Bazı şehirler vardır; insan o şehirlerden yalnızca geçer. Bazı şehirler ise insana kendisini düşündürür.
Nahçıvan benim için ikinci tür şehirlerden biridir.
Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşlarımla birlikte yeniden Nahçıvan’a gittim. Aslında bu benim Nahçıvan’a ilk gidişim değildi. Daha önce de defalarca bu kadim Türk yurdunu ziyaret etmiştim. Fakat her ziyaret, insana aynı şehri yeniden keşfetme imkânı veriyor.
Bu defaki ziyaretimde özellikle bir şey dikkatimi çekti:
Nahçıvan yalnızca temiz ve bakımlı bir şehir değildir; aynı zamanda düzenin, estetiğin, kültürün ve kamusal alan anlayışının şehir hayatına nasıl yansıtılabileceğini gösteren canlı bir örnektir.
Bu nedenle Nahçıvan’a yalnızca bir turist gözüyle bakmak yeterli değildir. Nahçıvan aynı zamanda bir şehircilik laboratuvarı olarak incelenmelidir.
Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca beton, asfalt, bina ve caddelerden oluşmaz.
Şehir; insanın kendisini nasıl hissettiğidir.
Şehir; çocuğun parkta oynayabilmesi, yaşlının bankta huzur içinde oturabilmesi, kadının akşam saatlerinde kendisini güvende hissedebilmesi, esnafın ticaretini belirlenmiş alanlarda yapabilmesi ve yayaların kaldırımlarda rahatça yürüyebilmesidir.
Nahçıvan’da benim gördüğüm şehir anlayışının temelinde de galiba bu düşünce yatmaktadır:
Şehir insana hizmet etmek içindir.

Bir şehre girerken ilk izlenim: Yeşil bir koridor
Nahçıvan’a doğru ilerlerken şehrin şehirlerarası yollarının iki tarafındaki düzen dikkat çekiyor.
Yollar yalnızca ulaşım koridoru olarak görülmemiş.
Ağaçlar, güller ve çiçekler yol boyunca adeta şehre gelen insanı karşılayan doğal bir dekor oluşturuyor.
Bu durum basit bir peyzaj çalışması değildir.
Aslında burada daha derin bir şehircilik anlayışı vardır.
Modern şehircilikte yeşil alanların yalnızca estetik bir unsur olmadığı; hava kalitesi, sıcaklık kontrolü, yaya konforu, biyolojik çeşitlilik ve yaşam kalitesi bakımından önemli olduğu bilinmektedir.
Nahçıvan örneğinde ise yeşil doku, şehrin kimliğinin bir parçası hâline gelmiş görünmektedir.
Şehre yaklaşırken insan yalnızca binaları görmüyor.
Ağaçları görüyor.
Ve ağaçların arasından şehri görüyor.
Bu küçük gibi görünen ayrıntı, aslında büyük bir şehircilik anlayışının göstergesidir.

Türk dünyasının Vikipedi gönüllüleri Azerbaycan’da buluştu
Türk dünyasının Vikipedi gönüllüleri Azerbaycan’da buluştu
İçeriği Görüntüle

Asırlık çınarlar: Şehrin yaşayan hafızası
Nahçıvan sokaklarında dikkatimi çeken unsurlardan biri de yaşlı ve görkemli ağaçlardı.
Asırlık çınarlar yalnızca birer ağaç değildir.
Onlar şehrin hafızasıdır.
Bir çınarın gölgesinde belki birkaç kuşak insan dinlenmiştir.
Bir çocuk o ağacın altında oyun oynamış, yıllar sonra kendi çocuğunu aynı yere getirmiştir.
Şehircilik yalnızca yeni binalar yapmak değildir.
Şehircilik, geçmişten kalan değerleri geleceğe taşıyabilme sanatıdır.
Nahçıvan’ın tarihî ve doğal mirası içerisinde çok eski ağaçların da korunmuş olması bu açıdan anlamlıdır. Kurumsal kaynaklarda bölgedeki yüzyıllardır korunan doğa varlıkları arasında yaklaşık 800 yıllık bir Doğu çınarından da söz edilmektedir.
Türkiye’de ise zaman zaman şehirlerin genişletilmesi veya yol düzenlemeleri sırasında yaşlı ağaçların kolaylıkla gözden çıkarıldığına tanık oluyoruz.
Oysa bir ağacı kesmek birkaç dakikadır.
Yeni bir çınarın aynı ihtişama ulaşması ise insan ömrünü aşan bir zaman ister.
Bu nedenle Nahçıvan’ın ağaçlara yaklaşımı, Türkiye’deki şehircilik anlayışı açısından ayrıca incelenmeye değerdir.

