Şairin kendi çocukluğu, okuyucunun çocukluğuna; onun köyü, okuyucunun köyüne; onun annesi, okuyucunun annesine dönüşür. Böyle şairlerin eserlerini okurken yalnızca bir şiir okumayız; geçmişimize açılan bir kapıdan içeri gireriz.
Iğdır'ın Karakoyunlu yöresinden yetişen şair ve yazar Emir Şıktaş, bu yönüyle değerlendirilmesi gereken isimlerden biridir.
Emir Şıktaş'ın edebî dünyasının merkezinde Iğdır, Karakoyunlu, Aras, çocukluk, anne, vatan, geçmiş, özlem ve Türk dünyası gibi kavramlar bulunmaktadır. Onun eserlerinde geçmişe duyulan özlem yalnızca kişisel bir nostalji değildir. Aynı zamanda değişen köy hayatının, kaybolmaya başlayan geleneklerin, çocukluk dünyasının ve bir coğrafyanın kültürel hafızasının korunması çabasıdır.
Bu nedenle Emir Şıktaş'ın şiirlerini yalnızca bireysel duyguların ürünü olarak değerlendirmek eksik kalacaktır. Onun şiirlerinde bireysel hafıza ile toplumsal hafıza iç içe geçmektedir.
Karakoyunlu'dan Iğdır'a Uzanan Bir Çocukluk Hafızası
Emir Şıktaş'ın edebî kişiliğini anlamanın önemli yollarından biri, onun doğup büyüdüğü coğrafyaya bakmaktır.
Bugünkü Karakoyunlu ilçesinin geçmişi, Iğdır'ın il statüsüne kavuşmasından önceki köy ve kasaba hayatıyla birlikte düşünülmelidir. Bu dünya; insanların birbirini yakından tanıdığı, komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğu, çocukların sokaklarda ve tarlalarda büyüdüğü, mevsimlerin hayatın ritmini belirlediği bir dünyadır.
Emir Şıktaş'ın şiirlerinde hissedilen geçmiş özleminin önemli kaynaklarından biri de bu dünyadır.
Buradaki özlem yalnızca "eski günlere dönme" arzusu değildir. Asıl mesele, insanın çocukluğuyla birlikte kaybettiği dünyayı yeniden hatırlamasıdır.
Çocukluk, insan hafızasının en güçlü katmanlarından biridir. İnsan yaşlandıkça çocukluğunda gördüğü bir ev, bir ağaç, bir yol, bir çeşme, bir tarla, bir anne sesi veya bir köy manzarası yeniden zihninde canlanabilir.
Şair işte tam bu noktada devreye girer.
Kendi hatırasını şiire dönüştürürken aslında okuyucunun hafızasını da harekete geçirir.
Bu nedenle Emir Şıktaş'ın şiirlerinde Karakoyunlu yalnızca bir yer adı değildir. Karakoyunlu, çocukluğun, komşuluğun, toprağın, aile bağlarının ve geçmişin sembolüdür.
"Benim Çocukluğum"dan "Bizim Çocukluğumuz"a
Emir Şıktaş'ın şiir dünyasının en dikkat çekici taraflarından biri, kişisel duyguların ortak bir hafızaya dönüşebilmesidir.
Bir şair kendi çocukluğunu anlatır. Fakat okuyucu o çocukluğun içinde kendi çocukluğunu bulur.
Bir köy anlatılır; okuyucu kendi köyünü hatırlar.
Bir anne anlatılır; okuyucu kendi annesinin sesini, yüzünü ve ellerini hatırlar.
Bir yol anlatılır; okuyucu yıllar önce yürüdüğü yolu düşünür.
Bir ayrılık anlatılır; okuyucu kendi kayıplarını hatırlar.
Edebiyatın en güçlü taraflarından biri de budur.
Şairin yaşadığı özel bir olay, başarılı bir edebî anlatımla evrensel bir duyguya dönüşebilir.
Emir Şıktaş'ın şiirlerini anlamlı kılan unsurlardan biri de bu dönüşümdür. Onun geçmişe bakışı, yalnızca "ben" merkezli değildir. Şairin kendi hatıralarından hareketle oluşturduğu dünya, okuyucunun hatıralarıyla birleşmektedir.
