Sözer AKYILDIRIM

İnsanları birkaç kelimeyle tanımlamak kolaydır.
Bir bakıştan, bir toplantıdaki tavırdan, bir konuşmadan veya bir tartışmadan hareketle bir insan hakkında hüküm vermek de mümkündür.

Ama kolay olan her zaman doğru olan değildir.
Özellikle kamuoyunun önünde bulunan insanlar için bu daha da önemlidir. Bir siyasetçi, bir iş insanı veya toplumda belirli bir ağırlığa sahip kişi hakkında söylenen tek bir sıfat, zaman zaman onun bütün hayatının önüne geçebilir.

Geçtiğimiz günlerde Iğdır'da internet gazetecilerinin katıldığı bir toplantıda Cantürk Alagöz için “kibir abidesi” ifadesinin kullanılması da bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir değerlendirmedir.
Elbette gazetecinin eleştirme hakkı vardır.
Elbette Cantürk Alagöz de diğer bütün siyasetçiler gibi eleştirilebilir.
Hatta bir milletvekilinin eleştirilmesi demokrasinin gereğidir.

Fakat bir insanın karakterini tek bir sıfatla açıklamak başka, onun hayatına bakarak bir kişilik değerlendirmesi yapmak başkadır.
İşte bu nedenle Cantürk Alagöz'ü anlamak için bir toplantıdaki birkaç dakikaya değil, Iğdır'da başlayan ve Türkiye'nin farklı coğrafyalarına uzanan yaklaşık altmış yıllık hayatına bakmak gerekir.

Çünkü insan, yalnızca bugün bulunduğu makam değildir.
İnsan; doğduğu toprak, çocukluğu, aldığı eğitim, verdiği mücadele, yaptığı işler, dostlukları, hataları, başarıları ve geride bıraktığı izlerle birlikte değerlendirilmelidir.
Cantürk Alagöz'ün hikâyesine bakıldığında ise karşımıza her şeyden önce bir Iğdır hikâyesi çıkmaktadır.


IĞDIR'DA BAŞLAYAN HAYAT
Cantürk Alagöz 1969 yılında Iğdır'da dünyaya geldi.
Çocukluğu ve ilk gençliği Iğdır'da geçti.
İlk ve ortaöğrenimini doğduğu şehirde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümüne gitti. Lisans eğitiminin ardından yüksek lisans yaptı.
Bu ayrıntı, onun hayat hikâyesinin anlaşılması açısından önemlidir.
Çünkü Cantürk Alagöz'ün hikâyesi, Iğdır'dan Ankara'ya giden sıradan bir eğitim yolculuğu değildir.
O yolculuk, daha sonra Türkiye'nin teknoloji, kimya, ilaç ve sanayi dünyasına uzanan bir girişimcilik hikâyesine dönüşecektir.
TBMM'nin resmî biyografisinde Alagöz'ün kimya mühendisliği eğitiminin yanı sıra kimyasal analiz ve AR-GE laboratuvarları, ilaç, çevre, enerji, plastik, havacılık ve maden gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerde girişimci ve yönetici olarak yer aldığı belirtilmektedir.
Yani Iğdır'dan çıkan genç, yıllar içinde yalnızca bir iş insanı değil, farklı sektörlerde yatırım yapabilen bir girişimciye dönüşmüştür.
Fakat onun hayatındaki asıl dikkat çekici nokta burada değildir.
Asıl dikkat çekici nokta şudur:
Iğdır'dan çıkmış ama Iğdır'ı hayatından çıkarmamıştır.

DÜNYAYA AÇILAN AMA DOĞDUĞU TOPRAĞI UNUTMAYAN ADAM
İnsanların doğdukları şehirlerle ilişkileri birbirinden farklıdır.
Kimileri doğduğu şehirden ayrıldığında geçmişini geride bırakır.
Kimileri ise nereye giderse gitsin çocukluğunun izlerini taşır.
Cantürk Alagöz'ün Iğdır'a yönelik faaliyetlerine bakıldığında ikinci gruba daha yakın bir profil görülmektedir.
Türkiye'nin büyük şehirlerinde ve iş dünyasında kendisine bir yer edinmiş, farklı sektörlerde yatırım yapmış, uluslararası ilişkiler kurmuş bir insanın, bütün bu imkânları doğduğu şehre yöneltmeye çalışması tesadüf olarak açıklanamaz.
Bu durum, ekonomik bir yatırım tercihinin ötesinde, memleket duygusuyla da açıklanabilir.
Bunun adı belki de Iğdır sevdasıdır.
Sevda her zaman şiirle anlatılmaz.
Bazen bir fabrika ile anlatılır.
Bazen bir spor kulübüyle.
Bazen bir hastaya yapılan yardımla.
Bazen Ankara'da bir bakanlığın kapısını çalmakla.
Bazen Iğdır'ın adını İstanbul'da, Ankara'da veya Türkiye'nin iş dünyasında duyurmakla.
Bazen de doğduğun şehrin sorunlarını yıllarca unutmamakla.
Cantürk Alagöz'ün Iğdır'la ilişkisini bu açıdan değerlendirmek gerekir.

