“YEREL YAZAR SADECE YAZAR DEĞİLDİR; ŞEHRİN HAFIZASIDIR!”
Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi
Bir şehirde kitap okunmasını teşvik etmek elbette çok değerli bir çalışmadır. Çocukların ve gençlerin yazarlarla buluşturulması, kitap sevgisinin artırılması, okuma alışkanlığının geliştirilmesi hepimizin desteklemesi gereken bir kültür politikasıdır.
Ancak burada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soru var:
“Iğdır Okuyor” denildiğinde Iğdır'ın kendi yazarları nerede?
Iğdır'da yıllardır kitap yazan, şiir üreten, araştırma yapan, şehrin tarihini, kültürünü, insanını ve toplumsal hafızasını kayıt altına alan onlarca yazar ve şair bulunuyor.
Fakat bu insanların önemli bir bölümü kendi şehirlerinde okurunu bulamıyor.
Daha da düşündürücü olanı, Iğdır'da düzenlenen okuma ve yazar buluşmalarında çoğu zaman İstanbul veya Ankara gibi büyük şehirlerden gelen yazarların davet edilmesi.
Elbette başka şehirlerden yazarların Iğdır'a gelmesine kimsenin itirazı olamaz.
Onlar da gelsin.
Kitaplarını tanıtsınlar.
Tecrübelerini paylaşsınlar.
Ama Iğdır'ın yazarları da aynı şekilde kendi şehirlerinin çocuklarıyla, gençleriyle ve okuyucularıyla buluşturulsun.
Çünkü mesele İstanbul'dan ya da Ankara'dan yazar getirilmesine karşı çıkmak değil.
Mesele, Iğdır'da yazan insanların görünmez hale getirilmemesidir.
MİSAFİR YAZAR VAR, YEREL YAZAR NEDEN YOK?
Bugün Iğdır'a dışarıdan gelen bir yazar misafir ediliyor.
Ağırlanıyor.
Söyleşi yapılıyor.
Ökuyucu ile buluşturuluyor.
Kitapları tanıtılıyor.
Ve çoğu zaman o kitapların satışına da imkân sağlanıyor.
Bunların tamamı güzel.
Fakat aynı şehirde yaşayan bir Iğdırlı yazarın kitabı ne oluyor?
Çoğu zaman evinin bir köşesinde, deposunda veya bodrumunda bekliyor.
Yazar kitabını kendi parasıyla bastırmış.
Yayınevine ödeme yapmış.
Aylarca, hatta yıllarca çalışmış.
Kitabını ortaya çıkarmış.
Sonra elinde yüzlerce kitap kalmış.
Okuruna ulaşabilmek için kapı kapı dolaşmak zorunda kalıyor.
İşte burada ciddi bir adaletsizlik duygusu ortaya çıkıyor.
Dışarıdan gelen yazar Iğdır'da okuruna ulaşabiliyor da Iğdır'ın yazarı neden kendi şehrinde okuruna ulaşamıyor?
YAYINEVİ KAZANIYOR, SATIŞ PLATFORMU KAZANIYOR; YAZAR NE KAZANIYOR?
Yerel yazarların yaşadığı problem yalnızca davet edilmemek de değil.
Kitap üretiminin ekonomik tarafı da son derece ağır.
Birçok yazar eserini yayımlayabilmek için yayınevine kendi cebinden ödeme yapıyor.
Baskı tamamlandığında yazarın eline belirli sayıda kitap veriliyor.
Ancak bundan sonrası büyük ölçüde yazarın kendi çabalarına bırakılıyor.
Kitabın internet üzerindeki satış platformlarında bulunması, kitabın yazarı açısından her zaman yeterli bir ekonomik getiri anlamına gelmiyor.
Hatta kimi zaman kitaplar ikinci el veya nadir kitap satış sitelerinde yüksek fiyatlarla karşımıza çıkabiliyor.
Fakat kitabı yazan insanın bundan anlamlı bir ekonomik kazanç elde edememesi ayrı bir çelişki oluşturuyor.