Bu nedenle Şıktaş'ın şiirlerinde zaman zaman bir "hafıza şiiri" özelliği görülür.
Iğdır'ın Şiirdeki Yeri
Iğdır, Türkiye'nin coğrafi olarak küçük fakat tarihî ve kültürel bakımdan son derece zengin bölgelerinden biridir.
Aras Nehri, Ağrı Dağı, sınır coğrafyası, Azerbaycan kültür havzası ve Türk dünyasıyla ilişkileri Iğdır'ı sıradan bir Anadolu şehrinden farklılaştıran özelliklerdir.
Emir Şıktaş'ın şiir dünyasında Iğdır'ın bu çok katmanlı yapısı belirgin biçimde hissedilir.
Iğdır onun için yalnızca doğduğu veya yaşadığı coğrafya değildir.
Iğdır aynı zamanda bir kimliktir.
Aras ise yalnızca bir nehir değildir. Aynı zamanda iki yakayı birbirine bağlayan ve aynı zamanda ayıran tarihî bir semboldür.
Şairin Aras'a bakışı, bu nedenle coğrafi bir bakışın ötesine geçer. Aras; ayrılığı, özlemi, sınırı, geçmişi ve Türk dünyasının ortak hafızasını çağrıştıran bir edebî imgeye dönüşür.
Bu noktada Şıktaş'ın şiirlerinde Iğdır ile Azerbaycan ve daha geniş anlamda Türk dünyası arasında kurulan duygusal bağ ayrıca önem kazanmaktadır.
Anne, Vatan ve Özlem
Şıktaş'ın şiir dünyasında anne ve vatan kavramlarının özel bir yeri olduğu görülmektedir.
Edebiyatta "anne" çoğu zaman insanın ilk yurdu anlamına gelir.
Çocuk, dünyayı önce annesi aracılığıyla tanır. Ev, aile, köy ve memleket kavramları da zamanla bu ilk aidiyet duygusunun çevresinde şekillenir.
Bu nedenle anneye duyulan özlem ile memlekete duyulan özlem arasında güçlü bir duygusal bağ kurulabilir.
Şıktaş'ın şiirlerinde de geçmişe, anneye, doğup büyüdüğü topraklara ve çocukluk günlerine yönelik özlemin birbirini tamamlayan unsurlar olarak ortaya çıkması dikkat çekicidir.
Bu yönüyle onun şiirleri sadece bir "gurbet şiiri" olarak değil, insanın kendi geçmişiyle kurduğu ilişkinin edebî ifadesi olarak da okunabilir.
"Yaşananlar Kaldı Hatıralarda": Zamanın Karşısında Şiir
Şairin eserleri arasında yer alan "Yaşananlar Kaldı Hatıralarda" adı bile onun şiir dünyasının temel kavramlarından birini ortaya koymaktadır: hafıza.
Zaman ilerler.
İnsanlar değişir.
Köyler değişir.
Evler yıkılır.
Sokaklar yenilenir.
Çocukluk arkadaşları farklı yerlere gider.
Büyükler yaşlanır ve bir gün aramızdan ayrılır.
Fakat hafıza bütün bunları kendi içinde saklar.
Şair, işte kaybolmaya yüz tutan bu dünyayı kelimeler aracılığıyla yeniden kurar.
Bu bakımdan şiir, sadece estetik bir ifade biçimi değildir; aynı zamanda kültürel hafızanın korunma araçlarından biridir.
Emir Şıktaş'ın şiirlerini bu perspektiften okumak, Iğdır'ın yakın geçmişine ilişkin sözlü ve duygusal hafızanın da izlerini görmemizi sağlayabilir.
1973'ten Günümüze Uzanan Şiir Yolculuğu
Şıktaş'ın şiirle ilişkisinin 1973 yılına kadar uzandığı ve yıllar içerisinde yaklaşık 1200 şiir kaleme aldığı ifade edilmektedir.