8Cde7Db1 0Ebe 4D03 8988 Ab50679Af35B
Kaldırım kimin?
Belki de şehircilik konusunda üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konulardan biri kaldırımlardır.
Çünkü kaldırımın ne olduğunu biliyoruz ama kimin olduğunu zaman zaman unutuyoruz.
Kaldırım vatandaşındır.
Yaşlının, çocuğun, engellinin, annenin, öğrencinin, işçinin, memurun ve bütün yayaların ortak alanıdır.
Nahçıvan’da yaptığım gözlemlerde kaldırımların temel işlevinin korunduğunu gördüm.
Kaldırımda vatandaş yürüyebiliyor.
Dükkânların önüne taşan ürünler, masa ve sandalyeler, rastgele yerleştirilen ticari malzemeler yaya geçişini sürekli engelleyen bir görüntü oluşturmuyor.
Bu durum aslında çok basit bir şehircilik ilkesine dayanıyor:
Her şey olması gereken yerde olmalıdır.
Ticaret ticaret alanında,
araç yolda,
yaya kaldırımda,
çocuk parkta,
pazar pazar yerinde olmalıdır.
Şehircilik biraz da budur.

Parklar vatandaşındır
Nahçıvan’ın dikkat çeken özelliklerinden biri de geniş park alanlarıdır.
Parklar yalnızca boş alanları değerlendirmek için yapılmış yerler değildir.
Park, şehrin nefes alma alanıdır.
Çocukların oynadığı,
yaşlıların dinlendiği,
ailelerin bir araya geldiği,
insanların yürüdüğü,
bazen yalnızca bir ağacın altında oturup düşündüğü kamusal mekânlardır.
Nahçıvan’da parkların bu kamusal niteliğinin korunduğunu görmek dikkat çekicidir.
Parkın ortasında rastgele pazar tezgâhları kurulması veya parkların sürekli ticari faaliyet alanına dönüştürülmesi yerine, ticaretin kendi belirlenmiş alanlarında yapılması şehircilik bakımından önemli bir ayrımdır.
Bu yaklaşım, kamusal alan ile ticari alan arasındaki sınırın korunması anlamına gelir.
Ve bu sınırın korunması, şehir kültürünün temel göstergelerinden biridir.

Ticaret de düzen ister
Nahçıvan’da şehir hayatının önemli unsurlarından biri de ticaretin belirli alanlarda toplanmış olmasıdır.
Pazarlar vardır.
Esnafın faaliyet gösterebileceği alanlar vardır.
Mümine Hatun Türbesi'ne giden güzergâhta küçük dükkânların ve ticari işletmelerin bulunması da tarihî alan ile ekonomik hayatın tamamen birbirinden koparılmadığını göstermektedir.
Ancak önemli olan, ticaretin şehrin her tarafına kontrolsüz biçimde yayılmamasıdır.
Çünkü kontrolsüz ticaret yalnızca görüntü kirliliği oluşturmaz.
Yaya hareketini de bozar.
Trafiği etkiler.
Gürültüyü artırır.
Kamusal alanı daraltır.
Dolayısıyla iyi şehircilik, ticareti yasaklamak değil;
ticarete doğru yeri göstermektir.

