duymak.
Cumartesi günü Karakoyunlu'da yaptığımız yürüyüş, doğayla iç içe geçirilen güzel bir günün çok ötesindeydi. Tarihimizle buluştuk, kültürümüzü paylaştık, gençlerimizin enerjisini gördük, dostluğun ve dayanışmanın sıcaklığını hissettik.
Ve bir kez daha anladık ki insan, sevdiği bir ülkenin yollarında yürürken yalnızca bir yerden başka bir yere gitmez. Geçmişinden güç alır, bugününü anlamlandırır ve geleceğe dair umutlarını tazeler.
Güneş yavaş yavaş sonbahar göğünden çekilirken, Ağrı Dağı'nın eteklerinde o günün hatıraları kaldı. Kayalıklarda yankılanan şiirler, havaya karışan çay kokusu, halayların neşesi ve bayrağımızın önünde çekilen fotoğraflar…
Bir de birlikte atılan binlerce adımın bıraktığı güzel duygu.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizi kuranları saygı ve minnetle anıyor; doğayı, insanı ve ortak değerlerimizi buluşturan bu anlamlı etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Dilerim Karakoyunlu'da atılan bu güzel adımlar, Iğdır'ın dört bir yanında yeni doğa yürüyüşlerine, yeni dostluklara ve yeni keşiflere vesile olur.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişten devraldığımız bir miras değil; her kuşağın kendi emeği, bilgisi ve dayanışmasıyla geleceğe taşıdığı ortak değerimizdir.
Ve bazen bu büyük yolculuğu anlamak için, Ağrı Dağı'nın eteğinde, şanlı bayrağımızın gölgesinde, dostlarımızla yan yana yürümek yeterlidir.