GİRİŞİMCİLİK: KENDİ BAŞARISINI OLUŞTURMAK
Cantürk Alagöz'ün hayatının önemli bir bölümü girişimcilik üzerinde şekillenmiştir.
Kimya mühendisliği eğitimi onun teknik altyapısını oluştururken, girişimcilik yeteneği farklı sektörlere yönelmesini sağlamıştır.
Kimya...
İlaç...
AR-GE...
Çevre...
Enerji...
Plastik...
Havacılık...
Maden...
Bunların her biri farklı bilgi ve sermaye gerektiren alanlardır.
Dolayısıyla Alagöz'ün iş hayatını yalnızca “zengin bir iş insanı” şeklinde tanımlamak eksik olur.
Onun asıl özelliği yatırım yapabilme ve proje geliştirebilme kapasitesidir.
Başka bir ifadeyle, sermayeyi yalnızca tüketen değil, üretime dönüştürmeye çalışan bir girişimci profili ortaya çıkmaktadır.
İşte bu özellik daha sonra Iğdır'a bakışına da yansımıştır.

Iğdır-Kars Karayolunda Kamyon Devrildi
Iğdır-Kars Karayolunda Kamyon Devrildi
İçeriği Görüntüle

IĞDIRSPOR: BİR FUTBOL TAKIMINDAN ŞEHİR MARKASINA
Cantürk Alagöz'ün Iğdır'a yaptığı katkılar arasında en görünür olanlardan biri futboldur.
Iğdır FK'nın yükselişi, Iğdır'ın son yıllardaki en dikkat çekici sosyal olaylarından biridir.
Kulüp amatör liglerden profesyonel liglere yükselmiş, ardından 2. Lig'e ve nihayetinde 1. Lig'e çıkmıştır.
Kulübün kendi tarihçesine göre Alagöz'ün başkanlığı döneminde bu yükseliş hız kazanmış ve Iğdır FK kısa sayılabilecek bir süre içinde Türkiye profesyonel futbolunun önemli liglerinden birine ulaşmıştır.
Bu başarı yalnızca bir futbol başarısı değildir.
Çünkü futbolun şehirler üzerindeki sosyolojik etkisi küçümsenemez.
Bir futbol kulübü;
şehrin adını taşır,
gençlere hedef verir,
şehir halkında ortak aidiyet oluşturur,
çocukları spora yönlendirir,
şehrin ulusal medyada görünürlüğünü artırır.
Iğdır'ın yıllarca Türkiye'nin batısında yeterince tanınmadığını hepimiz biliyoruz.
Bugün ise futbol sayesinde Iğdır'ın adı haftalık olarak Türkiye'nin spor gündemine girmektedir.
Bu nedenle Iğdır FK'nın yükselişini yalnızca sportif bir başarı olarak görmek doğru değildir.
Bu aynı zamanda şehir markalaşmasının bir parçasıdır.

IĞDIR'IN ADINI TÜRKİYE'NİN GÜÇLÜ İSİMLERİYLE BULUŞTURMAK
Cantürk Alagöz'ün Iğdır'a yönelik yaklaşımının başka bir örneği de Ali Koç'un Iğdır'a getirilmesidir.
Türkiye'nin iş dünyasında önemli bir yere sahip olan ve Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı yapan Ali Koç'un Iğdır'ı ziyaret etmesi, yalnızca bir spor ziyareti olarak görülmemelidir.
Bir şehrin tanıtımı bazen bir televizyon reklamından çok daha etkili yollarla yapılabilir.
Önemli insanların o şehre gelmesi...
Şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini görmesi...
Sosyal medyada paylaşması...
İş dünyasının dikkatini oraya çekmesi...
Bütün bunlar şehir markalaşmasının parçalarıdır.
Ali Koç'un Iğdır'a gelişi de bu bakımdan şehrin sosyal görünürlüğüne katkı sağlayan sembolik bir olaydır.
Cantürk Alagöz'ün burada yaptığı şey, kendi kişisel çevresini Iğdır'ın tanıtımına açmaya çalışmaktır.
Bu, şehir sevdasının başka bir biçimidir.