Kitap piyasada var, fakat yazarın emeğinin karşılığı yok.
Bir yazar için bundan daha kırıcı ne olabilir?
Iğdır'ın yazarları bugüne kadar ellerindeki kitapları okuyucuya ulaştırmak için çok şey yaptılar.
Söyleşiler yapıldı.
İmza günleri gerçekleştirildi.
Yazarlar kendi imkânlarıyla kültürel etkinliklere katıldılar.
Çünkü yazarın amacı sadece para kazanmak değildir.
Yazar öncelikle okunmak ister.
Yazdığı kitabın bir öğrencinin eline geçmesini, bir gencin kitaplığında yer almasını, bir araştırmacının eserinden faydalanmasını ister.
Ancak sürekli olarak ücretsiz kitap dağıtmak da sürdürülebilir değildir.
Çünkü yazarın yeni bir kitap yazabilmesi için yeniden ekonomik kaynağa ihtiyacı vardır.
Yeni araştırma yapmak, arşiv taramak, kitap bastırmak, dağıtmak ciddi bir maliyet oluşturur.
Bir süre sonra yazarın önünde şu soru belirir:
“Yeni kitabımı hangi parayla bastıracağım?”
IĞDIR OKUYORSA, ÖNCE IĞDIR'IN YAZARINI OKUMALI
Burada “Iğdır Okuyor” gibi kampanyaların değerini tartışmıyoruz.
Tam tersine, bu tür kampanyaların çok daha güçlü hale getirilmesini istiyoruz.
Ama bunun için bir eksikliği tamamlamak gerekiyor:
Yerel yazarları bu kampanyaların merkezine almak.
Iğdır'ın okullarında öğrenciler yalnızca Türkiye'nin başka şehirlerinden gelen yazarlarla değil, kendi şehirlerinde yaşayan yazarlarla da buluşmalı.
Bir öğrenci, kendi şehrinin yazarının hayat hikâyesini dinlemeli.
Onun kitabını okumalı.
Kendi şehrini anlatan eserleri tanımalı.
Çünkü öğrencinin karşısında konuşan yazarın aynı sokaklarda yürümüş olması, aynı şehrin havasını soluması, belki öğrencinin ailesini, köyünü, mahallesini tanıması, kitap ile çocuk arasında çok daha güçlü bir bağ oluşturabilir.
YEREL YAZAR SADECE YAZAR DEĞİLDİR; ŞEHRİN HAFIZASIDIR
Iğdır'ın yazarları sadece kitap yazan insanlar değildir.
Onlar aynı zamanda şehrin hafızasını tutuyorlar.
Bir yazar Iğdır'ın eski mahallelerini anlatıyor.
Bir başkası köy hayatını yazıyor.
Bir diğeri Iğdır'ın tarihini araştırıyor.
Bir şair çocukluğunun Iğdır'ını şiire dönüştürüyor.
Bir araştırmacı unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri kayıt altına alıyor.
Başka biri bölgenin sosyal ve ekonomik meselelerini ele alıyor.
Bütün bunlar aslında Iğdır'ın kültürel arşivini oluşturuyor.
Bugün önemsenmeyen bir kitap, yarın tarihçiler ve araştırmacılar için temel bir kaynak olabilir.
Bu nedenle yerel yazara sahip çıkmak yalnızca yazara yardım etmek değildir.
Şehrin kendi hafızasına sahip çıkmaktır.
KAMU KURUMLARINA ÇAĞRI
Iğdır Valiliği,
Iğdır Belediyesi,
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü,
İl Milli Eğitim Müdürlüğü,
Iğdır Üniversitesi
ve şehirde kültür alanında faaliyet gösteren bütün kurumlara açık bir çağrımız var:
Iğdır'ın yazarlarını görünür kılalım.
“Iğdır Okuyor” etkinliklerinin içerisine “Iğdır'ın Yazarlarıyla Buluşuyoruz” başlıklı ayrı bir program eklenebilir.
Her ay veya her dönem Iğdır'ın bir yazarı okuyucuyla buluşturulabilir.