Bir şehrin temizliği, aslında yönetim kültürünün aynasıdır
Nahçıvan’da beni etkileyen en önemli unsurlardan biri temizlikti.
Caddeler temiz.
Kamu alanları bakımlı.
Parklar düzenli.
Alışveriş merkezlerinde temizlik anlayışı dikkat çekici.
Fakat burada bir soruyu sormak gerekir:
Bir şehir neden temizdir?
Sadece belediye işçileri daha fazla çalıştığı için mi?
Hayır.
Şehir temizliği yalnızca temizlik personelinin görevi değildir.
Temizlik;
yönetim + denetim + vatandaş bilinci + kent kültürü
birlikteliğinin sonucudur.
Belediye her yeri temizleyebilir.
Fakat vatandaş yere sürekli çöp atıyorsa şehir yine temiz kalamaz.
Dolayısıyla Nahçıvan örneği yalnızca belediye hizmetleri açısından değil, toplumsal davranış ve kent kültürü açısından da değerlendirilmelidir.

Korkunun olmadığı şehir
Bir şehri anlamanın en önemli yollarından biri de akşam saatlerine bakmaktır.
Gündüz herkes şehirdedir.
Asıl şehir, akşam saatlerinde kendisini gösterir.
Nahçıvan’da hava serinlediğinde insanların aileleriyle birlikte dışarı çıktığını, parkların ve açık alanların kullanıldığını görmek insana farklı bir şehir duygusu veriyor.
Çocuklar,
anneler,
babalar,
yaşlılar,
gençler...
Şehrin ortak alanlarında birlikte bulunuyor.
Bu tablo, güvenlik hissinin şehir yaşamındaki önemini gösteriyor.
Elbette hiçbir toplum için “suç yoktur”, “hırsızlık yoktur” veya “kadına yönelik suçlar hiç yaşanmamaktadır” gibi mutlak ifadeler, resmî istatistiklerle desteklenmeden bilimsel biçimde kullanılmamalıdır.
Ancak bir ziyaretçinin gözlemleyebileceği çok önemli bir gerçek vardır:
Nahçıvan’da kamusal alanda güven duygusu güçlü bir şehir atmosferi oluşturmaktadır.
Şehirde yürürken sürekli bir tehdit algısı yaşamamak, insanların gece ve gündüz kamusal alanları kullanabilmesi, kent yaşamının kalitesini doğrudan etkileyen unsurlardır.

Görüntü kirliliği olmayan şehir mümkün mü?
Türkiye’nin pek çok şehrinde üzerinde durulması gereken konulardan biri görüntü kirliliğidir.
Her yere asılan tabelalar,
birbirinden farklı reklam panoları,
kontrolsüz afişler,
elektrik kabloları,
kaldırım işgalleri,
uyumsuz bina cepheleri,
rastgele yerleştirilmiş satış stantları...
Bütün bunlar zamanla şehrin estetik bütünlüğünü bozar.
Nahçıvan’da ise şehir dokusunun daha kontrollü olduğunu görmek mümkündür.
Bu bize şunu hatırlatıyor:

Şehir estetiği tesadüfen oluşmaz.
Birileri karar verir.
Kurallar koyar.
Uygular.
Denetler.
Ve sonunda şehir ortaya çıkar.

Heykellerle konuşan şehir
Nahçıvan’ın beni etkileyen başka bir özelliği de kültür insanlarına verdiği değerdir.
Yazarlar,
şairler,
ressamlar,
müzik insanları,
devlet adamları...
Şehirde onların izlerini görmek mümkündür.
Bu çok önemli bir kültür politikasıdır.
Çünkü bir şehir yalnızca yaşayanların değil, kendisinden önce yaşayanların da şehridir.
Bir çocuğun her gün okuluna giderken bir şairin heykelini görmesi ile o şairin adını yalnızca bir kitapta okuması aynı şey değildir.
Heykeller, müzeler, anıtlar ve ev müzeleri geçmişi bugüne taşır.
Nahçıvan’ın kültürel mirasının genişliği de dikkat çekicidir. Kurumsal kaynaklarda Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nde 1.162 tarihî-kültürel anıt bulunduğu; bunların arkeolojik, mimari, anıtsal sanat ve tarihî eserler gibi farklı kategorilere ayrıldığı belirtilmektedir.
Bu nedenle Nahçıvan’ı yalnızca “temiz bir şehir” olarak tanımlamak eksik kalır.
Burası aynı zamanda hafızasını korumaya çalışan bir şehirdir.