ZENGEZUR, DEMİRYOLU VE YENİ IĞDIR
Iğdır'ın kaderini değiştirebilecek en önemli gelişmelerden biri ulaştırma altyapısıdır.
Çünkü Iğdır coğrafi olarak olağanüstü bir konumdadır.
Nahçıvan'a komşudur.
İran'a komşudur.
Kafkasya'nın hemen yanı başındadır.
Aras Vadisi'nde yer almaktadır.
Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney bağlantılarında önemli bir geçiş alanıdır.
Bu nedenle Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu demiryolu projesi yalnızca bir ulaşım projesi değildir.
Bu proje Iğdır'ın ekonomik kaderini değiştirebilecek stratejik bir altyapıdır.
Demiryolunun gerçekleşmesi halinde;
yük taşımacılığı,
lojistik,
sınır ticareti,
depolama,
gümrük hizmetleri,
sanayi,
tarım ürünlerinin taşınması
ve yeni istihdam alanlarının gelişmesi mümkün hale gelebilir.
Zengezur bağlantısının oluşturabileceği yeni ulaşım ve ticaret imkanlarıyla birlikte düşünüldüğünde Iğdır'ın bölgesel bir lojistik merkeze dönüşme ihtimali daha da önem kazanmaktadır.
Cantürk Alagöz'ün bu konuları sürekli Ankara'nın gündemine taşıması, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile görüşmeler gerçekleştirmesi ve Iğdır'ın ulaştırma projelerini takip etmesi bu nedenle önemlidir.
Burada objektif olmak gerekir.
Demiryolunu bir milletvekili yapmaz.
Devlet yapar.
Bütçeyi devlet sağlar.
İhaleyi ilgili kamu kurumları gerçekleştirir.
Ancak milletvekilinin görevi de bu yatırımların takipçisi ve siyasi savunucusu olmaktır.
Dolayısıyla doğru ifade şudur:
Cantürk Alagöz, Iğdır'ın ulaştırma ve bağlantı projelerinin Ankara'daki siyasi takipçilerinden biri olmuştur.
Bu ifade hem hakkaniyetlidir hem de gerçekçi bir siyasal değerlendirmedir.

SAĞLIK: İNSANA DOKUNAN YATIRIM
Bir şehrin gelişmişliğini ölçmenin en önemli göstergelerinden biri sağlık hizmetleridir.
Iğdır'da uzun yıllardır yeni ve daha büyük bir hastaneye duyulan ihtiyaç kamuoyunda tartışılmıştır.
400 yataklı yeni devlet hastanesi projesinin gündeme gelmesi, ihale sürecinin başlatılması ve inşaatın devam etmesi Iğdır açısından önemli bir gelişmedir.
Bu yatırımın tamamını bir milletvekiline mal etmek doğru değildir.
Bu bir devlet yatırımıdır.


Fakat bir milletvekilinin böyle bir yatırımın takipçisi olması da milletvekilliğinin doğal görevlerinden biridir.
Burada Alagöz'ün rolünü doğru tanımlamak gerekir:
Iğdır'ın sağlık ihtiyacını Ankara'da gündemde tutan ve yatırım sürecinin takipçilerinden biri olan bir milletvekili.
Bu yaklaşım, hem siyasetin gerçekliğine hem de kamu yönetiminin işleyişine uygundur.