Bu kadar uzun bir zaman dilimine yayılan şiir üretimi, onun edebiyatla ilişkisinin geçici bir heves değil, hayatının önemli bir parçası olduğunu göstermektedir.
Elbette şiir sayısı tek başına bir edebî değer ölçüsü değildir.
Asıl önemli olan, yıllar boyunca değişen hayat şartlarının şairin dünyasında nasıl karşılık bulduğudur.
1970'li yılların Türkiye'si ile bugünün Türkiye'si aynı değildir.
Köy hayatı, iletişim biçimleri, aile yapısı, şehirleşme, ulaşım ve toplumsal ilişkiler büyük ölçüde değişmiştir.
Böyle bir değişim içerisinde yıllar boyunca şiir yazmak, aynı zamanda değişen toplumu kendi penceresinden kaydetmek anlamına gelir.
Bu nedenle Şıktaş'ın şiir külliyatı, yalnızca edebî açıdan değil, yerel kültür tarihi açısından da incelenmeye değer bir malzeme niteliğindedir.
"Sevgi Uyansın" ve "Siyah Gözlerin"
Emir Şıktaş'ın eserleri arasında "Sevgi Uyansın" ve "Siyah Gözlerin" gibi çalışmaların bulunması, onun şiir dünyasının yalnızca memleket ve geçmiş özlemiyle sınırlı olmadığını da göstermektedir.
Aşk, sevgi, insan ilişkileri ve güzellik gibi evrensel temalar da şairin dünyasında yer almaktadır.
Ancak bu temalar bile Şıktaş'ın şiirinde çoğu zaman insanın yaşadığı coğrafyadan ve hatıralarından bağımsız değildir.
Çünkü insanın sevmesi de özlemesi de hatırlaması da yaşadığı kültürel çevrenin izlerini taşır.
Bu nedenle onun şiirlerini bir bütün olarak değerlendirmek gerekir.
Kuzey ve Güney Azerbaycan'a Açılan Bir Şiir Dünyası
Emir Şıktaş'ın şiirlerinin yalnızca Iğdır çevresiyle sınırlı kalmayıp Kuzey ve Güney Azerbaycan'daki Türk dünyasıyla da duygusal bir bağ kurması, onun şiir coğrafyasını genişletmektedir.
Iğdır'ın sınır bölgesi olması burada önemli bir avantajdır.
Sınırlar siyasi olarak ülkeleri ayırabilir; ancak kültür, dil, edebiyat, müzik ve ortak hafıza sınırları aşabilir.
Aras Nehri'nin iki yakasında yaşayan insanların tarih boyunca birbirleriyle kurduğu kültürel bağlar, bu durumun en önemli örneklerinden biridir.
Şıktaş'ın şiirlerinde Türk dünyasına yönelik ilgi, bu tarihî ve kültürel bağın çağdaş bir edebî yansıması olarak değerlendirilebilir.
Bir Şairin Ardında Bıraktığı Kültürel Miras
Bir şairin değeri yalnızca kitaplarının sayısıyla ölçülemez.
Bazen bir şair, yaşadığı bölgenin unutulmaya yüz tutmuş kelimelerini, insanlarını, geleneklerini ve hatıralarını gelecek kuşaklara taşıdığı için önemlidir.
Emir Şıktaş'ın Iğdır kültürüne yönelik çalışmaları ve insanları bir araya getiren iletişim ortamlarına katkısı da bu açıdan önem taşımaktadır.
Uzun yıllar kamu sektöründe yöneticilik yaptıktan sonra emekli olması, ardından kültürel çalışmalarını sürdürmesi; onun hayatının farklı dönemlerinde topluma katkı verme arayışının devam ettiğini göstermektedir.
Özellikle Iğdır kültürüne ilişkin paylaşımların yapıldığı bir WhatsApp grubunu yönetmesi, günümüz teknolojisini yerel kültürün yaşatılması amacıyla kullanması bakımından ayrıca dikkat çekicidir.
Bugün kültürel hafızanın yalnızca kitaplarda değil, dijital ortamlarda da yaşatıldığı bir dönemdeyiz.