F4B9D407 6C8E 42E9 Adbf 36190F29Bd01
Mümine Hatun: Geçmişin bugüne emaneti
Nahçıvan'ın merkezindeki Mümine Hatun Türbesi, şehir ile tarih arasındaki ilişkinin en güzel örneklerinden biridir.
XII. yüzyılda mimar Acemi Nahçıvani tarafından inşa edilen eser, Nahçıvan mimarlık okulunun önemli örneklerinden biridir. Geometrik süslemeleri, tuğla ve çini kullanımıyla dikkat çeken yapı, tarihî mirasın şehir hayatının içinde nasıl korunabileceğini göstermektedir.
Burada insan ister istemez düşünüyor:
Biz şehirlerimizi inşa ederken geçmişimizi nereye koyuyoruz?
Nahçıvan'ın verdiği cevap açıktır:
Geçmiş şehrin dışına atılmamalıdır.
Geçmiş, şehrin merkezinde yaşamalıdır.

Hüseyin Cavid ve kültürel vefa
Nahçıvan'ın kültürel hafızası denildiğinde Hüseyin Cavid'i ayrıca anmak gerekir.
Şair ve dramaturg Hüseyin Cavid, Azerbaycan edebiyatının önemli isimlerinden biridir.
Sovyet döneminin ağır şartları altında Sibirya'da hayatını kaybeden Cavid'in naaşı, 1982 yılında Haydar Aliyev'in girişimiyle doğduğu Nahçıvan'a getirildi ve burada yeniden toprağa verildi. Bugün Hüseyin Cavid'in ev-müze ve anıt kompleksi Nahçıvan'ın önemli kültürel mekânlarından biridir.
Bu olay, yalnızca bir sanatçının mezarının taşınması değildir.
Bu olay aynı zamanda bir toplumun kendi kültür insanına gösterdiği vefa duygusunun sembolüdür.
Bir devlet adamının, bir şairin kemiklerini yıllar sonra doğduğu topraklara getirtmesi bize şu mesajı verir:
Toplumlar yalnızca yollar ve binalarla değil, hatırladıkları insanlarla da medeniyet kurarlar.


Haydar Aliyev ve Nahçıvan
Nahçıvan denildiğinde Azerbaycan'ın modern tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Haydar Aliyev'i de hatırlamak gerekir.
Haydar Aliyev'in Nahçıvan ile ilişkisi yalnızca doğduğu topraklarla sınırlı değildir.
Nahçıvan, onun siyasi hayatının önemli dönemlerinden birine de sahne olmuştur.
Ancak Haydar Aliyev'in Nahçıvan'a bıraktığı en önemli miraslardan biri, şehrin tarihî ve kültürel değerlerinin korunmasına verilen önem bağlamında değerlendirilmelidir.
Hüseyin Cavid'in naaşının Nahçıvan'a getirilmesi bunun sembolik örneklerinden biridir.
Böylece tarih ile bugünün yönetimi arasında bir bağ kurulmuştur.

Nahçıvan'dan Türkiye'ye bakmak
Nahçıvan Türkiye için özellikle önemlidir.
Çünkü bu şehir bize uzak bir coğrafyada, tamamen farklı bir kültür içerisinde bulunan bir örnek değildir.
Türkiye'nin hemen yanı başındadır.
Iğdır'ın karşısındadır.
Aynı coğrafyanın insanlarıdır.
Aynı kültürel havzanın önemli parçalarıdır.
Bu nedenle Türkiye'nin şehircilik konusunda örnek ararken yalnızca Londra'ya, Paris'e, Berlin'e veya başka Avrupa kentlerine bakması gerekmiyor.
Bazen insanın kendi coğrafyasındaki örneğe bakması daha öğretici olabilir.
Nahçıvan bunun için önemli bir örnektir.