BİREYSEL YARDIMLAR VE “DERTLİLERE DERMAN OLMAK”
Cantürk Alagöz hakkında Iğdır'da en çok anlatılan özelliklerden biri de ihtiyaç sahiplerine yaptığı yardımlardır.
Bazen hastalara...
Bazen öğrencilere...
Bazen ailelere...
Bazen sporculara...
Bazen ekonomik açıdan zor durumda bulunan insanlara...
Bu yardımların bir bölümü kamuoyuna yansımış, bir bölümü ise muhtemelen hiç duyulmamıştır.
Örneğin SMA hastası Mustafa Talha bebeğin tedavisi konusunda yaptığı destek yerel basına yansımış ve ailenin tedavi sürecine katkı sağladığı aktarılmıştır.
Böyle durumlarda ekonomik rakamların anlamı değişir.
Bir iş insanı için bir milyon lira bir yatırım kalemidir.
Bir hasta ailesi için ise aynı para hayat ile çaresizlik arasındaki fark olabilir.
Bu nedenle sosyal yardım yapan insanları değerlendirirken yalnızca siyasi kimliklerine bakmamak gerekir.
İyilik, siyasi parti rozeti taşımaz.
Bir çocuğun hastalığı X’ Parti'li, Y’'li veya başka bir partili değildir.
Bir yoksulun derdi parti ayrımı yapmaz.
Bir öğrencinin eğitim ihtiyacı siyasi görüş sormaz.
Bu nedenle Cantürk Alagöz'ün yardım anlayışının en değerli taraflarından biri, eğer gerçekten siyasi ayrım gözetmeden ihtiyaç sahibine ulaşabiliyorsa, insanı siyasetin önüne koymasıdır.

Cantürk Alagöz hakkında konuşulurken dikkat edilmesi gereken bir başka konu da siyasi aidiyet ile hemşehrilik arasındaki dengedir.
Bir milletvekili partisinin temsilcisidir.
Fakat aynı zamanda bütün Iğdır'ın milletvekilidir.
Kendisini destekleyenlerin olduğu kadar kendisine oy vermeyen insanların da sorunlarıyla ilgilenmek zorundadır.
Bu nedenle bir milletvekilinin gerçek başarısı sadece kendi siyasi çevresiyle kurduğu ilişkiyle değil, kendisine oy vermeyen insanlarla kurduğu ilişkiyle de ölçülmelidir.
Iğdır gibi küçük ve sosyal ilişkilerin güçlü olduğu bir şehirde bu daha da önemlidir.
Burada Cantürk Alagöz'ün farklı siyasi görüşlerden insanlarla temas kurduğu ve bazı sosyal meselelerde parti ayrımının ötesine geçebildiği yönündeki yerel anlatılar dikkate değerdir.
Ancak objektif bir araştırma açısından bunların daha geniş veri ve örneklerle desteklenmesi gerekir.
Çünkü iyi niyetli bir gözlem ile bilimsel sonuç arasında fark vardır.

“KİBİR ABİDESİ” SÖZÜNÜN ÖTESİNE GEÇMEK
Şimdi tekrar başlangıçtaki tartışmaya dönelim.
Cantürk Alagöz gerçekten kibirli midir?
Bu soruya kesin hüküm vermek yerine başka bir soru sormak daha doğru olacaktır:
Bir insanın karakterini ne belirler?
Bir toplantıdaki davranışı mı?
Bir gazetecinin izlenimi mi?
Yoksa yıllar boyunca yaptığı işler mi?
Bence cevap açıktır:
İnsan davranışlarıyla değerlendirilir.
Cantürk Alagöz'ün de elbette eleştirilecek yönleri olabilir.
Siyasetçi olduğu için eleştirilebilir.
İş insanı olduğu için eleştirilebilir.
İletişim tarzı beğenilmeyebilir.
Bunların hepsi demokratik hakkın parçasıdır.
Fakat “kibir abidesi” gibi bir karakter tanımlamasının gerçek anlam kazanabilmesi için somut davranışlara dayanması gerekir.
Çünkü zengin olmak kibir değildir.
Başarılı olmak kibir değildir.
Güçlü ilişkiler kurmak kibir değildir.
Kendine güvenmek kibir değildir.
Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesi ve bunu davranışlarına yansıtmasıdır.
Bu nedenle Cantürk Alagöz'ü yalnızca böyle bir sıfatla tanımlamak, onun hayatının tamamını açıklamaya yetmez.