Bu nedenle geleneksel şiir ile modern iletişim araçlarının bir araya gelmesi, Şıktaş'ın kültürel faaliyetlerinin önemli taraflarından biridir.
Edebiyat Açısından Emir Şıktaş
Emir Şıktaş'ın şiirlerini edebiyat tarihi içerisinde değerlendirirken onu yalnızca belirli bir edebî akımın veya dar bir şiir anlayışının içerisine yerleştirmek yerine, yerel hafıza ile evrensel insan duygularını birleştiren bir şair olarak ele almak daha açıklayıcı olabilir.
Onun şiirlerinde üç temel katman dikkat çekmektedir:
Birinci katman bireysel hafızadır.
Şair kendi yaşadıklarını, çocukluğunu, sevgilerini ve özlemlerini anlatır.
İkinci katman toplumsal hafızadır.
Şairin kişisel hatıraları, Karakoyunlu ve Iğdır'ın ortak geçmişiyle birleşir.
Üçüncü katman ise kültürel hafızadır.
Iğdır'ın Azerbaycan ve Türk dünyasıyla ilişkileri, vatan ve memleket duygusu şiirin sınırlarını genişletir.
Bu üç katman birleştiğinde ortaya yalnızca bireysel bir şiir dünyası değil, aynı zamanda belirli bir coğrafyanın kültürel portresi çıkar.
Sonuç: Bir Şair, Bir Coğrafya ve Bir Hafıza
Emir Şıktaş'ı anlamak, biraz da Iğdır'ın geçmişini anlamaktır.
Onun şiirlerinde Karakoyunlu'nun yollarını, çocukluğun masumiyetini, anne sevgisini, Aras'ın hüznünü, memleket özlemini ve zamanın insan hayatında bıraktığı izleri görmek mümkündür.
Belki de Şıktaş'ın şiirlerini değerli kılan en önemli özelliklerden biri budur:
Şair kendi geçmişini anlatırken okuyucuya kendi geçmişini hatırlatmaktadır.
Bir şiiri okuyan insan, bir anda yıllar önce bıraktığı köyünü düşünebilir.
Çocukluğunda oynadığı sokağı hatırlayabilir.
Artık hayatta olmayan bir büyüğünün sesini zihninde yeniden duyabilir.
Bir annenin ellerini, bir babanın bakışını, bir arkadaşın yüzünü hatırlayabilir.
İşte edebiyatın gücü tam burada ortaya çıkar.
Şairin kelimeleri, kişisel hafızadan çıkarak ortak hafızaya dönüşür.
Emir Şıktaş'ın şiir dünyası da bu açıdan yalnızca bir şairin kendi hayatının anlatısı değildir. Aynı zamanda Karakoyunlu'nun, Iğdır'ın, Aras'ın ve geçmişte kalan bir Anadolu-Azerbaycan sınır coğrafyasının duygusal hafızasına açılan bir pencere niteliğindedir.
Bugün köylerden şehirlere göçün hızlandığı, geleneksel yaşam biçimlerinin değiştiği ve geçmişle gelecek arasındaki bağın giderek zayıfladığı bir dönemde, bu tür edebî çalışmalar daha da anlam kazanmaktadır.
Çünkü şehirler büyürken hafızalar küçülmemelidir.
Yeni kuşaklar geçmişin bütün ayrıntılarını yaşamayabilirler; fakat geçmişi anlatan şiirler, onların o dünyayı tanımalarına yardımcı olabilir.
Bu nedenle Emir Şıktaş'ın şiirlerini yalnızca bir edebiyat çalışması olarak değil, Iğdır'ın kültürel hafızasının korunmasına yapılan kişisel bir katkı olarak değerlendirmek gerekir.
Karakoyunlu'dan başlayan bu şiir yolculuğu, aslında tek bir insanın hikâyesinden daha büyüktür. Çünkü bazı şairler kendi hayatlarını yazar. Bazı şairler ise kendi hayatlarını yazarken bir coğrafyanın hatıralarını da geleceğe bırakırlar. Emir Şıktaş'ın şiir dünyasını anlamlı kılan asıl nokta da burada yatmaktadır.





