Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi
Bazı topraklar vardır, haritada bir yerden ibaret değildir. Her karışı bir hatıradır, her dağı bir türküdür, her taşı bir tarihtir. İnsan o topraklardan uzak düşebilir ama yüreğini orada bırakır. İşte Karabağ, Azerbaycan halkı için tam da böyle bir vatandır.

Otuz yıl…
Bir insanın ömründe çok şeyin değişmesine yetecek kadar uzun, bir milletin hafızasında acıların nesilden nesile aktarılmasına yetecek kadar ağır bir zaman dilimi…
Azerbaycan halkı, 1990’lı yılların başında başlayan Birinci Karabağ Savaşı'nın ardından en ağır imtihanlarından birini yaşadı. Dağlık Karabağ ve çevresindeki yedi rayon Ermeni güçlerinin kontrolüne geçti. Ağdam, Fuzuli, Cebrayıl, Zengilan, Gubadlı, Kelbecer ve Laçın… Bir zamanlar hayatın, bereketin, kültürün ve insan seslerinin yükseldiği bu topraklar, savaşın ve işgalin karanlığına terk edildi.
Binlerce insan hayatını kaybetti. Bir milyonu aşan mülteci ve yerinden edilmiş insanın dramı, Kafkasya'nın hafızasına kazındı. Bir zamanlar evlerinin kapısını kilitlemeden uyuyan insanlar, bir gecede yurtlarından koparıldı. Anneler çocuklarını, çocuklar oyuncaklarını, yaşlılar bir ömür biriktirdikleri hatıralarını geride bıraktı.
Hocalı'da yaşanan insanlık dramı ise bu acı tarihin en karanlık sayfalarından biri oldu. 26 Şubat 1992 gecesi yüzlerce Azerbaycanlı sivil hayatını kaybetti. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar savaşın acımasız yüzüyle karşı karşıya kaldı. Hocalı, yalnızca Azerbaycan'ın değil, insanlık vicdanının da unutamayacağı bir trajedi olarak tarihe geçti.
Ağdam'ın sessizliğe gömülen sokakları, Fuzuli'nin yarım kalan hayatları, Karabağ'ın dağlarında yankılanan hasret türküleri… Her biri bir milletin yüreğinde kapanmayan yaraya dönüştü.
Biz Türkiye'de de bu acıyı uzaktan seyreden bir millet olmadık. Azerbaycan'ın yaşadığı her acıyı kendi acımız bildik. Çünkü bizim için Azerbaycan, sınırların ötesinde bir ülke olmanın çok ötesindeydi. Aynı kökten beslenen, aynı dili konuşan, aynı tarihî hafızayı ve kardeşlik duygusunu paylaşan bir milletin diğer yarısıydı.
Türkiye'de anneler Azerbaycanlı annelerin gözyaşını kendi gözyaşı bildi. Şehit haberleri geldiğinde yüreklerimiz birlikte yandı. Karabağ'ın işgal altında kalması, Türk dünyasının vicdanında kapanmayan bir yara olarak yaşadı.
Birinci Karabağ Savaşı'nın ardından 1994 yılında ateşkes sağlandı. Ancak ateşkes, acıları dindirmedi; yalnızca silahların sesini bir süreliğine susturdu. Yıllar geçti. Diplomatik girişimler sonuç vermedi. Uluslararası kararlar ve çözüm arayışları, yerinden edilmiş insanların evlerine dönmesini sağlayamadı.
Azerbaycan halkı ise umudunu kaybetmedi. Çünkü vatan sevgisi, zamanla eskimeyen bir duyguydu. Bir gün Karabağ'a dönüleceğine, bir gün Azerbaycan bayrağının yeniden o topraklarda dalgalanacağına inanıyordu.
Ve o gün geldi.
Tovuz'dan Karabağ'a uzanan yol
2020 yılının temmuz ayında Tovuz'da yaşanan çatışmalar, Azerbaycan halkının hafızasında yeni bir acı bıraktı. Azerbaycan-Ermenistan devlet sınırının Tovuz kesiminde yaşanan çatışmalarda Tümgeneral Polad Haşimov, Albay İlgar Mirzayev ve başka askerler şehit düştü. Bu kayıplar, Azerbaycan toplumunda büyük bir üzüntü ve kararlılık dalgası meydana getirdi.
Tovuz'da toprağa düşen kahramanların ardından Azerbaycan halkı bir kez daha kenetlendi. Şehitlerin hatırası, vatanın bütünlüğü için verilen mücadelenin sembollerinden biri oldu.
Aradan henüz birkaç ay geçmişti ki 27 Eylül 2020 tarihinde İkinci Karabağ Savaşı başladı.