CANTÜRK ALAGÖZ'ÜN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ: IĞDIR
Cantürk Alagöz'ün hayatında maddi başarıların önemli bir yeri vardır.
Fakat onun Iğdır açısından asıl zenginliği başka bir şeydir:
Iğdır'ı tanıması.
Bir şehirde doğmak ile o şehri tanımak aynı şey değildir.
Çocukluğunu orada geçiren insan;
sokağı bilir,
köyü bilir,
insanını bilir,
coğrafyasını bilir,
kışını bilir,
yazını bilir,
yoksulluğunu bilir,
zenginliğini bilir,
insanların beklentilerini bilir.
Karakoyunlu'dan çıkıp Hacettepe'ye, oradan iş dünyasına ve sonunda TBMM'ye uzanan bir hayatın en önemli tarafı da budur.
Alagöz Iğdır'ın sadece ekonomik potansiyelini değil, duygusal haritasını da bilen bir insandır.
Bu nedenle onun Iğdır'a yönelik ilgisini yalnızca siyasi yatırım olarak değerlendirmek eksik kalır.


IĞDIR'IN YENİ HİKÂYESİ
Bugün Iğdır'ın önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır.
Zengezur bağlantısı...
Kars-Iğdır-Nahçıvan demiryolu...
Dilucu Sınır Kapısı...
Sınır ticareti...
Tarım...
Hayvancılık...
Lojistik...
Turizm...
Üniversite...
Sağlık...
Spor...
Bunların hepsi doğru planlandığında Iğdır'ın kaderini değiştirebilir.
Fakat bunun için sadece kamu yatırımı yetmez.
Özel sektörün de devreye girmesi gerekir.
İşte Cantürk Alagöz'ün en önemli avantajlarından biri burada ortaya çıkmaktadır.
O hem özel sektörü hem kamuyu bilen bir insandır.
Hem yatırımcının dilini hem siyasetçinin dilini konuşabilmektedir.
Hem iş dünyasının nasıl düşündüğünü hem de Ankara'nın nasıl çalıştığını bilmektedir.
Bu iki dünyanın birleşmesi Iğdır için önemli bir fırsattır.
Ancak bunun bir şartı vardır:
Kişisel girişimlerin kurumsal kalkınma modeline dönüşmesi.
IĞDIR SEVDASININ ÖLÇÜSÜ
Bir insanın bir şehri sevdiğini söylemesi kolaydır.
Asıl mesele, o sevginin davranışa dönüşmesidir.
Iğdır'ı sevmek;
Iğdır'ın sorunlarını bilmek,
Iğdır'ın gençlerini düşünmek,
Iğdır'ın çiftçisini düşünmek,
Iğdır'ın esnafını düşünmek,
Iğdır'ın hastasını düşünmek,
Iğdır'ın öğrencisini düşünmek,
Iğdır'ın geleceğini düşünmek demektir.
Bazen bir yatırım yapmaktır.
Bazen bir hastanın elinden tutmaktır.
Bazen bir çocuğun eğitimine destek olmaktır.
Bazen bir spor kulübünü ayağa kaldırmaktır.
Bazen Ankara'da bir bakanlığın kapısında Iğdır'ın sorununu anlatmaktır.
Bazen de hiçbir karşılık beklemeden memleketinin adını iyi bir yerde duyurmaktır.
Cantürk Alagöz'ün Iğdır'la ilişkisini bu davranışların toplamı üzerinden değerlendirdiğimizde, onun hayatında Iğdır merkezli bir aidiyet duygusunun güçlü olduğu görülmektedir.
Cantürk Alagöz başarılı bir girişimcidir.
Iğdır'a bağlılığı belirgindir.
Iğdırspor'a yaptığı katkı somuttur.
Şehrin tanıtımına yönelik girişimleri dikkat çekicidir.
Sağlık, ulaşım, eğitim ve spor yatırımlarının takipçisi olmaya çalışmaktadır.
İhtiyaç sahibi insanlara yönelik sosyal yardım faaliyetleri bulunmaktadır.Ankara'daki iş ve siyaset dünyasıyla kurduğu ilişkiler Iğdır açısından önemli bir potansiyel oluşturmaktadır.
SON SÖZ: IĞDIR'DAN ÇIKAN VE IĞDIR'A DÖNEN BİR HİKÂYE
Cantürk Alagöz'ün hayat hikâyesini tek bir cümleyle anlatmak gerekirse belki de şöyle denebilir:
Iğdır'da başlayan, Türkiye'nin iş dünyasına uzanan ve kazandığı imkânları yeniden Iğdır'a taşımaya çalışan bir hayat.