Türkiye'nin belediye başkanları Nahçıvan'a gitmeli
Belki bu yazının en iddialı cümlesi budur:
Türkiye'deki belediye başkanları, belediye yöneticileri, şehir plancıları ve ilgili kamu görevlileri Nahçıvan'ı görmelidir.
Ama turist olarak değil.
Bir şehircilik heyeti olarak.
Kaldırımları incelemelidirler.
Parkları incelemelidirler.
Ağaçlandırmayı incelemelidirler.
Pazar yerlerini incelemelidirler.
Tarihî eserlerin şehirle bütünleşmesini incelemelidirler.
Kent estetiğini incelemelidirler.
Temizlik sistemini incelemelidirler.
Kamusal alan yönetimini incelemelidirler.
Ve en önemlisi, “Şehir kimin için kuruluyor?” sorusunun cevabını aramalıdırlar.
Eğer cevap “insan için” ise, şehir ona göre düzenlenmelidir.

Sonuç: Şehir dediğimiz şey beton değil, medeniyettir
Nahçıvan'dan ayrılırken insanın zihninde yalnızca güzel binalar veya temiz caddeler kalmıyor.
Daha derin bir soru kalıyor:
Biz şehirlerimizi nasıl yönetiyoruz?
Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yüksek binalarının sayısıyla ölçülemez.
Şehrin gelişmişliği;
kaldırımında,
parkında,
ağacında,
temizliğinde,
tarihî eserine verdiği değerde,
çocuğuna sunduğu oyun alanında,
yaşlısına sunduğu huzurda,
kadınına sağladığı güven duygusunda,
esnafına gösterdiği düzenli ticaret alanında,
yayaya ayırdığı mekânda
ve bütün bunların arkasındaki yönetim anlayışında saklıdır.
Nahçıvan'da gördüğüm şehircilik anlayışının en önemli tarafı bana göre budur.
Şehir insana hükmetmiyor.
İnsana hizmet ediyor.
Kaldırım araç için değil, insan için.
Park ticaret için değil, insan için.
Ağaç yalnızca süs için değil, gelecek nesiller için.
Tarih yalnızca geçmişi anlatmak için değil, bugünün insanına kim olduğunu hatırlatmak için korunuyor.
Şehir yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olacak şekilde düşünülüyor.
Bu nedenle Nahçıvan'a yalnızca “temiz bir şehir” demek haksızlık olur.
Nahçıvan, şehir ile insan arasındaki ilişkinin nasıl kurulabileceği üzerine düşünmemizi sağlayan bir örnektir.
Ve Türkiye'nin özellikle sınır kentleri açısından bu deneyimin incelenmesi büyük önem taşımaktadır.
Iğdır'ın hemen karşısında duran Nahçıvan, aslında bize sessizce bir şey söylüyor:
“Şehir yapmak başka şeydir; şehir kurmak başka.”
Şehir yapmak asfalt dökmek, bina dikmek, yol açmak olabilir.
Ama şehir kurmak;
insanı düşünmektir,
geçmişi korumaktır,
geleceği planlamaktır,
ağacı yaşatmaktır,
kaldırımı yayaya bırakmaktır,
parkı vatandaşa ayırmaktır,
ticareti düzenlemektir,
kültüre sahip çıkmaktır,
kamusal alanı korumaktır.
Kısacası şehir kurmak, medeniyet kurmaktır.
Belki de bu yüzden Nahçıvan'dan Türkiye'ye dönerken insanın aklında tek bir düşünce kalıyor:
Belediye başkanlarımız ve şehir yöneticilerimiz bir gün Nahçıvan'a gitmeli; şehri yalnızca gezmemeli, şehrin nasıl yönetildiğini görmeli.
Sonra Türkiye'ye dönüp kendi şehirlerine yeniden bakmalı.
Çünkü bazen bir şehri değiştirmek için yeni bir proje yazmak gerekmez.
Bazen başka bir şehre gidip,
“Biz nerede yanlış yapıyoruz?”
diye sormak yeterlidir.
Nahçıvan'ın Türkiye'ye verebileceği en büyük ders belki de budur.
Temiz bir şehir mümkündür.
Düzenli bir şehir mümkündür.
Yeşil bir şehir mümkündür.
Tarihiyle barışık bir şehir mümkündür.
İnsanı merkeze alan bir şehir mümkündür.Ve bütün bunlar, Türkiye'nin hemen yanı başında Nahçıvan'da görülebilmektedir.

Muhabir: Haber Merkezi