Azerbaycan ordusu, Başkomutan İlham Aliyev'in liderliğinde tarihî bir mücadeleye girişti. Bu, yalnızca askerî birliklerin cephede karşı karşıya geldiği bir savaş değildi. Otuz yıllık hasretin, yarım kalmış hayatların, terk edilmiş evlerin ve bir milletin yeniden kavuşma arzusunun da mücadelesiydi.
Kırk dört gün…
Takvim yaprakları birer birer çevrilirken Azerbaycan ordusu ilerledi. Her gün yeni bir yerleşim yerinden kurtuluş haberi geldi. Cebrayıl, Fuzuli, Zengilan, Gubadlı… Köyler, kasabalar ve stratejik noktalar birer birer Azerbaycan'ın kontrolüne geçti.
Cephede mücadele eden askerlerin gözlerinde yalnızca zafer arzusu yoktu; yıllardır anne ve babalarının anlattığı memleketlerine kavuşmanın hayali vardı. Kimi belki çocukluğunda hiç görmediği köyüne dönüyordu, kimi babasının mezarının bulunduğu toprağa kavuşmak için ilerliyordu.
Ve nihayet 8 Kasım 2020…
Azerbaycan tarihinin altın sayfalarından biri o gün yazıldı. Karabağ'ın kültür ve tarih başkenti Şuşa, Azerbaycan ordusunun kahramanca mücadelesiyle işgalden kurtarıldı.
Şuşa'nın kurtuluşu, savaşın kaderini değiştiren tarihî dönüm noktası oldu.
Şuşa'nın taş sokaklarında yeniden yükselen Azerbaycan bayrağı, yalnızca bir askerî başarının değil, otuz yıllık bir özlemin de sembolüydü. O bayrak, geride bırakılmış evlerin, yarım kalmış hayatların ve yıllarca vatan hasretiyle yaşayan insanların adına dalgalanıyordu.
10 Kasım 2020 tarihinde imzalanan üçlü bildiriyle çatışmalar sona erdi. Ağdam, Kelbecer ve Laçın rayonlarının da belirlenen takvim çerçevesinde Azerbaycan'a iadesinin yolu açıldı. Böylece yaklaşık otuz yıldır devam eden işgal dönemi tarihî bir kırılma noktasına ulaştı.
Başkomutan İlham Aliyev ve demir yumruk
Tarihin bazı dönemlerinde milletlerin kaderini değiştiren liderler ortaya çıkar. Bu liderler, yalnızca bugünü yönetmekle kalmaz, gelecek nesillerin tarihini de şekillendirir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı İlham Aliyev, Karabağ mücadelesinin en önemli siyasi ve askerî aktörlerinden biri olarak bu tarihî dönemin merkezinde yer aldı.
İlham Aliyev'in liderliğinde Azerbaycan, otuz yıl boyunca yalnızca diplomatik çözüm arayışını sürdürmedi; aynı zamanda ordusunu modernleştirdi, savunma kapasitesini güçlendirdi ve devletin askerî imkânlarını geliştirdi. Uzun yıllar boyunca sürdürülen bu hazırlık, 2020 yılında sahada belirleyici bir güce dönüştü.
Savaşın en kritik günlerinde yaptığı konuşmalarla halkına seslendi. Azerbaycan halkının moralini yüksek tutmaya, milletin ortak iradesini güçlendirmeye çalıştı. Cephede kazanılan başarıları kamuoyuyla paylaştı. Şuşa'nın kurtuluşunu duyurduğu gün ise Azerbaycan tarihinde unutulmayacak bir an yaşandı.

Başkomutanın kararlılığı, ordunun cesareti ve halkın birlik duygusu aynı hedefte birleşmişti.
İlham Aliyev'in savaş boyunca sıkça kullandığı Demir Yumruk ifadesi, zamanla Azerbaycan'ın millî birlik ve kararlılık sembolüne dönüştü.
Elbette bu zaferin en büyük bedelini cephede savaşan askerler, şehitler ve onların aileleri ödedi. Başkomutanın tarihî sorumluluğu, askerlerin fedakârlığı ve milletin desteği aynı mücadelenin farklı ama birbirini tamamlayan unsurlarıydı.
Bir liderin tarihî rolü, milletinin zor zamanlarında üstlendiği sorumlulukla ölçülür. İlham Aliyev de Karabağ'ın kurtuluşuyla Azerbaycan'ın yakın tarihine damgasını vuran lider olarak hafızalarda yerini aldı.
Zaferin ardından yeniden doğan Karabağ
Karabağ'ın kurtuluşu, yalnızca askerî bir başarının öyküsü olarak kalmadı. Asıl büyük sınav, yıllarca yıkılmış ve terk edilmiş toprakları yeniden yaşanabilir hâle getirmekti.