Bir çocuk Iğdır'da doğdu.
Okula Iğdır'da başladı.
Hacettepe'de mühendis oldu.
İş dünyasına girdi.
Girişimci oldu.
Şirketler kurdu.
Türkiye'nin farklı sektörlerinde yatırım yaptı.
Fakat yıllar sonra dönüp doğduğu şehre baktı.
Ve belki de kendi kendine şu soruyu sordu:
“Ben bugün bulunduğum yere geldiysem, doğduğum şehir nerede?”
Sonrasında Iğdır'a yatırım yaptı.
Spora yatırım yaptı.
İnsanlara yardım etti.
Şehrin tanıtımına katkıda bulundu.
Türkiye'nin önemli isimlerini Iğdır'a getirdi.
Iğdır'ın adını daha geniş çevrelere taşımaya çalıştı.
Sonra milletvekili oldu.
devletin imkânlarını Iğdır'a yönlendirmek için Ankara'nın kapılarını çalmaya başladı.
İşte bu nedenle Cantürk Alagöz'ün hikâyesini sadece bir milletvekili hikâyesi olarak okumak eksik olur.
Bu aynı zamanda bir memleket hikâyesidir.
Bir girişimcilik hikâyesidir.
Bir başarı hikâyesidir.
Bir siyasi dönüşüm hikâyesidir.
Ve bütün bunların üzerinde bir Iğdır sevdası hikâyesidir.
Elbette zaman zaman eleştirilecektir.
Elbette yaptığı her iş doğru bulunmayacaktır.
Elbette siyasetçi olduğu için hesap verecektir.
Zaten demokratik hayat bunu gerektirir.
Fakat eleştirmek başka, haksızlık etmek başkadır.
Bir insanın birkaç dakikalık görüntüsüne bakarak bütün hayatına hükmetmek yerine, onun bıraktığı izlere bakmak gerekir.
Ve Cantürk Alagöz'ün Iğdır'daki izlerine bakıldığında;
bir futbol kulübü,
birçok sosyal yardım,
tanıtım faaliyetleri,
yatırım arayışları,
ulaştırma projelerinin takibi,
sağlık yatırımları,
eğitim çalışmaları
ve Ankara'da Iğdır'ın sorunlarını gündeme taşıma çabası görülmektedir.
Bütün bunların sonucunda onun için söylenebilecek en anlamlı söz belki de şudur:
Cantürk Alagöz, Iğdır'dan çıkmış bir iş insanı olmanın ötesinde, Iğdır'ı hayatının bir parçası olarak taşımaya devam eden bir hemşehridir.
İnsan bazen doğduğu toprağı terk eder ama o toprak insanı terk etmez.
Çocukluğun geçtiği sokaklar...
İlk arkadaşlıklar...
Okul sıraları...
Karakoyunlu'nun yolları...
Iğdır'ın o kendine özgü havası...
Ağrı Dağı'nın gölgesi...
Aras'ın sessiz akışı...
Bunlar insanın hafızasından kolay kolay silinmez.
Belki de Cantürk Alagöz'ün Iğdır'a yönelik çabasının temelinde de bu hafıza vardır.
Çünkü insanın gerçek memleketi bazen nüfus cüzdanındaki doğum yeri değil, kalbinin hiç terk edemediği yerdir.
Cantürk Alagöz için o yer Iğdır'dır.
Ve bundan sonraki yıllarda onun siyasi mirasını belirleyecek olan da yalnızca kaç yatırım getirdiği değil;
Iğdır'ın çocuklarına nasıl bir gelecek bıraktığıdır.
Eğer Iğdır daha üretken,
daha zengin,
daha eğitimli,
daha sağlıklı,
daha ulaşılabilir,
daha tanınır
ve gençlerinin geleceğini başka şehirlerde aramak zorunda kalmadığı bir şehir haline gelirse, o zaman Cantürk Alagöz'ün Iğdır sevdasının gerçek karşılığı ortaya çıkmış olacaktır.
Çünkü bir şehri sevmenin en güzel yolu, onun geçmişine özlem duymaktan çok, geleceğini inşa etmeye çalışmaktır.
Ve belki Cantürk Alagöz'ün Iğdır hikâyesini anlatan en güzel cümle de budur:
“Iğdır'dan çıktı; fakat Iğdır'ı hayatından hiç çıkarmadı!..
Cantürk Alagöz'ün Iğdır hikâyesi de henüz tamamlanmış değildir.
Belki asıl hikâye şimdi başlamaktadır.
Çünkü Iğdır'ın önünde yeni bir dönem vardır.


Muhabir: Haber Merkezi