Yerel yazarların kitaplarından okullara ve kütüphanelere belirli sayılarda satın alınabilir.
Iğdır İl Halk Kütüphanesinde “Iğdır Yazarları Bölümü” oluşturulabilir.
Belediyenin kültür etkinliklerinde yerel yazarlara düzenli olarak yer verilebilir.
Iğdır'da yayımlanan kitapların toplandığı bir “Iğdır Kültür ve Edebiyat Arşivi” oluşturulabilir.
Bunlar çok büyük bütçeler gerektiren projeler değildir.
Asıl ihtiyaç olan şey bakış açısını değiştirmektir.
BİR YAZARDAN 100 KİTAP ALMAK NEDEN ZOR OLSUN?
Örneğin Iğdır'da eser yayımlamış 30 yazar olduğunu düşünelim.
Her yazarın kitabından yalnızca 100'er adet satın alınsa 3.000 kitap eder.
Bu kitaplar okullara, kütüphanelere, kültür merkezlerine ve öğrencilere ulaştırılabilir.
Yazar da elindeki kitapların bir bölümünü ekonomik olarak değerlendirmiş olur.
Belki aldığı para yeni kitabının baskı masrafını karşılar.
Belki yeni bir araştırma yapmasına imkân verir.
Belki yıllardır üzerinde çalıştığı kitabı yayımlamasını sağlar.
Ve en önemlisi:
Yazar kendisini yalnız hissetmez.
MESELE PARA DEĞİL, DEĞER VERME MESELESİDİR
Burada yerel yazarların “Bize para verin” şeklinde anlaşılabilecek bir talebi yok.
Asıl mesele bundan çok daha büyük.
“Biz de varız.”
“Biz de yazıyoruz.”
“Bizim de kitaplarımız var.”
“Kendi şehrimizde görünmez olmayalım.”
demektir.
Bir yazarın kitabını satın almak, ona sadece ekonomik destek sağlamak değildir.
Aynı zamanda ona:
“Senin emeğin bu şehir için değerlidir.”
mesajını vermektir.
Belki de artık bu konuyu farklı bir açıdan düşünmenin zamanı geldi.
Iğdır'da yaşayan bir yazarın İstanbul'da veya Ankara'da tanınması beklenmeden önce kendi şehrinde tanınması gerekmez mi?
Kendi şehrinde okuyucusunu bulamayan bir yazarın başka şehirlerde kendisine yer açması ne kadar kolay olabilir?
Bir şehrin sanatçısını, şairini ve yazarını önce kendi insanı sahiplenmezse bunu kim yapacak?
İşte bu nedenle mesele birkaç kolinin içinde bekleyen kitaplardan çok daha büyük.
Mesele kültürel adalet meselesidir.
Iğdır'ın dışarıdan gelen yazarlara kapısını açması güzeldir.
Ama kapının içerideki yazarlara da açık olması gerekir.
İstanbul'dan gelen yazar da bizim misafirimizdir.
Ankara'dan gelen yazar da bizim misafirimizdir.
Onları ağırlamaktan, okuyucuyla buluşturmaktan memnuniyet duyarız.
Fakat aynı zamanda Iğdır'ın kendi yazarları da bu şehrin misafiri değil, sahibidir.
Onların kitapları da okullarda olmalı.
Onların kitapları da kültür etkinliklerinde tanıtılmalı.
Onların emeği de ekonomik bir değer bulmalı.
Çünkü bir şehir kendi yazarını görmezden gelirse, aslında kendi kültürünü görmezden gelir.
Bu nedenle çağrımız basit:
Iğdır Okuyor.
Öyleyse Iğdır'ın yazarlarını da okuyalım.
Iğdır'ın yazarlarını dinleyelim.
Ve yıllardır evlerde, depolarda, raflarda bekleyen kitapları okuyucularıyla buluşturalım.
Çünkü Iğdır'ın yazarları okurunu bekliyor.
Şimdi sıra Iğdır'ın onları görmesinde.