Çünkü savaş meydanında kazanılan zaferin kalıcı anlamı, hayatın yeniden kurulmasıyla ortaya çıkar.
Ağdam'ın yeniden ayağa kaldırılması, Fuzuli'de yeni bir hayatın başlaması, Zengilan'da akıllı köy projelerinin hayata geçirilmesi, yolların, havaalanlarının ve altyapının inşa edilmesi bu yeni dönemin önemli adımları oldu.
2020'deki zaferin ardından 19-20 Eylül 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen askerî operasyonla Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesinde de egemenliğini yeniden tesis etti. Böylece ülkenin uluslararası alanda tanınan toprakları üzerindeki devlet egemenliğinin yeniden sağlanması süreci tamamlandı.
Şimdi Karabağ'da yalnızca bayraklar yükselmiyor; evler, okullar, yollar ve yeni umutlar da yükseliyor.
Yıllar önce evlerinden ayrılmak zorunda kalan insanların yeniden ata yurtlarına dönmesi, bu tarihî mücadelenin en anlamlı sonuçlarından biridir.
İki devlet, tek millet: Aynı sevincin iki yüreği
Karabağ zaferi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin de tarihî bir ifadesi oldu.
Türkiye, savaş boyunca Azerbaycan'ın yanında durdu. Siyasi ve diplomatik desteğini ortaya koydu. Türk milleti, Azerbaycan'ın haklı mücadelesini kendi meselesi olarak gördü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Azerbaycan'a verdiği destek ve iki ülke arasındaki güçlü dayanışma, bu kardeşliğin uluslararası alandaki en önemli göstergelerinden biri oldu.
Şuşa'nın kurtuluşunun ardından 15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan Şuşa Beyannamesi ise Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerini müttefiklik düzeyinde daha ileri bir noktaya taşıdı.
İşte bu nedenle Karabağ zaferi, yalnızca Azerbaycan'ın değil, Türk dünyasının da hafızasında özel bir yere sahiptir.
Bizler bu zaferi sevinçle karşılarken şehitleri de unutmadık. Çünkü biliyoruz ki her zaferin arkasında görünmeyen bir fedakârlık, her yükselen bayrağın altında toprağa düşmüş bir kahramanın hatırası vardır.
Bugün Karabağ'ın dağlarında Azerbaycan bayrağı dalgalanıyorsa, o bayrağın gölgesinde binlerce şehidin emaneti bulunmaktadır.
Bir milletin yeniden yazdığı tarih
Karabağ'ın hikâyesi, bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Vatan sevgisi, yalnızca güzel günlerde söylenen bir söz değildir. Vatan sevgisi, en karanlık günlerde umudunu kaybetmemek, en zor zamanlarda birlik olabilmek ve gelecek nesillere özgür bir ülke bırakabilmek demektir.
Otuz yıl boyunca Karabağ hasretiyle yaşayan Azerbaycan halkı, sonunda tarihinin en büyük zaferlerinden birine ulaştı.
Hocalı'nın acısı, Ağdam'ın sessizliği, Fuzuli'nin yarım kalmış hikâyesi ve Şuşa'nın yıllarca süren hasreti, Azerbaycan'ın ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Bugün o topraklarda yeniden hayat yeşeriyor.
Bir zamanlar ayrılık türküleri söylenen Karabağ'da şimdi çocuk seslerinin, okul zillerinin ve yeniden kurulan hayatların yükselmesini diliyoruz.
İlham Aliyev'in başkomutanlığında kazanılan 44 günlük Vatan Muharebesi, Azerbaycan'ın çağdaş tarihine bir zafer destanı olarak yazıldı. Bu destanın gerçek kahramanları ise canlarını vatan uğruna feda eden şehitler, gaziler, cephede mücadele eden askerler ve otuz yıl boyunca umutlarını yitirmeyen Azerbaycan halkıdır.
Ve biz Türkiye'den, bir kardeş milletin sevincine ortak olurken şunu söylüyoruz:
Karabağ, bir milletin hafızasıdır. Karabağ, bir milletin onurudur. Karabağ, Azerbaycan'dır!
Ne mutlu vatanı için mücadele edenlere, ne mutlu şehitlerinin hatırasını yaşatanlara, ne mutlu kardeşliğini sınırların ötesine taşıyanlara…
Karabağ'da zafer, Azerbaycan'da yeniden doğuş, Türkiye ile ebedî kardeşlik…
İki devlet, tek millet; aynı kökten, aynı gönülden, aynı geleceğe!..





